Richard Nixon’ın Ekibi

Film yapımcılarını bekleyen bir başka zor görev, Richard Nixon’a hazırlık sürecinde yardım eden karşıt araştırma ekibini oynayacak oyuncuları bulmaktı. Bu ekipte Amerikalı ünlü oyuncu Kevin Bacon ile İngiliz karakter aktörü Toby Jones’un oynamasına karar verildi.

Nixon’ın ekibinin kurmay başkanlığını yapan emekli subay Yarbay Jack Brennan rolünde kamera karşısına geçen Kevin Bacon, bu karakterin önemini şu sözlerle açıklıyor:

“Röportaj serisiyle ilgili kurallar ve altyapı belirlenirken Nixon’ın temsilciliğini Brennan yapmıştı. Nixon’ın deniz kuvvetlerine karşı özel bir ilgisi vardı. Bu nedenle Beyaz Saray’dayken çevresinde bir deniz subayı olmasını istemişti. Nixon istifa ettikten sonra Jack Brennan ile bağlantısını kopartmadı ve kurmay heyetinin başkanı olmasını istedi. Dolayısıyla Brennan onun her zaman sağ kolu oldu.”

Richard Nixon’ın menejerliğini yapan ve Frost ile yapacağı söyleşi karşılığında rekor ücret talep eden ünlü menejer Irving “Swifty” Lazar rolünde İngiliz karakter aktörü Toby Jones oynadı. Aralarında Humphrey Bogart, Lauren Bacall, Cary Grant ve Gregory Peck’in de yer aldığı o dönemin ünlü starlarına menejerlik yapan Irving Lazar, edebiyat dünyasından Hemingway, Capote, Nabokov, Odets, Saroyan ve Tennesse Williams’ın menejerliğini yapıyordu. Ayrıca Cole Porter, Ira Gershwin ve Madonna gibi müzik yıldızlarının da menejerliğini yapmasıyla menejerlik dünyasında efsane isim olmuştu.

David Frost rolünde Michael Sheen

David Frost rolünde Michael Sheen

Tıpkı Langella gibi, David Frost rolünde kamera karşısına geçen Michael Sheen açısından da zorlu bir çalışma süreci vardı. Film kamerası karşısında Frost kimliğine bürünürken sahneye kıyasla çok daha rahat olduğunu kabul eden Michael Sheen, rolünü şu sözlerle yorumluyor:

“Sahnedeyken neredeyse bir yıl boyunca bu karakterle birlikte yaşadım. Sahneden çıkıp film aşamasına geçerken Frost’ta gözlemlediğim temel özellikler fazla değişmedi. Ortada sadece izleyici açısından fark olduğunu düşünüyorum. Sahnedeyken salondaki izleyiciye; filmde ise kameraya karşı oynuyorsunuz. İkisi arasındaki en büyük fark, sahnede sanki uçakta veya Beyaz Saray’daymış rolü yaparken filmde gerçek mekanlarda olup rolünüzü orada yapıyorsunuz.”

Michael Sheen sözlerine şöyle devam ediyor: “Gerçek hayatta var olan karakteri oynamak, beraberinde bazı sorumlulukları da getirir. Senaryo yazarına karşı sorumluluğunuz vardır. Ayrıca portresini çizdiğiniz gerçek insana karşı da sorumluluğunuz sözkonusudur. Ancak gerçek insandan aldığınız bazı gerçek özelliklerin öykü akışına yardımcı olduğuna da kuşku yok. Eğer Frost karakterini aşırı becerikli yapmış olsaydık, Nixon ile yaptığı söyleşiler esnasındaki gerilim ve merak boyutu yok olacaktı. Bu nedenle gerçek Frost’tan sadece bazı belirli unsurları alıp oynadım.”

David Frost’un Araştırma Ekibi

Richard Nixon ile yapacağı dört bölümlük röportaj serisi için David Frost’u hazırlayan 3 kişilik araştırma ekibi rollerinde Matthew Macfadyen, Oliver Platt ve Sam Rockwell oynadı. Kısaca LWT olarak bilinen Londra Weekend Television’da yayınlanan Weekend World adlı programın editörü John Birt rolünde Matthew Macfadyen kamera karşısına geçti. Aynı zamanda BBC’nin genel direktörü de olan John Birt, İngiliz televizyonlarının güçlü figürlerinden birisiydi.

Televizyonlarda 30 yıldan fazla süre görev yaptıktan sonra 2001 ile 2005 yılları arasında İngiltere Başbakanı Tony Blair’e özel danışmanlık da yapmıştı. Frost/Nixon röportajlarının yapımcısı olan John Birt, büyük mücadele için program sunucusunu hazırlayan ekibi organize eden kişiydi.

Deneyimli gazeteci Bob Zelnick rolünü ise Oliver Platt üstlendi. Ulusal Devlet Radyosu’nun eski büro şefi olan Bob Zelnick, Frost ekibine yardım amacıyla Nixon’ın iç ve dış politikasını araştırma görevini almıştı. Nixon ile ilgili konularda ayaklı ansiklopedi gibi olmasıyla tanınıyordu.
Bu rolde kamera karşısına geçen Oliver Platt, “Frost / Nixon” projesine neden sıcak baktığını şu sözlerle açıklıyor: “Ron Howard beni arayıp Peter Morgan’ın senaryosundan film yapacağımızı söyleyince heyecandan yerimde duramadım. Sadece bu bile ilgimi çekmeye yetti. Yüksek kaliteli bir filmde harika aktörlerle beraber oynama fırsatını cazip buldum. Üstelik benden önce Frank, Michael, Kevin, Matthew, Sam gibi dev aktörler sözleşme yapmışken ben devre dışı kalamazdım.”

Aralarında “The Conviction of Richard Nixon: The Untold Story of the Frost / Nixon Interviews” adlı kitabın da bulunduğu 13 kitabın ünlü yazarı James Reston Jr rolü ise Sam Rockwell’e verildi.

Baylar, Herkes Yerini Alsın: Oyuncu Tercihleri

“Frost / Nixon”ın sahne versiyonunun Broadway’deki kapanış tarihi 19 Ağustos 2007 olarak belirlenmişti. Açılışından dört ay sonraya gelen bu tarihte sahne oyununun kapanmasından beş gün sonra filmin çekimlerine başlandı.

Baylar, Herkes Yerini Alsın: Oyuncu Tercihleri

“Frost / Nixon”u çekmeye hazırlanan yapımcıların kesin bir kararı vardı: Film versiyonunda Richard Nixon ile David Frost’un portresini tiyatro sahnesinde olduğu gibi yine Frank Langella ve Michael Sheen çizecekti. Yönetmen Ron Howard bu kararın gerekçesini şu sözlerle açıklıyor:

“Bu iki rolü Michael ile Frank’in alacağı kesindi. Zaten iki aktör arasındaki uyumu, hazırlık ve araştırma sürecini dikkate alırsak bu iki rolde başka aktörlerin oynayabileceğini hayal etmek bile imkansızdır. Sahnede neredeyse iki yıldan beri Frost ve Nixon olarak yaşadılar, filmde de öyle oldu.”

Richard Nixon rolünde Frank Langella

Performansını ortaya koyarken Nixon’ı taklit etmek yerine hata yapabilir bir adamı yorumlamak istediğini söyleyen Frank Langella, rolüne hangi açıdan yaklaştığını şu sözlerle açıklıyor:

“Karşımdaki en büyük zorluk elbette Nixon’ın artık hayatta olmamasıydı. Dolayısıyla onunla konuşma şansım yoktu. Bugüne kadar oynadığım her rolde uyguladığım yaklaşımı burada da hayata geçirdim. Karakterlere şu açıdan bakarım: Ruhu nasıldır? Kalbinin ve beyninin derinliğinde neler olup biter? Herhangi bir karakterin portresini çizerken onun bir politikacı, müzisyen veya seri katil olmasına bakmazsınız. Sonuçta hepsi birer insandır ve hepsinin ruhu, kalbi ve beyni vardır.”

Langella sözlerine şöyle devam ediyor: “Bugüne kadar portresini çizme ayrıcalığına sahip olduğum karakterler arasında Richard Nixon en büyüleyici olanıydı. Ona fena halde kafayı taktım. İçindeki kötü ruhun ne olduğunu bulmaya çalıştım. Nixon’ın sıradan bir insan olmayışını sevdim. Zaten o dönemin tüm politikacıları öyleydi. Hepsi barut fıçısı gibi, zor, komik görünümlü, tuhaf adamlardı. Günümüz politikacılarına kıyasla mizaçlarını daha çok ortaya koyarlardı.”

Oscar ödüllü yapımcı Brian Grazer ise, Nixon rolündeki Langella’nın performansını şu sözlerle değerlendiriyor: “Langella’nın sergilediği Nixon portresinde gerçeküstü (sürreal) birşeyler vardı. Her zaman düşük perdede olan ses tonundan tutun da, sadece Nixon’ın yapabileceği hafifçe gülümsemeye kadar en küçük detayları bile büyüleyici şekilde yaptı. Başka bir aktör oynasaydı o rol kolaylıkla Nixon’ın ucuz bir yorumuna dönüşebilirdi. Ancak o, bunları Nixon’ın bildiğimiz ikonik tavırlarıyla birleştirirken Nixon’ın savunmasız anlarına derin bir duyarlılık katmayı başardı. Öyle ki, Frank Langella’yı seyrederken aktörün ortadan kaybolduğunu, portresini çizdiği çelişkili adamın ortaya çıktığını görüyorsunuz.”

Langella’nın karşısına çıkan zorluklardan birisi, sahne oyunundan film kamerasına geçiş süreci oldu. Deneyimli aktör bu zorluğu nasıl aştığını şu sözlerle açıklıyor:

“Bir karakteri senaryo sayfalarından alıp sahne ortamına taşırken çok özel oyunculuk sorunlarıyla mücadele etmek zorundasınız. Nixon karakterini tiyatro sahnesinde 360 defa oynamıştım. Dolayısıyla Nixon’ın kişilik yapısı konusunda ruhumun derinliğine kadar işleyen bir iç ritme ulaştım. Ancak kamera önünde çok farklı bir ortam vardı. Sahnede iliklerime kadar işleyen bazı özellikleri bir yana atıp yeni pencereler açmak zorundaydım. Bazı unsurları korurken bazılarından vazgeçmek suretiyle yepyeni bir yaklaşıma ulaşmak benim için son derece heyecan verici oldu.”

Frost / Nixon’ı Hayal Etmek: Söyleşilerden Sahne Senaryosuna

Senaryo yazarı Peter Morgan’ın, David Frost ile Richard Nixon’ın dünyasına ilk kez ilgi duyması 1992 yılında oldu. David Frost’un televizyonda yayınlanan biyografisini izleyince, 1977 yılında yayınlanan Richard Nixon söyleşi serilerinde ünlü yayıncının kurnaz rakibini alt etmeyi başarmasından etkilenmişti.

Kraliçe 2. Elizabeth, Idi Amin ve 8. Henry gibi dünya figürlerinin insani boyutu üzerinde uzun süredir çalışma yapmasıyla tanınan Peter Morgan, “Frost / Nixon”un senaryosuna hazırlanırken sadece eski başkan Nixon’la ilgili araştırma yapmakla yetinmedi, aynı zamanda onun en büyük rakibi David Frost üzerine de odaklandı. İngiliz televizyonunun playboyu olarak tanınan David Frost’un tüm kredibilitesi ve kariyeri, bu söyleşiden bir itiraf çıkartma fırsatında yatıyordu.
Frost ile Nixon’ın birbirine zıt yaşamlarından etkilenen Peter Morgan, bu iki adamın öyküsünün en iyi sahne oyunu formatında anlatılabileceğine inanıyordu. Senaryoyu bu formata uygun tasarladığı takdirde söyleşileri, iki tarafın silahlarının sözcükler ve fikirler olduğu gladyatör savaşları şeklinde yansıtabilecekti.

Morgan ele aldığı konuyla ilgili araştırmasını şu sözlerle dile getiriyor: “İki tarafın bu söyleşiye çok sıkı hazırlandığı bir kamplaşma gördüm. Tıpkı satranç veya boks maçına hazırlanan rakipler gibi stratejik bir mücadele vardı. Söyleşi sahnelerini onların kullandığı gerçek sözcüklerle yazmanın mümkün olduğunu düşündüm. Ancak yine de bir yarışma havasının kendine özgü iniş-çıkışlarını simgeleyen detaylarla örerek yapılandırmak doğru olacaktı.”

Filmin dramatizm boyutunu artırmak amacıyla Frost ile Nixon’ın sosyal iletişim becerileri üzerinde odaklandığını belirten Morgan, bu yönde yaptığı keşifleri şu sözlerle açıklıyor:

“İkisi de en temel anlamda birbirinin tam zıttı gibiydi. Eğer Nixon’ın politikacı kimliğiyle insan kimliğini birbirinden ayırırsanız iletişim kurmakta ve dost edinmekte zorlanan bir insan görürsünüz. Buna karşılık Frost’un yaşam tarzı kesinlikle sosyaldir. İnsanlarla kolay iletişim kurmak, arkadaş edinmek onun doğasında vardır. Nixon ise tam tersidir. İnsanlardan kuşku duyar, kolay incinir, başkalarına pek yakın durmaz. Mutsuz evliliği olan çok yalnız bir adamdır.”

Morgan senaryoyu yazarken orijinal söyleşilerde bulunmuş çok sayıda insanla kapsamlı konuşmalar yaptı. Bunlar arasında Sir David Frost’un kendisi ve yakın çevresi de vardı. 2006 Ağustos ayında İngiliz Guardian gazetesine konuyla ilgili bir söyleşi veren Morgan, “Konuştuğum herkes olayı kendine göre anlatılıyordu. Hatta söyleşi esnasında odada bulunanlar dahi farklı versiyonlardan bahsetti. Kamera önü veya arkasıyla ilgili olarak kesin gerçek yoktu. Bu nedenle anlattığım olaya kendi hayal gücümü katma konusunda rahat davrandım” diyordu.

Frost Nixon - Frank Langella, Michael Sheen, Sam Rockwell, Kevin Bacon

“FROST / NIXON”

Yönetmen: Ron Howard
Oyuncular: Frank Langella, Michael Sheen, Sam Rockwell, Kevin Bacon, Oliver Platt, Matthew Macfadyen, Rebecca Hall, Toby Jones, Kate Jennings Grant
Senaryo: Peter Morgan
Yapımcılar: Tim Bevan, Eric Fellner, Brian Grazer, Ron Howard
Görüntü Yönetmeni: Salvatore Totino, Prodüksiyon Tasarımı: Michael Corenblith
Kostüm Tasarımı: Daniel Orlandi, Kurgu: Daniel P. Hanley, Mike Hill
Set Dekoratörü: Susan Benjamin, Özgün Müzik: Hans Zimmer
Working Title Films – Universal Pictures / UIP Filmcilik

20 Şubat’ta SinemalardaAmerika’da 1977 yaz aylarında yayınlanan David Frost / Richard Nixon söyleşileri, Amerikan televizyon tarihinde bir haber programına en çok izleyici çeken program olmuştu. Dört akşam üstüste yayınlanan söyleşi serisini 45 milyondan fazla insan seyretti.

Gözden düşmüş eski başkanları Richard Nixon’ın beyinsel yapısına göz atmak isteyen ve eski başkanın istifasına yol açan görev suistimallerini öğrenince onun adına üzülen izleyiciler, adeta “sözlü boks maçını” çağrıştıran söyleşiler sırasında ekrana kilitlendiler. Bu söyleşi programı için herşeyini ortaya koyan iki adam da sadece birisinin kazanacağını biliyordu.

Ekranda yayınlanan efsanevi tartışmanın ardından söyleşi sanatında devrim yaşandı. Politikanın yüzü değişirken eski başkanın yaptığı bir itiraf tüm dünyayı şaşırttı. Yaptığı bu itirafa büyük ihtimalle Nixon’ın kendisi bile şaşırmıştı.

Onurunu kurtarma mücadelesi veren gözden düşmüş bir başkan ile televizyon dünyasında isim yapmaya çalışan bir habercinin ekranlardaki tarihi röportajını konu alan “Frost / Nixon”ın yönetmenliğini “A Beautiful Mind”, “Cinderella Man” ve “Apollo 13” gibi dev yapımların Oscar ödüllü usta yönetmeni Ron Howard üstlendi. Başkan Richard Nixon’ı Frank Langella’nın; televizyon sunucusu David Frost’u Michael Sheen’in oynadığı filmin senaryosunu Peter Morgan yazdı.

Filmde sadece milyonlarca izleyiciyi ekran başına kilitleyen röportajlara yer verilmekle yetinilmedi. Aynı zamanda bu röportajların perde arkası manevraları, taraflar arasında haftalarca devam eden müzakere süreçleri de ekrana yansıtıldı.

Beyaz Saray’dan ayrılmak zorunda kaldıktan sonra Richard Nixon üç yıl sessiz kalmıştı. Ancak 1977 yılına gelindiğinde çok özel bir söyleşi için kamera karşısına geçmeyi kabul etti. Başkanlık yaptığı döneme ait cevapsız kalmış soruların yanısıra, başkanlığını sona erdiren ünlü Watergate skandalıyla ilgili sorulara da cevap verecekti. Nixon itiraflarını yapacağı yayıncı olarak Frost’u seçmekle herkesi şaşırttı. Bu tercihi yaparken aslında neşeli programlarıyla tanınan İngiliz şovmeni kolayca safdışı edeceğini; Amerikalıların gönlündeki büyük devlet adamı statüsünü yeniden kazanacağını düşünmüştü.

Öte yandan Frost’un ekibinin de, Frost’un Nixon’a karşı dik durma yeteneği konusunda bazı kuşkuları vardı. Kameralar çalışmaya başladığında Frost ile Nixon arasında müthiş bir zeka savaşı başladı. Ülkenin en büyük rezaletlerinden birisi kabul edilen Watergate Skandalındaki rolüyle ilgili soruları Nixon savuşturabilecek miydi? Peki, Frost gibi genç bir yayıncı, kendi kuşağının en yetenekli politikacılarından birisinin hesap vermesini sağlayabilecek, onu cesurca eleştirebilecek miydi? Söyleşiler sırasında iki erkeğin güvensizlikleri, egoları ve soğukkanlılıkları net olarak ortaya çıktı. İkisi de saf ve yalın gerçeğin en çarpıcı şekilde ortaya çıkması adına her türlü yapmacık davranışı bir kenara bıraktılar.

Nixon’ın ekibinde en önemli rolü, kurmay heyetinin başkanı Yarbay Jack Brennan oynuyordu. “The Woodsman”, “Mystic River” gibi filmlerden tanıdığımız Kevin Bacon’un portresini çizdiği Yarbay Jack Brennan, söyleşilerde uygulanacak strateji konusunda Nixon’a rehberlik yaptı. Buna karşılık 37. Amerikan Başkanı’ndan hesap sormaya hazırlanan Frost’un ekibinde de birbirinden zeki iki danışman vardı. Bunlardan birisi, söyleşilerin editörlüğünü üstlenen deneyimli gazeteci Bob Zelnick (Bu rolde Oliver Platt oynadı); diğeri ise, Nixon’a muhalif yapısıyla tanınan yazar ve öğretim görevlisi James Reston Jr.’dı. Bu rolde de Sam Rockwell kamera karşısına geçti. Her ikisi de, Frost’un uyguladığı stratejinin mimarı olurken Nixon’ın “gerçek yüzünün” teşhir edilmesi için ne gerekiyorsa yaptılar. Hazırlanan stratejide Frost’un görevleri ise, söyleşi dizilerinin yayın haklarını satmak, televizyon kurumuyla anlaşmak ve soracağı sorular üzerinde çalışmak oldu.

Filmin diğer önemli karakterlerinden Frost’un kız arkadaşı Caroline Cushing rolünde Rebecca Hall (The Prestige); Nixon’ın menejeri Irving “Swifty” Lazar rolünde Toby Jones (Infamous, The Painted Veil); Frost’un İngiliz yapımcısı John Birt rolünde Matthew MacFadyen (Pride and Prejudice, Death at a Funeral) kamera karşısına geçtiler.

Universal Pictures’ın sunduğu, Working Title Films - Imagine Entertainment yapımı “Frost / Nixon”ın yapımcılığını “Atonement” ve “United 93”ten tanıdığımız BAFTA ödüllü Tim Bevan ile Eric Fellner ile birlikte Oscar ödüllü yapımcı Brian Grazer (A Beautiful Mind, American Gangster) gerçekleştirdi. Ayrıca filmin yönetmeni Ron Howard da yapımcı olarak görev yaptı.
“Frost / Nixon”ın kamera arkasında Ron Howard filmlerinin olmazsa olmazı kabul edilen birinci sınıf ekipler görev yaptı. Görüntü yönetmenliğini “Cinderella Man”, “The Da Vinci Code” ve “The Missing”ten tanıdığımız Salvatore Totino; prodüksiyon tasarımlarını Oscar ödüllü tasarımcı Michael Corenblith; kostüm tasarımlarını Emmy ödüllü tasarımcı Daniel Orlandi gerçekleştirdi. Kurgu editörlüğünü “Apollo 13”, “A Beautiful Mind” ve “Cinderella Man”den tanıdığımız Mike Hill ile Daniel Hanley üstlenirken müziklerini Hans Zimmer (“Backdraft”, “The Da Vinci Code”) besteledi.

The Unborn - Doğmamış Film Bilgileri

“THE UNBORN – DOĞMAMIŞ”

Yönetmen: David S. Goyer
Oyuncular: Odette Yustman, Gary Oldman, Cam Gigandet, Meagan Good, Carla Gugino, Jane Alexander, Idris Elba, Rhys Coiro
Senaryo: David S. Goyer
Yapımcılar: Michael Bay, Andrew Form, Bradley Fuller
Görüntü Yönetmeni: James Hawkinson
Prodüksiyon Tasarımı: Craig Jackson
Kostüm Tasarımı: Christine Wada
Kurgu: Jeff Betancourt
Özgün Müzik: Ramin Djawadi
Yapım Stüdyosu: Rogue Pictures

Ölmüş bir insanın ruhu bazen şeytanla öyle içli dışlıdır ki, cennete girmesine izin verilmez. İki dünya arasında sonsuza kadar sıkışıp kalan böyle bir ruh, çaresizlik içinde vücuduna yerleşebileceği yeni bir beden arar. Kimi zaman bunu başarır da…
“Blade: Trinity”, “The Invisible” ve “Batman Begins”ten tanıdığımız yazar / yönetmen David Goyer, doğaüstü gerilim çalışması “The Unborn”da iki dünya arasında sıkışıp kalmış ruhların yaşamına ürkütücü bir bakış getiriyor. Filmde bedenine şeytani bir ruhun girmesiyle birlikte kabuslar dünyasına sürüklenen ve sevdiği insanlar için bile tehlike haline gelen genç bir kadının öyküsü anlatılıyor.

Casey Beldon (Odette Yustman) kendisini çocukken terk eden annesinden nefret etmektedir. Ancak açıklanamaz birtakım olaylar meydana gelmeye başlayınca annesinin neden terk ettiğini anlamaya başlar. Sonunda hayaletin uyanık saatlerine de egemen olması üzerine çareyi spiritüel olaylar danışmanı Sendak’a (Gary Oldman) başvurmakta bulur.

Sendak’ın yardımını alan Casey, ailesi üzerindeki lanetin kökeninin Nazi Almanya’sına kadar uzandığını keşfeder. Herkese ve herşeye yerleşebilme yeteneğine sahip olan bir yaratık, bedenleri ele geçirdikçe daha da güçlenmektedir. Lanetin ortadan kalkması için tek şansı, dünyamızın ötesinde henüz doğmamış birisi tarafından açılmış olan bir giriş kapısını kapatmaktır.

The Tale of Despereaux Matthew Broderick, Emma Watson, Dustin Hoffman, Sigourney Weaver

FARELERİN DÜNYASI

Bir zamanlar Şef Andre ve Boldo’nun yönetimi altında hummalı çorba yapımına sahne olan kraliyet mutfağı artık bomboş, kuru ve cansızdır. Ancak bir fare deliğinden mutfak duvarının öbür yanına geçtiğimizde insanların artık kullanmadığı birtakım objelerin yeniden kullanılır hale getirildiği küçük ve büyüleyici bir evrenle karşılaşırız. Burada Oz ülkesiyle Gulliver’in Lilliput ülkesine benzer özellikler taşıyan son derece çalışkan ve sistematik bir fareler toplumu yaşadığını görürüz.

Yönetmen Stevenhangen bu dünyayı şu sözlerle tanımlıyor: “Aslında burası son derece sıkışık ve baskıcı bir toplumdur. Bireycilik her anlamda ezilmektedir. Dışarıdan bakılınca belki dostça bir ortam var gibi gözükebilir ama içinde bir süre yaşayınca aslında paranoyak bir toplum olduğu anlaşılır. Tüm fareler kuralları ihlal etmekten olağanüstü korkarlar. Çünkü Fareler Konseyi’nin verdiği cezalar son derece ağırdır. Kurallara karşı gelenlerin sıçanların yaşadığı zindanlara atılma riski vardır.

Kahramanımız Despereaux işte böyle bir ortamda yaşamaktadır. Ancak son derece meraklı olması nedeniyle kuralları ihlal etmesi an meselesidir.”

Bu ülkedeki mekanlar, küçük ev aletlerinin çeşitli amaçlarla kullanılmasından oluşmuştur. Bir bıçak orada parklardaki oturma yeri işlevi görürken bir tencerenin halka açık havuz işlevi üstlendiğini görürüz. Küçük bir el çıngırağından kocaman bir çan kulesi yapıldığını görebilirsiniz.

Farelerin oturduğu evler, çöpe atılmış kutu ve sandıklardan yapılmıştır. Bu evlerde yaşamakta olan fareler, kendilerinden ne yapılması isteniyorsa onu yaparlar.

To create this mouse utopia, the mice were dressed in spotless clothing and fitted in little costumes with drawn-up collars and hats. In order to bring a tactile quality to their world, the artists worked with cloth to give a realistic feel to the mice’s clothing.

Puppet makers created miniature versions of costumes for the mouse characters, and computer artists scanned those in as reference, in order to bring a sense of reality, texture and scale to a world that would be difficult to find otherwise. The costumes are not completely tailored and finished but were done with enough detail so that the animators could see, for example, what the weave of a mouse jacket would be if the mice had salvaged the cloth from the human world.

SIÇANLARIN DÜNYASI

Kraliyet sarayının mahzenlerindeki Sıçanlar Dünyası, karanlık, rutubetli ve soğuk bir yerdir. Dor ülkesinde yasadışı hayvanlar kabul edilen sıçanlar artık bu ülkede yaşamaktadırlar.

Sıçanların Dünyası aslında sarayın kanalizasyon sisteminin parçası olarak şekillenmiştir. Ancak herşey kemirgenlerin perspektifine uygundur. Bu dünyanın zemini lağım sularıyla kaplıdır. Uzaktaki gölün karşı kıyısında bir kolezyumun (amfitiyatro) silueti görünmektedir. Orada bir köprünün suya batmış kemerlerini ve alev ışıklarıyla yıkanan açık alanı görebilirsiniz.

Sıçanlar Dünyası kelimenin tam anlamıyla Hollandalı ressam Bosch tarzında bir evrendir. Hiçbir ışık huzmesi oraya girmeye bile cesaret edemez. Binalar yıllar önce ölmüş mahkumlardan geriye kalan korkunç görünümlü kemiklerinden ve kireçleşmiş kafataslarından yapılmıştır.

Köyün tamamı çöpe atılmış malzemelerden ve kentin çeşitli yerlerinde bırakılıp unutulmuş incik boncuktan oluşmuştur. Bu dünyada bulunabilecek malzemeler arasında yağlı bir kaşık, bir piliç bacağı, parlak renkli bir gözlük ve kirli görünümlü bir mezar taşına her an rastlayabilirsiniz. Kısacası bu dünyada yaşayanlar bir sıçan olmanın gereği neyse o şekilde bir yaşam sürerler!

Roscuro’nun gönderildiği bu dünyayı yönetmen Fell şu sözlerle tanımlıyor: “Burası karanlıkların dünyasıdır. Bir mahzenin dibinde yer alan bu dünyayı yaratırken büyük keyif aldık. Buranın sakinleri uygarlıktan tamamen uzak bir ortamda yaşarlar. Dolayısıyla her tarafta çöpe atılmış nesneler vardır. Evlerle köprülerin kemik ve kafataslarından yapıldığını görürüz. Evlerin içinde eski ve pasla silahlar dekorasyon malzemesi olarak kullanılmıştır. Soğuk, karanlık, ruhsuz ve iğrenç bir ortamdır.”

Diğer yönetmen Stevenhagen şunları ekliyor: “Burada çürümüş ve yozlaşmış bir toplum vardır. Sıçanlar burada düzensizliğe dayalı bir yaşamın keyfini çıkarırlar. Pislik, karanlık ve kaosu severler. Bu toplumun başında Botticelli adlı bir adam vardır. Bir tür imparator gibi yönetir.”

KRALİYET SARAYI

Dor ülkesi gri renge bürünürken kraliyet sarayında da aynısı olur. Bir zamanlar pırıl pırıl ve mutlu bir ortam olan mutfakta artık tam bir sessizlik vardır. Tüm mutfak malzemesi bir köşeye atılmıştır. Andre ile Boldo artık ülkenin ünlü çorbalarını yapamamaktadır. Sarayın dışındaki ve içindeki hayat artık daha karamsar ve kasvetlidir. Bir zamanlar görkemli olan saray odalarındaki ışık daha solgun ve cansızdır.

Çok sevdiği karısının ölümünden sonra depresyona giren Kral, herkese mesafeli davranmakta, müzik odasında yapayalnız oturmaktadır. Çaldığı melodiler de karamsarlığını yansıtan kasvetli şarkılardır. Sarayın artık darmadağınık olan alt katındaki hizmetçilere ayrılan penceresiz bir odada Mig adlı hizmetçi kızın prenses olma hayalleri kurduğunu görürüz.

Bu dünyaların animasyonun yapılması büyük zorlukları da beraberinde getirdi. Üç ortamın birbirinden farklı olması nedeniyle film yapımcılarının amacı, karakterlerin yolculuğu sırasında üç ortam arasındaki geçişlerin kesintisiz ve akıcılığını sağlamak oldu. Animasyon ekipleri her bir mekana farklı ışık yoğunluğu ile yaklaşmayı tercih etti. Filmin genel modundaki geçişlere bu sayede ulaşıldı.

Prodüksiyon tasarımcısı Tomov, uygulanan yaklaşımı şu sözlerle açıklıyor: “Bu üç dünyanın hepsi, gerçek bir dünya ile bağlantılıdır. Özellikle Fareler Dünyası olmak üzere üçünün de kendine özgü tanımlanabilir özellikleri vardır. Üç dünya arasındaki geçişlerin ustaca yapılması gerekiyordu. İzleyici kendisini farklı bir gezegende veya farklı filmler izliyormuş gibi hissetmemeliydi. Farklı yapısı nedeniyle Sıçanlar Dünyası’nın görsel açıdan farklı olması gerekiyordu. Buna karşılık Fareler Dünyası ile insanların dünyası arasında bazı benzerlikler vardı. Özellikle Fareler Dünyası, mimari açıdan Dor krallığının görsel bir minyatürü gibiydi.”

Filmle ilgili son sözü Stevenhagen söylüyor: “Bu üç dünyanın karakterler ile de bağlantısı vardır. Çünkü karakterler bu dünyalarda yaşarlar ve ileri geri hareket ederler. Bu yolculuğu filmin bütünü içerisinde inandırıcı şekilde vermek inanılmaz ilginç bir süreç oldu.”