Meleğin Sırları - Nehir Erdoğan


Yönetmen: Aclan Büyüktürkoğlu
Oyuncular: Nehir Erdoğan, Nilüfer Açıkalın, Ayşe Nil Şamlıoğlu, Jay Karnes

Konu

İngilizce öğrenmek amacıyla ABD'ye gelen 'Ebru' adlı Türk kızının başından geçenleri konu alan filmde Nehir Erdoğan'a Türk oyuncular Nilüfer Açıkalın ve Ayşe Nil Şamlıoğlu eşlik ediyor.

Çekimleri Hollywood’da gerçekleştirilen ilk Türk-Amerikan filmi olma özelliği taşıyan Meleğin Sırları/Broken Angel’ da sadece Türk oyuncular değil, Amerikan ve Türk seyircisinin yakından tanıdığı Amerikalı oyuncularda yer alıyor: Digitürk’te yayınlanan 'The Shield' dizisiyle tanınan Jay Karnes, 'Starship Troopers' ve ‘Stigmata’ filmiyle zirveye çıkan ve ‘Days of OurLives’, ‘Melrose Place’ gibi dizilerle ülkemizde de tanınan ve People dergisi tarafından Dünyanın En Güzel 50 kişisi listesine seçilen Patrick Muldoon ve ‘Asteroid’ filmin ana karakterlerinden Zachary Charles, filmde önemli rollerde yer alan Amerikalı oyuncular arasında.

Filmde, annesi tarafından ABD’ye gönderilen ancak oradaki hayat şartlarının filmlerde sunulduğu gibi toz pembe olmadığını anlayan masum bir genç kız olan Ebru'nun aşk hayatında yaşadığı hayal kırıklıkları ve başına gelen kötü olaylar sonrasında düştüğü durumu ve onu bu kötülüklerden korumaya çalışan Rusty isimli işitme engelli bir sanatçı konu ediliyor.

Meleğin Sırları/Broken Angel filminin yapımcıları Leslie Büyüktürkoğlu ve Kevin Corchiani bunun Türkiye'nin gerçek yüzünü anlatmayı amaçlayan bir film serisinin ilki olduğunu belirttiler. Meleğin Sırları/Broken Angel’ın Mart ayında Türkiye’de gösterime girmesi bekleniyor. Filmin yapımcıları, filmden ve filmin başrol oyuncusu Nehir Erdoğan’ın performansından çok etkilendiklerini ve yurt dışındaki festivallerde ‘en iyi film’ ve ‘en iyi kadın oyuncu’ dallarında ödül kazanacaklarından çok ümitli olduklarını belirttiler.

Meleğin Sırları Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşey

Göz - The Eye


Yönetmenler David Moreau Xavier Palud
Oyuncular Jessica Alba, Alessandro Nivola, Parker Posey, Rade Serbedzija, Fernanda Romero, Rachel Ticotin, Chloe Moretz
Senaryo Sebastian Gutierrez
Yapımcılar Don Granger, Paula Wagner
Görüntü Yönetmeni Jeff Jur
Prodüksiyon Tasarımı James H. Spencer
Kostüm Tasarımı Michael Dennison
Kurgu Patrick Lussier
Özgün Müzik Marco Beltrami
Yapımcı Stüdyo Lionsgate Pictures, Paramount Vantage
Türkiye Dağıtımı Warner Bros. / Fida Film
Gösterim Tarihi 29 Şubat 2008

Sydney Wells (JESSICA ALBA), Los Angeles’lı, ünlü bir konser kemancısıdır. Zeki, başarılı ve son derece bağımsız bu genç kadın, çocukluğunda yaşadığı bir talihsizlik sonucu kör olmuştur. Hikayenin başında, Sydney ikili kornea nakli ameliyatı geçirerek yirmi yılı aşkın süreden sonra tekrar görmeye başlar. Ameliyatın ardından, nöroloji uzmanı Dr. Paul Faulkner (ALESSANDRO NIVOLA), Sydney’ye tekrar görmenin getireceği uyum sorunlarını aşması ve gördüklerini anlaması için yardım etmek üzere görevlendirilir. Ablası Helen’ın (PARKER POSEY) da desteğiyle, Sydney’nin dünyası yavaş yavaş anlam kazanmaya başlar.

Ancak Sydney'nin mutluluğu kısa sürer. Anlaşılamaz şekilde tuhaf ve korkutucu görüntüler genç kadını rahat bırakmaz. Acaba bunlar ameliyatın geçici bir sonucu mudur, Sydney'nin zihninin uyum sürecinin bir parçası mıdırlar, yoksa hayal gücünün ürünü müdürler? Ya da çok daha dehşet verici bir şeyin işareti midirler? Ailesi ve arkadaşları genç kadının akıl sağlığından şüphe etmeye başlamışken, Sydney yeni gözlerinin bir şekilde sadece kendinin görebildiği korkunç bir dünyanın kapılarını açtığına inanmaya başlar.

Lionsgate ve Paramount Vantage’ın sunduğu “THE EYE/GÖZ”, algı ve gerçekliğin sınırlarını zorlayan, tüyler ürpertici ve korkunç bir doğaüstü gerilim. Hit olmuş uluslararası Fransız filmi “ILS”i (“THEM”) de yönetmiş olan ikili David Moreau ve Xavier Palud’nün yönettiği “THE EYE/GÖZ”ün başrollerinde Jessica Alba, Alessandro Nivola, Parker Posey ve Rade Serbedzija yer alıyor. “THE EYE/GÖZ”ün yapımcılığını Paula Wagner, Don Granger ve Michelle Manning, yönetici yapımcılığını ise Mike Elliott, Peter Chan, Roy Lee, Doug Davison, Michael Paseornek, Peter Block, Tom Ortenberg ve Darren Miller üstlendiler.

Göz / The Eye Hakkında Bilmek İstediğiniz herşey

Kolera Günlerinde Aşk


Nobel ödüllü Gabriel Garcia Marquez'in unutulmaz başyapıtından uyarlama.

Yönetmen: Mike Newell
Oyuncular: Javier Bardem, Giovanna Mezzogiorno, Benjamin Bratt, John Leguizamo, Liv Schreiber,
Catalina Sandino Moreno, Fernanda Montenegro, Hector Elizondo
Senaryo: Ronald Harwood (Gabriel Garcia Marquez’in aynı adlı kitabından)
Yapımcı: Scott Steindorff
Görüntü Yönetmeni: Alfonso Beato
Prodüksiyon Tasarımı: Wolf Kroeger
Kostüm Tasarımı: Marit Allen
Kurgu: Mick Audsley
Set Dekorasyonu: Eli Griff
Özgün Müzik: Antonio Pinto
Yorumcu: Shakira

Mekanı Kolombiya’ya bağlı Cartagena kenti olan ve yarım yüzyıllık çok çok uzun bir zaman dilimine yayılan bu müthiş aşk öyküsünde, hayatındaki tek aşkına kavuşabilmek için 50 yıl beklemeyi göze alan bir erkeğin inanılmaz tutkusu ve saplantısı konu edilir.

Portresini “İhtiyarlara Yer Yok”la Oscar ödülüne aday gösterilen Javier Bardem’in çizdiği Florentino Ariza, romantik ve şair ruhlu bir telgraf memurudur. Zengin bir tüccarın kızı olan Fermina Daza’yı (Giovanna Mezzogiorno) gördüğü anda hayatının aşkını bulduğunu anlar. Peşpeşe yazdığı tutku dolu aşk mektuplarıyla genç kızın yüreğinde kıpırtılar uyandırmayı başarır. Ancak genç kızın tüccar babası (John Leguizamo) bu ilişkiyi öğrenince öfkeye kapılır ve onları sonsuza kadar ayırmaya yemin eder.

Fermina seçkin bir aristokrat olan Dr. Juvenal Urbino (Benjamin Bratt) evlenir. Juvenal bölgeyi esrarengiz bir şekilde kuşatan kolera hastalığıyla baş etmek için düzen ve ilaç getiren bir doktordur. Evlendikten sonra eşini Paris’e götürür ve uzun yıllar boyunca orada yaşarlar. Sonunda Cartagena’ya geri döndüklerinde Fermina ilk aşkını çoktan unutmuş gibi görünür.

Ancak Florentino aslında ilk aşkını hiçbir zaman unutmamıştır. Florentino, artık gemi sahibi varlıklı bir erkektir ve Fermina’yı beklerken çok sayıda kadınla ilişkiye girmiştir.Ancak hala Fermina’nın aşkıyla yanıp tutuşmaktadır. Kalbi sabırlıdır ve hayatının kadınıyla yeniden bir arada olma fırsatı için ömür boyu bekleyecektir.

Yönetmenliğini Mike Newell’in üstlendiği “Love in the Time of Cholera – Kolera Günlerinde Aşk”, sevginin özüne, temeline yapılan duygusal ve karmaşık bir yolculuktur. The Stone Village Pictures’ın sunduğu filmin yapımcılığını Altın Küre ödüllü yapımcı Scott Steindorff gerçekleştirdi. Senaryosunu, Gabriel Garcia Marquez’in aynı adlı romanından Oscar ödüllü yazar Ronald Harwood yazdı.

Filmin başrollerinde Oscar adayı aktör Javier Bardem (“Before Night Falls”, “The Sea Inside”, “No Country for Old Men”); Giovanna Mezzogiorno (“Don’t Tell”, “Facing Windows”); Benjamin Bratt (“Traffic”, “Clear and Present Danger”); Oscar adayı Catalina Sandino Moreno (“Maria Full of Grace”); Hector Elizondo (“The Princess Diaries 1 & 2”, “Pretty Woman”); Liev Schreiber (“The Omen”); Fernanda Montenegro (“The House of Sand and Fog”, “Central Station”); Laura Harring (Mulholland Dr.) ve John Leguizamo (“Moulin Rouge”, “Collateral Damage”) paylaştılar.

Filmin kamera arkasında ise, görüntü yönetmenliğini Alfonso Beato (The Queen); prodüksiyon tasarımlarını Wolf Kroeger (Beyond Borders); kurgu editörlüğünü Mick Audsley (Harry Potter and the Goblet of Fire); kostüm tasarımlarını Marit Allen (Brokeback Mountain) hayata geçirdi. Müziklerini Antonio Pinto’nun (City of God) bestelediği filme, Kolombiya doğumlu pop yıldızı Shakira da özel olarak hazırladığı orijinal şarkılarıyla katkıda bulundu.

Kolera Günlerinde Aşk ile ilgili herşey

M.Ö. 10.000 Filmi Neyi Anlatıyor?


Yönetmen : Roland Emmerich
Oyuncular: Steven Strait (D'Leh), Camilla Belle (Evolet), Cliff Curtis, Omar Sharif
Senaryo: Roland Emmerich, Harald Kloser
Yapımcılar : Roland Emmerich, Mark Gordon, Michael Wimer
Görüntü Yönetmeni: Ueli Steiger
Prodüksiyon Tasarımı: Jean – Vincent Puzos
Kostüm Tasarımı: Renee April, Odile Dicks – Mireaux
Kurgu: Alexander Berner
Özgün Müzik: Harald Kloser, Thomas Wanker
Türkiye Dağıtımı: Warner Bros.
Gösterim Tarihi: 07 Mart 2008

Yönetmen Roland Emmerich kehanet ve tanrıların hüküm sürdüğü, ruhların etrafta kol gezdiği, güçlü mamutların toprağı sarstığı mitolojik bir dönemde geçen müthiş bir destansı serüvenle sinemaseverlerin karşısına geçmeye hazırlanıyor.
Uzak bir dağ kabilesinde, genç avcı D’Leh (Steven Strait) kalbinin kraliçesini bulmuştur: Güzel Evolet (Camilla Belle)… Gizemli bir savaşçı grup, köyünü yağmalayıp, Evolet’i kaçırınca, D’Leh sevdiği kadını kurtarmak için savaşçıların peşinden dünyanın öbür ucuna kadar gitmek üzere küçük bir avcı grubuna önderlik etmek zorunda kalır.
Kaderin rüzgarına kapılan bu zoraki savaşçı-avcı grup, kılıç dişli kaplanlar ve tarih öncesi yırtıcılarıyla mücadele eder; kahramanca yolculuklarının sonunda bir Kayıp Uygarlığı ortaya çıkarırlar. Nihai kaderlerinde dev piramitlerin gökyüzüne uzandığı, hayalgücünün ötesinde bir imparatorluk vardır. Burada D’Leh’inin halkını zorla köleleştiren güçlü bir tanrıyla karşı karşıya gelecektirler.
Başrollerini Steven Strait, Camilla Belle ve Cliff Curtis’in üstlendiği filmi Roland Emmerich yönetti. Senaryosunu Roland Emmerich ile Harald Kloser’in kaleme aldığı filmde Michael Wimer, Roland Emmerich ve Mark Gordon yapımcı, Harald Kloser, Sarah Bradshaw, Tom Karnowski, Thomas Tull ve William Fay yönetici yapımcı olarak görev aldı. Görüntü yönetmeni Ueli Steiger, yapım tasarımcısı Jean-Vincent Puzos, kurgu ustası Alexander Berner ve kostüm tasarımcıları Odile Dicks-Mireaux ile Renee April filmin yaratıcı ekibini oluşturuyorlar. “10,000 BC/MÖ 10.000”in müziği Harald Kloser ve Thomas Wander’in imzasını taşıyor.
M.Ö. 10.000 hakkında daha detaylı bilgiler için tıklayınız

Amerikan Sağlık Sistemi Hakkındaki Gerçekler

Türkiye sinemalarında gösterime giren "Hasta - Sicko" filmi, Amerikan sağlık sistemi hakkındaki tartışmaları da gündeme taşıdı. Michael Moore'un yönettiği "Hasta"daki verilere göre Amerikan sağlık sisteminin gerçekleri şöyle:
• Birleşik Devletler dünyadaki evrensel bir sağlık sigorta sistemi olmadan endüstrileşmiş tek ülkedir.
• 2006 yılında, Amerikan nüfus sayımında 46 milyon Amerikalı’nın (şu anda 45 milyon seviyesine düşmüştür.) sağlık sigortası olmadığı anlaşılmıştır.
• Yoksulluk sınırının altında yaşayan ailelerin üçte birinden fazlası (%36) sigortasız. İspanyol kökenli Amerikalıların sayısı (%34) sigortasız beyaz Amerikalıların neredeyse iki katıyken (%13), siyah Amerikalıların %21’i sigortasız.
• Amerika’da 9 milyondan fazla çocuğun sağlık sigortası yok.
• 18000 insan her sene sigortaları olmadığı için ölüyor.
• BM İnsan Gelişim Raporuna göre “Sigortasızların kurallara uygun ayakta tedavi görmelerine pek rastlanmıyor. Bu yüzden önemsiz sağlık sorunları için hastaneye yatırılıyorlar. Hastanedeyken yeterli bakım yapılmıyor ve sigortalı hastalara göre ölüm sayısı daha fazla oluyor. Ayrıca daha az önleyici bakım alıyorlar. Sigortasızların %40’ından fazlasının hasta olduklarında gidebilecekleri düzenli bir yer bulunmuyor ve sigortasızların üçte birinden fazlası kendileri veya ailelerindeki birinin kendilerine önerilen tedavileri ilaçların pahalılığı yüzünden uygulayamadığını söylüyor.
• İflasların yarısı tıbbi faturalar yüzünden meydana geliyor. Bu dosyaların üçte biri sağlık sigortası olan insanların dosyaları.
• Amerika’da sağlığa ayrılan bütçe yıllık yaklaşık 2 trilyon dolar veya kişi başı 6697 dolar. Amerika Birleşik Devletleri dünyada sağlığa en çok para ayıran ülke durumunda.
• İdari harcamalar Amerika’daki tüm sağlık harcamalarının %31’ini oluşturuyor. Amerika özel sağlık sigortacıları için ortalama genel gider %11.7; Medicare için %3.6; Kanada ulusal sağlık sigortası programı için %1.3’tür.
• BM İnsan Gelişim Raporuna göre Amerika sağlığa en çok parayı ayıran ülke olmasına rağmen bebek ölüm oranı Amerika’da çoğu gelişimini tamamlamış ülkeden daha fazladır.
• El Salvador’da doğan bir bebeğin yaşama şansı Detroit’te doğan bir bebekten daha fazladır. Detroit’te bebek ölüm oranı 15.5 iken El Salvador’da bu oran 9.7’dir.
• Kanadalılar bizden ortalama olarak üç yıl daha fazla yaşamaktadırlar.
• Amerika Tıp Birliği Dergisi’ndeki bir araştırma eski Amerikalıların kendi dönemlerindeki İngilizlere göre daha sağlıksız olduğunu göstermiştir. Bizde daha fazla şeker hastası, kalp krizi, ciğer hastalıkları ve kanser görülmekteydi. En fakir İngilizlerin ortalama yaşam süresi en zengin Amerikalıdan daha fazla olabiliyordu.
• BM İnsan Gelişim Raporuna göre Küba’daki bebek ölüm oranı Amerika’dakinden daha azdır.
• Önümüzdeki on yıl içinde 2003 Medicare Part D’nin sonucu olarak federal hükümet ilaç ve sağlık endüstrisine yaklaşık 822 milyar dolar ayıracak.
• Washington’da meclis üyeleri sayısının en az dört katı kadar sağlık sistemi lobicisi bulunmaktadır.
• Amerikalıların %90’ı Amerika sağlık sisteminin önemli değişikliklere veya tamamen baştan yapılanması gerektiğine inanmaktadır. Amerikalıların üçte ikisi federal hükümetin tüm vatandaşlar için evrensel sağlık sistemini garanti etmesi gerektiğini düşünüyor.

Recep İvedik Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşey


Agresif, kompleksli ama kedi gibi bir adam...

Yönetmen Toğan Gökbakar
Oyuncular Hakan Bilgin, Şahan Gökbakar, Fatma Topbaş, Tuluğ Çizgen, Nedim Doğan, Vural Buldu,Hakan Akın, İsmail Hakkı
Senaryo Şahan Gökbakar, Serkan Altuniğne
Yapımcılar Faruk Aksoy, Mehmet Ergin Soyarslan, Ayşe Germen
Yardımcı Yönetmen Hatice Yakar
Reji Asistanı Başak Yoldan
Görüntü Yönetmeni Ertunç Şenkay
Sanat Yönetmeni Koray Fındıkçıoğlu
Kostüm Sorumlusu Seden Tuncer
Set Amiri Melih Sezgin
Türkiye Dağıtımı Özen Film
Gösterim Tarihi 22 Şubat 2008

Adamın biri yolda cüzdanını düşürür, sokaklarda yaşayan başka bir adam tam cüzdanı kapıp kaçacakken Recep İvedik onunla mücadeleye girer. Sonunda sahibine teslim etmek üzere evsiz adamın elinden cüzdanı almayı başaran Recep İvedik kafasını çevirdiği anda cüzdan sahibinin çoktan gittiğini farkeder.

Akşam evinde televizyon seyreden Recep İvedik, cüzdanın Antalyalı çok önemli bir iş adamına ait olduğunu öğrenince arabasına atlar ve güneye doğru yola koyulur. Yol boyunca birbirinden komik sürprizlerle karşılaşan Recep İvedik en sonunda Antalya'ya varmayı başarır ve cüzdanı turizmci Muhsin Bey'e teslim eder. İş adamının ısrarlarına rağmen Recep İvedik ne para almayı kabul eder ne de otelde kalmayı...

Fakat tam otelden ayrılacakken çocukluk aşkı Sibel'in bir tur otobüsünden indiğini farkeder. Artık Recep İvedik'in tek bir amacı vardır; kendisini tanımayan, hatta hatırlamayan Sibel'e kendini beğendirmek...

Recep İvedik'in asıl keyifli tatil macerası bundan sonra başlayacaktır.

Daha fazlası için tıklayın

Bruckheimer, Hollywood’un en başarılı yapımcılarından

YAPIMCI JERRY BRUCKHEIMER’IN GÖZÜYLE “KARAYİP KORSANLARI: ÖLÜ ADAMIN SANDIĞI”

“The Pirates of the Caribbean” üçlemesi, efsanevi film yapımcısı Jerry Bruckheimer’ın neden film yaptığının özünü temsil ediyor.

“Pirates’i seviyorum çünkü çocuklarımızı da alıp ailece keyif yapabileceğimiz çok az film var” diyor ünlü yapımcı, “Bildiğiniz gibi yeteri kadar para kazandım. Artık daha fazlasına ihtiyacım yok. Bu filmleri insanları eğlendirmek için yapıyorum. Böyle filmler global düzeyde insanları eğlendirir, izleyicinin birkaç saatliğine de olsa kendi yaşamından uzaklaşmasını sağlar.”

“Karayip Korsanları” serisinin “Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl” adını taşıyan ilk filmi 2003 yılında gösterime girdiğinde, eleştirmenlerin övgüsünü kazanırken gişe zaferine de ulaştı. O filmin yapımcısı Jerry Bruckheimer, “Pirates 2: Dead Man’s Chest” ve “Pirates 3”ü ardarda çekmek için ekibini –yönetmen Gore Verbinski, başrol oyuncuları Johnny Depp, Keira Knightley ve Orlando Bloom ile teknik ekipler- yeniden bir araya topladı.

“Aynı yönetmen, aynı oyuncu kadrosu ve teknik ekip bir araya gelmeseydi, şu anda burada olmazdık” diyor bu konuda…

Bruckheimer ayrıca gişe fenomenine dönüşen ilk “Pirates”in filme alındığı günlerde bir devam filmi çekmeyi düşündüklerini de itiraf ediyor. Ancak bir eğlence parkı atraksiyonunu temel alan bir filmin ticari başarı şansı olmadığı yönünde medyanın kuşkuları olduğu için bu düşüncesini o dönemde gerçekleştiremediğini belirtiyor.
“Daha ilk filmi yaparken böyle birşeyi düşünmüştük ama stüdyo o zaman bu konuya sıcak bakmamıştı. Ayrıca Disney’in eğlence parklarında ziyaretçilere sunulan korsanlarla ilgili bir konuyu filme aktarmamız karşısında medya da bizi yerden yere vurmuştu. Korsanlar konusunun gişe hasılatı için ölü bir konu olduğu, filmin şansının olamayacağı şeklinde yazılar çıkıyordu. İlk film gösterime girip de iyi hasılat yapmaya başlayınca stüdyonun karşısına çıkıp, “Haydı devam edelim! Bir tane daha yapalım!” deme şansını elde ettik. Johnny Depp de oynadığı karakteri çok sevmişti. Devam filminde oynamaktan heyecan duyacağını söyleyince kolları sıvadık.”
Bruckheimer’ın düşüncesine göre, ilk “Pirates” filmiyle beraber oluşan dev hayran kitlesi, üçkağıtçı korsan Jack Sparrow (Johnny Depp) ile genç aşıklar Elizabeth Swann (Keira Knightley) ve Will Turner’a (Orlando Bloom) ne olduğunu görmekten büyük keyif duyacaklar.

“İkinci filmle ilgili beklenti düzeyi çok yüksek… İlkinin devamını görme yönünde gerçek bir ilgi olduğunu hissediyoruz. Üç film arasında kesintisiz bir öykü akışı yarattığımız için –ikinci ve üçüncü filmlerde göreceğiniz herşey ilkiyle bağlantılıdır- üç film için gerçek bir üçleme yaratmış olduk.”

Aslında Bruckheimer’ın bu projeyle ilgili coşkusu, ileride üç tane daha film yapmak isteyecek kadar büyük… Bu yüzden de filmde kullanılan gemilerin –Korsan Jack Sparrow’un gemisi Black Pearl ile The Flying Dutchman adlı diğer gemi- ileride kullanılmak üzere aynen korunmasını istiyor.

“Umarım Disney yetkilileri bu gemileri geçen defakinden farklı olarak bu kez korurlar, film setlerini bozmadan tutarlar. Böylece yeni bir üçlemeyle yolumuza devam edebiliriz. Doğrusunu söylemek gerekirse bu üçünün üzerine üç tane daha yapmak isterdim ama sonuçta para benim param olmadığı için karar verecek olan da ben değilim.”

“Johnny Depp bu karakteri çok seviyor. Evinde bir hayranlar üssü kurdu. İki çocuğu da bu filme bayılıyor. Bence çok iyi bir başlangıç noktası…”

60 yaşındaki Jerry Bruckheimer, Hollywood’un en başarılı yapımcılarından birisi… Michigan eyaletine bağlı Detroit kentinde dünyaya gelen Bruckheimer, ortağı Don Simpson ile birlikte film yapımcılığına soyunmadan önceki kariyerine televizyon reklamları üreterek başlamıştı.

Bruckheimer’ın bugüne kadar yapımcı olarak imzasını attığı film listesinde 70’li, 80’li ve 90’lı yıllarda çektiği başta “American Gigolo”, “Flashdance”, “Beverly Hills Cop”, “Top Gun”, “Bad Boys”, “Crimson Tide”, “Con Air” ve “Armageddon” olmak üzere çok sayıda kaydadeğer film var. 2000’li yıllarda ise “Gone In Sixty Seconds”, “Pearl Harbor”, “King Arthur” ve “Glory Road” gibi filmleri yaptı.

İki filmi arka arkaya çekmenin riski var mıydı?

İlk filmin dünya çapında hasılatı 600 milyon doları bulmuştu. Bu sadece sinema gösterimlerindeki hasılattı. Başta DVD satışları olmak üzere diğer gelirler hariç… Aynı hedefi yeniden yakalamak iddialı olmayı gerektiriyordu. Özellikle ikinci ve üçüncü bölümlerde de aynı senaryo yazarları, aynı yönetmen ve aynı oyuncu kadrosuyla çalışacaksanız onları farklı zamanlarda bir araya toplamak kolay olmazdı. Bu yüzden iki devam filmini ardarda çekmeyi tercih ettik.

İkinci ve üçüncüyü yapmaya karar verdiğinizde bu projeye herkes sıcak baktı mı?
Daha ilk filmi yaparken böyle birşeyi düşünmüştük ama stüdyo o zaman bu konuya sıcak bakmamıştı. Ayrıca Disney’in eğlence parklarında ziyaretçilere sunulan korsanlarla ilgili bir konuyu filme aktarmamız karşısında medya da bizi yerden yere vurmuştu. Korsanlar konusunun gişe hasılatı için ölü bir konu olduğu, filmin şansının olamayacağı şeklinde yazılar çıkıyordu. İlk film gösterime girip de iyi hasılat yapmaya başlayınca stüdyonun karşısına çıkıp, “Haydı devam edelim! Bir tane daha yapalım!” deme şansını elde ettik. Johnny Depp de oynadığı karakteri çok sevmişti. Devam filminde oynamaktan heyecan duyacağını söyleyince kolları sıvadık.

Aslında ikinci ve üçüncü bölümlerin arasında kısa bir ara verdiniz. İki film arasında iki aylık mola verildi, 2006 başında Gore Verbinski’nin bu moladan yararlanarak ikinci bölümün kurgusunu bitirdiğini duyduk. Bunun ardındaki düşünce neydi?

Filmin kurgusunu yapmak için Gore’nin zamana ihtiyacı vardı. Bu nedenle iki ay mola verdikten sonra üçüncüye geçiş yaptı. Devam filmlerinin ikisini ardarda gösterime sokarak izleyiciye aşırı dozda yüklenmek istemiyorduk. İzleyici ilgisinin devam etmesi açısından bir yıllık aranın iyi olacağını düşündük. Ayrıca ikincinin gösterime girişinden belli süre sonra DVD’si piyasaya çıkacak. Böylece 2007 temmuzunda üçüncüyü gösterime sokmadan önce ikinciye yeniden hayat vermiş olacağız. Olaya iş açısından bakacak olursak iyi bir plan olduğunu düşünüyoruz.

Birinci filmden sonra Orlando Bloom ile Keira Knightley’in daha büyük star olduğunu düşünecek olursak, onların da yer alması ilave bir bonus oldu değil mi?

Evet, bence bu harika… İkinci filmle ilgili beklenti düzeyi çok yüksek… İlkinin devamını görme yönünde gerçek bir ilgi olduğunu hissediyoruz. Üç film arasında kesintisiz bir öykü akışı yarattığımız için –ikinci ve üçüncü filmlerde göreceğiniz herşey ilkiyle bağlantılıdır- üç film için gerçek bir üçleme yaratmış olduk. Eminim ki izleyici bu sürekliliği görmek isteyecek.

Birincinin elde ettiği olağanüstü başarının ardından üzerinizde daha çok baskı oluştu mu?

Aslında her projede bu baskıyı zaten hissederim. Film yapmak için ne zaman başka birisinin parasını alsam bu baskıyı her defasında hisseder ve en iyi şekilde geri dönüşünü sağlamaya çalışırım.

Büyük ölçekli, küçük ölçekli çok sayıda film yaptınız. Filmlerinizi kıyaslayacak olursanız, “Pirates”in şimdiye kadar yaptığınız en büyük proje olduğunu söyleyebilir misiniz?

Evet, şimdiye kadar aldığım en büyük sorumluluk olduğunu düşünüyorum. İki bölümü arka arkaya çekiyor olmanın yanısıra başka sorumluluklarım da var. Şu an itibariyle 10 tane televizyon dizisi üzerinde çalışıyorum. Ayrıca iki tane daha film devam ediyor. Ancak bunlar arasında en çok zamanımı “Pirates”in aldığını söyleyebilirim.
İlk film büyük bir sürpriz oldu. Hiç kimse böyle bir başarı beklemiyordu. Ancak Johnny Depp’in performansının nasıl olacağını artık iyi kötü kestirebiliyoruz. Bu sorunu nasıl aşmayı ve filmi nasıl sürprizli hale getirmeyi düşünüyorsunuz?
Herşey öykü anlatımına bağlıdır. Elinizdeki öyküyü iyi anlatabilirseniz sürpriz yaratmayı başarırsınız. Bu filmde bir dizi yeni karakterler ve yeni yaratıklar var. Senaryosu da daha eğlenceli ve heyecan verici… Filmin nasıl sonuç alacağını şu anda bilemeyiz ama senaryonun harika olduğunu biliyorum. İzlediğim ham görüntüler de müthişti. İnsanların parasını neye harcayacağına karar verecek konumda değilim ama eğer izleyiciler elindeki paranın 6-10 dolar gibi bir miktarını “Pirates”i görmek için harcama kararı verirse bu benim hoşuma gider. Umarım “Pirates”i seçerler.

Filmin senaryosuna ne kadar katkıda bulundunuz?

Biz bir ekibiz. Yönetmeniz Gore Verbinski, senaryo yazarlarımız, ben ve uzmanlarım olmak üzere hepimiz bir arada çalışan sağlam bir ekibiz. Filmde göreceğiniz herşey Gore Verbinski’nin ve senaryo yazarlarının vizyonudur. Senaryo yazarlarımız, ikinci ve üçüncü filmler için yepyeni fikirler ve karakterlerle geldiler. Gore Verbinski bu fikirler üzerinde çalışarak gerekli süslemeleri yaptı. Dediğim gibi biz bir ekibiz ama Gore ile senaryo yazarlarımız bu filmin kreatif itici güçleridir.

Üçüncü filmde Chow Yun-Fat’ın oynaması kimin kararıydı?

Gore’nin, benim ve senaryo yazarlarımızın ortak kararıydı diyebilirim. Chow Yun-Fat harika bir aktör ve gerçek bir centilmendir. Onunla çalışma fırsatı bulduğum için mutluyum.

Bu kararınızda, üçüncü filmde Asya unsuru bulunması, dolayısıyla daha çok sayıda Asyalı izleyiciye hitap etme düşüncesinin yeri var mı?

Bakın, ilk filmin zaten çok geniş Asyalı izleyicisi vardı. Asya ülkelerinde çok iyi iş yaptığı için onlara hitap eden birşeyler vermek istedik. Japonya’da, Hong Kong’da ve diğer Asya ülkelerinde bu kadar iyi iş yapmışken üçüncü filme neden Asyalı bir oyuncu koymayalım?

İlk “Pirates” filmi sayesinde Johnny Depp’in izleyici kitlesi de genişlemişti…
Evet, kesinlikle haklısınız. Disney ilk defa bir PG-13 filmi (13 yaşından küçüklerin ancak ailesiyle beraber izleyebileceği film) yapmıştı. Ebeveynler de, “Bu Disney filmi olduğuna göre, 10 yaşındaki çocuğuma izletebilirim” diye düşündüler.

Johnny’nin daha önceki filmlerinin hepsi sadece 18 yaş üstünün izleyebildiği R kategorisindeydi. Dolayısıyla çok büyük kalabalıkları çekmemişti. Bizim filmimizin sayesinde çocuklar aniden Johnny Depp’I keşfettiler. Artık büyüyünce Johnny Depp gibi olmak isteyen çocuklarımız var. Sokaklarda korsan şapkası ve kılıçlarla gezen 8 yaşında çocuklar görüyoruz. Korsan kostümleri en çok satılan kostümler arasında yer alıyor.

İkinci ve üçüncü filme eşlik eden yan ürünler de olacak mı?

Umarım olur. Bildiğiniz gibi ilkinde Disney hazırlıksız yakalandığı için çok fazla yan ürün yoktu.

Senaryo yazılırken yan ürün faktörü de gözetildi mi?

Olaya bu şekilde bakmadık ama senaryo yazımı sırasında yan ürün olarak piyasaya sürülebilecek ürünleri de dikkate almış olabiliriz. Örneğin “Pirates 2”de göreceğimiz son derece eğlenceli bir zar oyunu vardır. Aynı zar oyununu yapabilecek bir şirketle anlaşma yapabiliriz.

İngiliz aktörlere neden bu kadar çok görev veriyorsunuz?

Bunun birkaç sebebi var. Birincisi İngiliz aktörler gerçekten çok iyidir. Yetenekli aktörleri severim. Bu filmin de yetenekli aktörlere ihtiyacı vardı. Korsanları konu alan böyle bir filmde Amerikan aksanının çok iyi durmayacağını düşündüm. Sonuçta ortaya eski usül İngiliz aksanıyla konuşulan bir film çıktı. Bir korsan filmi için bunun mükemmel olduğunu düşünüyorum.

Profesyonel oyuncu kadrosunda yer alanlara ilkinden daha fazla ödeme yaptınız mı?

Evet, kesinlikle haklısınız. Hepsi daha fazla para aldı.

Bir devam filmi yapmanın avantajları nelerdir?

Önceden hazır izleyici kitlesi var olduğu için stüdyo açısından güven verir. İzleyici ilk filmi beğenmişse ikincisini de izleme ihtimali daha fazladır.

Böyle bir filmi kontrol etmenin anahtarı nedir?

Hayatta hiçbir şey tam kontrol altında değildir. Bırakın bu kadar büyük bir filmi kontrol etmeyi, daha ben karımı bile kontrol edemiyorum (Kahkahalar).

Ama bu büyük ölçekli bir film değil mi?

Evet, hareketli kısımları çok fazla olan bir film olduğu halde herşey gayet iyi gitti. Bazı bölümlerde sorun çıksa da hepsini halletmeyi başardık. Ancak çok büyük ölçekli bir film olduğunu düşünecek olursak, ortaya hayallerimizin ötesinde iyi bir film çıktığını söyleyebilirim. Bu kadar büyük bir projeye kalkışırken yarın neler olacağını önceden bilemezsiniz. Karşınıza hiç ummadığınız sorunlar çıkabilir.
Örneğin geçtiğimiz sene New Orleans’ta bir film yapmaya hazırlanıyordum. Ekim ayında çekime başlarız diye düşünmüştük ama üstüste gelen kasırgalar sonucu kentin sulara gömülmesiyle filmi yapamadık. Bu yüzden bir film çekerken neler olacağını asla bilemezsiniz.

Çekimlere başladıktan sonra herşey büyük ölçüde yönetmene bağlıdır. “Pirates”leri çekerken bizim son derece iyi ve hazırlıklı bir yönetmeniz vardı. Ne yapacağını çok iyi biliyordu. En büyük aksiyon sahnelerini bile önceden planladığı şekilde hayata geçirdi.

Çekim sırasında ne gibi zorluklar çıktı?

Açıkçası her gün birtakım sorunlar çıkıyordu. Örneğin Karayipler’de büyük bir fırtınaya yakalandık. Kiimi günler sorunlar birbirini izledi. Aslına bakarsanız günlük bazda böyle sorunlar her zaman olur. Bir gemi zamanında hazır olmayabilir, aktörlerden birisi hastalanabilir. Bunların hepsini bizzat yaşadık. Bir aktörümüz hastalanınca İngiltere’den gelemedi. Ancak bunlar büyük film yapmanın kendine özgü zorluklarıdır. Bunları birer zarar veya hasar gibi göremem. Benim gibi uzun süredir bu işi yapıyorsanız, böyle olayları gündelik olaylar gibi görürsünüz.

Filmin öyküsü hakkında ne söyleyebilirsiniz? Kaba hatlarıyla anlatır mısınız?

Genel hatlarıyla anlatacak olursam, birinci filmde tanışmış olduğumuz Doğu Hindistan Ticaret Şirketi’nin yetkilileri Port Royal limanına gelmişlerdir. Bu şirketin amacı denizleri korsanlardan temizledikten sonra ele geçirmektir. Öncelikle Jack Sparrow’la (Johnny Depp) bağlantısı olan herkesi tutuklamakla işe başladıklarını görürüz.

Doğu Hindistan Ticaret Şirketi’nden Beckett karakteri, filmin kötü adamıdır.

Korsanları yok etmeye çalışmaktadır. Küçük bağımsız şirketleri yemek isteyen Wal-Mart şirketi gibidir de diyebiliriz. Korsanları yok etmeyi başardığı takdirde tüm özel girişimcilerden kurtulmuş olacaktır.

Öte yandan birinci filmden hatırlayacağınız gibi Jack Sparrow, Siyah İnci adlı gemisini kurtarmak için denizler altında yaşayan efsanevi korsan Davy Jones ile bir sözleşme yapmıştır. Buna göre Davy Jones’a olan borcunu ödeyebilmek için Siyah İnci gemisini 10 yıl süreyle kullanabilecek, bu süre içinde borcunu ödeyemediği takdirde ruhunu Davy Jones’a satmış olacaktır. Burada ruhunu satmaktan kasıt, sonsuza kadar onun kölesi olarak yaşamaktır.

Aradan 10 yıl geçince Davy Jones ortaya çıkar ve Jack Sparrow’dan kölesi olmasını talep eder. Ancak Jack Sparrow’un gitmeye hiç niyeti yoktur. Onun elinden kurtulmak için yeni bir anlaşma daha yapar. Daha sonra Davy Jones onu bulamayınca deniz yaratığını gönderir. Ezelden beri deniz altında yaşayan ve tüm solungaçları hareket halinde olan bu yaratık rolünde Bill Nighy oynadı.

“Pirates 3”te görünmesi konusunu konuşmak için Keith Richards ile görüştünüz mü?

Ben hiç görüşmedim ama Johnny konuştu.

Bunun gerçekleşebileceği konusunda hala umutlu musunuz?

Turnesiyle ilgili bazı çalışma takvimi problemlerimiz var ama bakalım göreceğiz.
İkinci filmin sonu nasıl? Üçüncü bölüm için açık kapı bırakan tarzda mı, yoksa konusu tamamen noktalanan başlıbaşına bir film şeklinde mi?

Duygusal bir sonucu olduğunu sanıyorum. Ancak yeni gelişmeler olabileceğine dair bir açık kapısı da var. İzleyicide üçüncüyü de seyretme isteği yaratacak bir son diyebiliriz.

Televizyona da uyarlamak istiyor musunuz?

Herşey yapılabilir. Umarım Disney yetkilileri bu gemileri geçen defakinden farklı olarak bu kez korurlar, film setlerini bozmadan tutarlar. Böylece yeni bir üçlemeyle yolumuza devam edebiliriz. Doğrusunu söylemek gerekirse bu üçünün üzerine üç tane daha yapmak isterdim ama sonuçta para benim param olmadığı için karar verecek olan da ben değilim.

Daha fazla film çekildiği takdirde Johnny Depp de oynamak istediğini belirtmişti…

Evet, bu karakteri çok seviyor. Evinde bir hayranlar üssü kurdu. İki çocuğu da bu filme bayılıyor. Bence çok iyi bir başlangıç noktası…

Üçüncü bölüm tamamlandığında dördüncü ve beşincinin değerlendirmesi olacak mı?
Keşke olsa da görüşsek… Ancak çekleri ben yazmıyorum.

Bugüne kadar birçok film yaptınız. “Pirates”i bu kadar çok sevmenizin sebebi ne?
“Pirates”i çok sevdiğim doğrudur. Çünkü çocuklarımızı da alıp ailece keyif yapabileceğimiz çok az film var. Normalde çocuklar için son derece aptalca şeyler yapıyoruz ve sonra onlarla beraber oturup izlemek zorunda kalınca, “Şu film bitse de kurtulsam” diye düşünüyoruz. Kısacası o tip filmler yapılırken filmin kendisinden başka herşey düşünülüyor. Sonuçta da ortaya aptalca bir film çıkıyor. Ancak ne kadar aptalca olursa olsun geniş izleyici kitlesine ulaşabiliyor. Bu sadece Amerika için geçerli değil… Dünyanın diğer ülkelerinde daha da büyük izleyici kitlesi var.

“Pirates”i yapmaktaki amaçlarımdan birisi, gerçekten iyi ve kaliteli bir filme imza atmaktı. Yoksa yeteri kadar param var. Daha fazla para yapmama gerek yok. İnsanları eğlendirmek için yaptım bu filmi… Böyle filmler global düzeyde insanları eğlendirir, izleyicinin birkaç saatliğine de olsa kendi yaşamından uzaklaşmasını sağlar. Filmi izlerken kendisini iyi hisseder. Bırakalım insanlar ilgi duyduğu şeyleri izlesin. Kendisini filmdeki karakterlerle aynı mekanlarda hissettsin. O karakterler gibi olmak istesin. Bence gerçek eğlence ve keyif budur.

Disneyland’deki Pirates showunu geliştirmek için planlar var mı?

Bazı değişiklikler yapıldığını biliyorum. Filmin gösterime gireceği günlerde en azından Kaliforniya’da, belki Florida’da showun da açılışı yapılmış olacak. Daha fazlası konusunda bilgi sahibi değilim ama bazı düzeltmeler yapılmakta olduğunu biliyorum.

Filmin setine kendiniz de gider misiniz?

Buraya günde bir kez gelmeye çalışıyorum. Ancak başka sorumluluklarım da var. Kent dışında çalışma olduğunda da film setine bir haftalığına gitmeye gayret ederim. Aktörlerle beraber olmayı seviyorum. Sete her gün gitmeye çalışmamın sebeplerinden birisi de budur.