AYNALAR (MIRRORS) Filminin Konusu

AYNALAR (MIRRORS)
Gösterim Tarihi: 22 Ağustos 2008
Dağıtım: Tiglon Film

Konu:

“The Hills Have Eyes”ın yönetmeninin yeni filmi “Aynalar”da, başı belada olan bir polis, evlerine aynaları kullanarak girmeye çalışan, ne olduğu belirsiz bir yaratığa karşı ailesini korumaya çalışmaktadır.

Ben Carson (Kiefer Sutherlandi) önceleri hayatı yolunda giden bir polis memurudur. Meslektaşı olan NYPD polisini yanlışlıkla vurmasının üzerinden yaklaşık olarak bir yıl geçmiştir ve bu kaza hem işine mal olmuş hem de alkol ve öfke problemini doğurmuştur.

Ben, durumunun ailesi ve çocukları açısından da dayanılmaz hale gelmesiyle ablasının yanına, Queens’e yerleşir.

Hayatını bir düzene sokup, ailesini bir araya getirme konusunda iyiden iyiye ümitsiz hale gelir ve Mayflower adlı süpermarkette gece bekçiliği yapmaya başlar. Bir zamanların zenginlik ve ihtişam sembolü olan mağaza, birçok masum insanın hayatına mal olmuş büyük yangın sonrası batmış bir hayalet gemiden farksız haldedir.

Mağazadan arda kalan ürkünç görüntüler arasında devriye gezen Ben, Mayflower duvarlarındaki süs aynalarıyla ilgili bir gariplik sezer. Aynalar üzerinde yanıp sönen ışıklar arasında Carson korkunç görüntülerle karşı karşıya kalır.

Aynalar geçmişe dair korkunç görüntülerle dolu olmakla beraber, gerçekleri de çarpık biçimde göstermektedir. Aynadaki görüntüsü işkenceye uğramakta olan Carson’ın bedeni acıyı, işkenceye gerçekten maruz kalmışçasına hissetmektedir. Eski polis Ben, kendisini birden içindeki şeytanlarla ve görüntüsü tutsak alınıp kaslarının kasılıp vücudundan kanlar akmasına, nefesinin daralmasına sebep olan görüntülerle boğuşurken bulur.

Ben’in sempatik ama kuşkucu kardeşi Angela (Amy Smart) bu garip ‘kabus’ları kardeşinin stresine ve kazadan dolayı kendisini suçlu hissetmesine bağlar. Fakat NYPD’de sözde medikal araştırmacı olarak çalışıyor olan, boşandığı karısı Amy (Paula Patton) daha da acımasız davranacaktır. Kocasının kararsız davranışlarından korkmaya başlamıştır artık ve bu korku aileyi ondan daha da uzaklaştırır.

Hayatlarında birden daha da korkutucu şeyler belirir; günlük yaşamlarını da mahveden, aynaların arasında hapsolmuş yansımalar... Mayflower’da aniden ortalıktan kaybolan bir görevlinin izlerini sürmeye başlayan Carson, olayların gördüğü şeylerle bağlantılı olduğunu düşünmeye başlar ve fark eder ki şeytani ve ruhani bir güç kendisini ve ailesini tehdit etmek üzere aynaları bir yol olarak kullanmaktadır.

Ailesini bu beladan kurtarmak için aynaların arkasındaki sır perdesini çözmek zorunda olan Carson, şimdiye dek görülmüş en korkunç şey olan bu gücü yenmek için karısı Amy’i de ikna etmek zorundadır…

My Mom’s New Boyfriend Filmi

ANNEMİN YENİ SEVGİLİSİ

(My Mom’s New Boyfriend)

Yapımcı: Avi Lerner (Black Dahlia), Richard Salvtore (End Game), Heidi Jo Markel (The Tenants) ve Julie Gallo (Local Color)
Görüntü Yönetmeni: Michael Negrin, ASC (Local Color)
Sanat Yönetmeni: Robert Ziembicki (Local Color, The Wedding Planner)
Kostüm Tasarımı: Sara Markowitz (The Year Without A Santa Clause)
Kurgu: Augie Ness
Prodüksiyon: Nu Image/Millenium ve Equity Pictures Medienfonds GmbH & Co Amerika dağıtımı: Sony
Gösterim Tarihi: 15 Ağustos 2008
Dağıtım: 35 Milim Filmcilik
İthalat: Sinetel Film

“Annemin Yeni Sevgilisi” filminin çekimleri Sherveport, Louisiana’da tamamlandı. Bu Romantik Komedi’nin baş rollerinde Antonio Banderas (Legend of Zorro), Meg Ryan (You’ve Got Mail), Colin Hanks (King Kong), ve Salma Blair (Legally Blonde) yer alıyor. Filmin senaryosunu George Gallo (Midnight Run, Trapped in Paradise) yazdı, aynı zamanda kendi yazdığı senaryonun yönetmenliğini de yaptı.

Antonio Banderas ‘Tommy’ rolünde, uluslararası bir sanat hırsızıdır ve Sherevport Louisiana’da Norton Sanat Galerisi’nde bulunan Bernini heykelini çalmaya gelmiştir.

Meg Ryan, ‘Marty’ rolünde, oğlu Henry 2 seneliğine FBI’ın gizli bir görevindeyken kendisini yeniden yaratarak, fazla kilolarında arınıyor (80 kilo civarında) ve démodé kılık kıyafetlerinden kurtularak ‘ateşli ve alımlı’ bir kadın olarak ortaya çıkıyor.

Colin Hanks, ‘Henry rolünde, annesi olan Meg Ryan’ı nişanlısıyla yeni tanıştırmıştır. Nişanlısı ‘Emily’ (Salma Blair) de FBI’da bir ajan olarak görev almaktadır.

Bir sokak fuarında dolaşırlarken Marty, Henry ve Emily tesadüfi bir şekilde Tommy ile karşılaşırlar ve Marty ile Tommy arasında ilk andan itibaren bir çekim oluşmuştur. Emily bu ilişkiyi tam gaz desteklemektedir ancak Henry pek memnun değildir… Ne de olsa söz konusu olan kişi kendi annesidir. Bir süre sonra Henry’nin FBI’daki ilk yurtiçi görevinin Tommy’i takibe almak olduğu ortaya çıkınca, işler daha da karışacaktır.

Filmin Konusu

Henry (Colin Hanks) 2 sene yurtdışında gizli bir FBI görevinde çalıştıktan sonra yaşadığı yer olan Shreveport, Louisiana’ya geri döner. Henry’nin yokluğunda, bir zamanlar şişman ve mutsuz bir kadın olan annesi Marty (Meg Ryan) kendini yeniden yaratarak kilolarında kurtulmuş, ince çekici ve hayat dolu bir kadın olmuştur. Etrafındaki tüm erkekler Marty’e ilgi duymaktadır vede bu ilgiden Marty çok memnundur. Henry annesinin bu yeni halini nasıl idare edeceğini bilememektedir ama nişanlısı Emily (Salma Blair) ise Marty’nin bu durumu ile çok eğlenmektedir. Marty’nin uygunsuz davranışlarını Emily sonuna kadar desteklemektedir ancak Henry bu durumu asla kabullenemez.

Tommy (Antonio Banderas) ve 2 Avrupalı ortağı Niko (Tom Adams) ve Jean-Yves (Eli Danker), Benini’nin meşhur heykeli olan “Anne ve Çocuk”u müze’den çalmaya niyetlidirler. Beklenmedik bir anda karşısında seksi ve güzel Marty ortaya çıkınca, Tommy birazcık eğlence için ona vakit ayırmaya karar verir. Hırsızlık planları yaparken Marty’e de aşık olur ve olaylar iyice karışmaya başlar.

FBI Büro Şefi John Conrad (Keith David) Henry’e yeni görevini tanımladığında, takip etmesi gereken uluslararası hırsızın aslında annesin sevgilisi olduğunu anlar fakat bunu annesine açıklayamaz. Bu durumda Henry annesini de takibe almış olur, görüşmelerini dinlemeye alır… En zor olanı ise annesinin romantik anlarında onları diğer FBI ajanları ile birlikte onu dinliyor olmasıdır.

Get Smart/Akıllı Ol: Araç gereçsiz casus filmi olmaz

Alev püskürtme donanımlı bir İsviçre ordu çakısı.
…Ne, sende bunlardan bir tane yok mu?

“Araç gereçsiz casus filmi olmaz” diyor Roven.

“Dizinin araç gereçleri ünlüydü ve onlardan bizde de çok var” diyen Segal, filmin bir yandan eski ekol bazı aksesuarlara saygısını sunarken bir yandan da aynı ölçüde şaşırtıcı yeni bazı aygıtlara yer verdiğini belirtiyor. Bu eski ve yeni araç gereçler kahramanlarımızın gözetleme, iletişim ve yıkım için kullanılan çağdaş tekniklere ayak uydurmasına yardımcı oluyor.

“Ayakkabı telefon büyük çıkış yapacak. Sessizlik Konisi de 2008 tasarımıyla geri dönüyor. Bunların yanı sıra, Max ve Ajan 99 gibi casusların ihtiyaç duyduğu son teknoloji donanımlar da mevcut” diyor yönetmen ve ekliyor: “Her çocuğun elinde cep telefonuyla gezdiği bir dönemde inanmak zor olsa da, ayakkabı telefon 1960’larda inanılmaz bir konseptti; o zamanlar mobil iletişim fikri gerçekten zamanının ötesinde bir fikirdi. Ayakkabınızı kulağınıza dayayıp biriyle konuşmanız şimdi pek yenilikçi gözükmese de, nasıl o olmadan bir ‘Get Smart/Akıllı Ol’ filmi yapabilirsiniz ki? Bu çok belirleyici bir imaj olduğu için biz de onu kullanmanın eğlenceli bir yolunu bulduk”.

Ayrıca dizide görülen birçok seçkin spor araba filme de konuk olacak. Dizinin hayranları kırmızı Sunbeam Tiger’ı, altın rengi Opel GT’yi ve mavi Karmann Ghia’yı kolayca fark edeceklerdir.

Aksesuar uzmanı Tim Wiles ünlü Hollywood hatırat koleksiyoncusu Danny Biederman’la buluşarak dizinin orijinal aksesuarlarından bazılarını inceledi. Ayakkabı telefonun da aralarında bulunduğu bu aksesuarlar Amerikan pop kültürünün ikonları arasındaki yerlerini almışlar ve kısa süre önce Washington DC’deki Uluslararası Casus Müzesi’nde Hollywood’un Hazineleri bölümünde sergilenmişlerdi.

Çocuklar ve oyuncakları gibi sahada çalışan ajanlar ve görev için kullandıkları araç gereçler konusunda da her zaman gizli bir rekabet söz konusudur; her bir ajan en son ve en harika oyuncağıyla meslektaşlarını geride bırakıp, ara sıra, “Ne? Sende bundan yok mu?” diyebilmek ister. Max’in radyasyon detektörlü kol saatini göstermesinin hemen ardından, 99 havalı bir şekilde patlayıcılı diş ipini çıkarır. Bunun ardından, 99 azı dişine monte edilmiş telsizi gösterince, Max de bombalı kol düğmeleriyle övünür.

Kontrol’ün suçla savaşta kullandığı muhteşem cephaneliğinin diğer yeni malzemeleri arasında cebe sığan sis bombası, Max’in alev püskürten ve daha pek çok işleve sahip İsviçre ordu çakısı, ok fırlatan tüf tüf ve minyatür bir titanyum vidalı borda kancası bulunuyor.

Tüm bu son teknoloji donanımlar etrafa yayılmışken, deneyimli yapımcı Leonard Stern, Federal ajanlar (bir kez daha) ziyaretine gelse şaşırmazdı. Onlarca yıllık meslek geçmişinde yaşadığı ilginç olaylardan biri, dizinin revaçta olduğu günlerde FBI’ın kendisi ve ekibine gelip dizide yer alan aygıtlardan bazılarını nasıl bulduklarını sormasıydı. Bu konuda, “Belli ki yaratımlarımızdan bazıları gerçeğe çok yakındı ve komedi yazarlarının bu şeyleri hayal edebilmesi onlar için sinir bozucuydu” diyor.

Son olarak yeni ve eski izleyiciler bazı şeylerin asla değişmediğini görmekten mutlu olacaklar. Wiles bu konuda şunu söylüyor: “Sessizlik Konisi artık tamamen dijital ayrıca sofistike bir elle aktivasyon sistemine ve çoklu girişlere sahip”. Yine de, 40 yıllık AR-GE’den sonra bile, dizinin hayranları bu alet gerçekten çalışsa hayalkırıklığı yaşarlardı.

Bilindik ve sevilen aygıtları uzay teknolojisine sahip yenileriyle birlikte sunmak, Segal ve yapımcıların “Get Smart/Akıllı Ol”u beyaz perdeye aktarırken yakalamaya çalıştıkları dengeye örnek teşkil ediyor.

Yönetmen bunu şöyle açıklıyor: “Bir sinemacı olarak taze soluklu bir şey sunmak istiyorsunuz. Elinizde bu kadar saygı gören bir malzeme olduğunda, ortaya çıkan soru şu: Kaynak malzemeyi ne kadar kucaklamalı, projeyi ne kadar kendinize uyarlamalısınız? Sürecin her adımında izleyicileri aklımdan çıkarmamaya çalıştım ki yapımı ilk kez izleyenler de dizinin meraklısı olanlar da filmi eğlenceli bulsunlar aynı zamanda bizim gibi diziyi çok seven izleyiciler ona saygı gösterildiğini görebilsinler”.

Get Smart/Akıllı Ol”un yapım ekibi Washington DC’den Moskova’ya gitti

“Şu kadarcık farkla kaçırdım…”

“Get Smart/Akıllı Ol”un yapım ekibi gerçek mekanlarda çekim yapmak için Washington DC’den Moskova’ya gitti. Bu mekanlar arasında yer alan Kızıl Meydan’da çok hoş bir gece çekimi yapıldı.

Dwayne Johnson bu aksiyon-komedideki aksiyon konusunda, “Filmi çok fazla açık etmek istemiyorum ama helikopter, traktör, golf sopaları, tren ve uçağın arkasındaki bez afişten sarkan insanların… ve bir de kılıçbalığının olduğu çok önemli bir sahne var. O sahnede bir kılıçbalığı var” diyor. Aslında aksiyonun ciddi bir etki uyandırmasına büyük özen gösterildi.

“Eğer durumlar gerçekten tehlikeli ve inandırıcı görünürse, çıta daha yükseğe çıkar ve mizah da bunun doğrultusunda çok daha keskin olur” diyor Segal ve ekliyor: “Oyuncuların asla bir komedide oynuyorlarmış gibi hissetmelerini istemedik çünkü espriyi sağlayan onların ciddiyetiydi. Her şeyin düz bir şekilde oynanması gerekiyordu; aksiyon sahneleri de dahil”.

Yönetmen Segal’le “Get Smart/Akıllı Ol”da üçüncü kez birlikte çalışan deneyimli dublör koordinatörü Doug Coleman (“The Longest Yard”), 1980 yapımı “The Nude Bomb, the Return of Maxwell Smart”ta Don Adams’ın dublörlüğünü yaparak bir SAG adaylığı kazandı; böylece çember tamamlandı. Adams bu konuda, “Dizide yer yer dövüşler ya da dublörlük sahneler oluyordu ama bu film bambaşka bir boyuta sahip. Aksiyon yüklü. Hızlı başlıyor, hızlı bitiyor ve dublörlük sahnelerin her birine yer veriyor. Filmde ateş, dövüş, kablolu manevralar, arabalar, hava taşıtları içeren sahneler, hatta yeraltı sahneleri bile var”.

Coleman tasarımı ve uygulaması altı hafta süren bir sekans için şunları söylüyor: “Max bir uçaktan trafiğin içindeki bir arabaya atlıyor ve şoförle boğuşmaya başlıyor. Mücadele başladığında, araba sürücüsüz kalıyor. Hâliyle, bu ikilinin saatte 120 km. hızla giden, bariyerlere ve diğer arabalara çarpan bir arabada hem arabadan düşmemeye hem de birbirlerini öldürmeye çalışmasını simüle etmemiz gerekiyordu. Bu arada tren yoluna çarptıklarını, ön panelin alevler içinde olduğunu ve onlara yaklaşmakta olan bir tren olduğunu söylemiş miydim?”

Bu keşmekeş içinde, “Steve tam anlamıyla gerçekçi kalmayı başardı. Fiziksel olarak asla abartıya kaçmıyor. Nasıl bir duruma düşerse düşsün, bir şekilde gerçekliğe bağlı kalıyor ve her şeyi komedi ortamına çekebiliyor. İnanıyorum ki onu böylesine özdeşleşilebilir kılan ve izleyicinin ona samimiyetle tepki vermesini sağlayan şey bu” diyor Gartner.

Coleman bire bir dövüşler için dövüş koordinatörü James Lew’la (“Pirates of the Caribbean: At World’s End”) çalışmayı tercih etti. Kendisine şöhret getiren şeyin “Hollywood’daki herkes tarafından dövülmek” olduğunu iddia eden Lew, film ekibine kondisyon tutmaları ve rolleri doğrultusunda dizgin düzeneğiyle çalışmaya alışmaları için yardımcı oldu.

“Max, tıpkı Enerji Verici Bunny gibi” diyor Lew ve ekliyor: “Cazibesi biraz da buradan kaynaklanıyor, ajan olmak için öylesine büyük bir tutku besliyor ki asla vazgeçmiyor. Kaç kere yere devrilirse devrilsin, daha güçlü, daha kararlı bir şekilde ve farklı bir bakış açısıyla ayağa kalkıyor”.

Oyuncuların mümkün olduğunca kendi dublörlüklerini yapmalarını isteyen Segal, yapımın ön safhalarında Carell’le bazı kilit sahneler üzerinde çalışmalarını şöyle aktarıyor: “Ona, ‘Pekala, Steve, uçaktan serbest dalış yapacak, sonra da dövüşmek üzere hızla ilerleyen bir arabanın tepesine ineceksin. Bu senin için sorun olmaz, değil mi?’ dedim. Bu sırada o başını sallıyordu, biz de onu kablolara bağlıyorduk. Herhalde başını nasıl bir derde soktuğunu merak ediyordu. Sonra, çok büyük bir dövüş sahnesini paylaşacağı Dalip Singh’le tanıştığında sanırım yüzündeki renk bir anda soldu”.

Carell ise perdedeki dövüş arkadaşı olan, 2.20’lik ağır sıklet halter şampiyonu, iki kez Hindistan vücut şampiyonu profesyonel güreşçi Büyük Khali’yle tanışma anını farklı bir bakış açısından anlatıyor: “Dalip herhalde 2.5 metre boyunda ve pazıları benim iki bacağımın toplamından daha kalın diyebilirim. Yumruğu adeta bir tulum büyüklüğünde. Bir ara aynı anda birbirimize vurmak için harekete geçtik. Geri çekildi ama yumruğu kafama öyle yakındı ki kafamla vücudumu tek bir kütle haline getirebileceğini fark ettim; kafamın yerinde yumruğu olacaktı ve ben bir göğüsten ibaret olacaktım. Evet, gerçekten muazzam bir güç. Adil olmak gerekirse, süper bir insan ama ona bulaşmak istemezdim”.

Carell gibi Anne Hathaway de aksiyonla “Get Smart/Akıllı Ol”da tanıştı ve aynı derecede hızlı bir öğrenci olduğunu kanıtladı. Yaşadığı deneyimi “bir bale resitaliyle futbol maçı karışımına” benzeten aktris, “Steve ve ben görebileceğiniz en olmadık aksiyon kahramanları olmalıyız ama dublörlerimiz, bizi destekleyen muhteşem ekip ve tüm o antrenmanlar sayesinde büyük ölçüde kendi dublörlüğümüzü yaptık. Bunun beni bu kadar eğlendirmesine gerçekten çok şaşırdım. İronik ama doğuştan düşme yeteneğine sahip olduğum halde, komut üzerine bunu yapmak hiç kolay olmadı. Ama o SUV’nin üzerinde olmak bir lunapark eğlencesi gibiydi”.

Deyim yerindeyse Hathaway’in yaşadığı zorluklar, Ajan 99’un baskın bir kadın olarak dövüş yeteneğini yüksek topuklu ayakkabılarla sergileme merakıyla daha da arttı. Coleman bu konuda “Anne, dev cüsseli Singh’e temas edebilmek için tekmelerini çok daha yukarı kaldırmak zorundaydı; üstelik bu tekmelerin aynı inandırıcı hız ve güçte olması gerekiyordu”.

Hız ve güçten söz etmişken, Dwayne Johnson’ın Ajan 23’le dövüş sahnelerine yüzde yüz hazır bir şekilde gelmiş bir oyuncu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aslında Lew’un da belirttiği gibi genelde deneyimli sporcular için performansını kamera önünde sergilemek daha zordur ama Johnson bu kurala istisna oluşturuyordu. Johnson’la 2000 yapımı “Star Trek: Voyager”da birlikte çalışan Lew şunları söylüyor: “Dwayne’le neredeyse hiç prova yapmadık. Denemesini istediğiniz, yapmasını istediğiniz her şeyi kusursuz bir şekilde yapabiliyor. Ayrıca onunla çalışmak güvenli. Gerçekte zararsız bir hareket yaparken boynunuzu kırmış gibi göstermeyi biliyor”.

Ajan 23’ün yenilmez süper casus imajının zedelenmemesi için Lew’un stratejisi Johnson’ın fiziksel olarak kendisinden zayıf kişileri, yani hemen hemen herkesi, hiç terlemeden alt etmesiydi. Gerek dövüşlerde gerek Kontrol’ün eğitimlerinde, Johnson sanki üzerinde görünmez bir zırh varmış gibi hareket ediyor, ara sıra da gelen darbeleri üzerinden tüy temizler gibi savuşturuyor.

Komedi zamanlamasını aksiyon zamanlamasıyla birleştirmek çok dikkatli olmayı gerektiriyordu.

Anlaşılabilir bir şekilde, bu durum bir doğaçlama maratonu yarattı çünkü doğaçlama sanatçılarından oluşan oyuncu kadrosunun senaryodan anlık kopuşlarını durdurmak mümkün değildi.

Carell bu konuda şunları söylüyor: “Peter’ın sette sunduğu özgürlük çok hoşumuza gittiyse de, bir alan vardı ki bizim denemelerimize elverişli değildi. Hareket halindeki bir aracın üzerinde dövüşüyorsanız ve sallanan bir vinç kancası size çarpmadan önce üç satırlık bir repliğiniz varsa, teknik çok önemli olduğu için senaryoya sadık kalıyorsunuz”.

Get Smart/Akıllı Ol Maxwell Smart’ı yeni karakterlerle bir araya getiriyor

“Eski… Hızla giden bir arabanın tepesinde suikastçilerle mücadele ederken bile
zekice replikleri söyleyebilen oyuncular bulma… Numarası”.

“Get Smart/Akıllı Ol” Maxwell Smart’ı aşina karakterle olduğu kadar yeni karakterlerle de bir araya getiriyor. Gartner, “Oyuncu kadrosu sayesinde gerçekten öne çıkan kişilikler arasında muhteşem bir etkileşim var” diyor ve ekliyor: “Max ile 99, Siegfried ile asistanı arasındaki ilişki ve rekabete ve Şef ile Max arasındaki adeta baba oğul ilişkisine tanık oluyorsunuz”.

Her zaman yetkin Ajan 99’u Anne Hathaway canlandırdı. Dizinin yıldızı Barbara Feldon dizi hayranlarının favorisi olan rolünde nasıl döneminin liberal kadınına hayat verdiyse, Hathaway de çizdiği portrede bu özgüvenli ve işine bağlı profesyoneli mantık olarak bir adım ileri götürdü. Aktris bu konuda şunları söylüyor: “Küçük bir kızken erkeklerle boy ölçüşebiliyordu. Şimdi de genellikle onların önünde gidiyor. Ama dişiliğinden asla ödün vermiyor. Ajan 99’un bu özelliği ve Channel tutkusu filmin diziden ayrılan öğeleri. O, yüksek topuklu ayakkabılarla koşabilen ve dövüşebilen bir kadın olmaktan zevk alıyor; kadın olduğu için özür dilemediği gibi özel bir muamele de beklemiyor”.

Segal, Hathaway’in “Bir podyumda yürümeye uygun olduğu kadar Ninja gibi dövüşmeye de uygun” diye nitelediği kostümleri tasarlaması için Oscar ödüllü kostüm tasarımcısı Deborah Scott’ı (“Titanic”) projeye dahil etti. Hathaway kendisi için tasarlanan kostümleri şöyle tanımlıyor: “Klasik anlamda şık ama eğlenceli, çağdaş ama 60’ların esintisini taşıyan, etkili ve yadsınamaz biçimde kadınsı kostümlerdi bunlar”; tıpkı onları giyen hanımefendi gibi.

Lazar ise 99 karakteri için şunları söylüyor: “Casussanız insanlara güvenmeniz zor. Ajan 99 da kariyerinde bu noktaya insanlara kendini açarak gelmedi. Yine de, kendince bir geçmişi ve herkes gibi endişeleri olan bir kadın. Anne işte bu sıcaklığın öne çıkmasını sağladı. Max ile 99 arasındaki atışmaların özünde bunu görüyorsunuz”.

Hathaway rolü alabilmesini şuna bağlıyor: “Steve’le okuma yapan diğer aktrislerden beş saniye daha uzun dayanmayı başardım. Ona ayak uydurmak kolay değil. Öte yandan, bana komedi ve doğaçlama konusunda çok şey öğretti. Ayrıca o ve Pete kameranın her iki yanında da kendimi koruma altında hissetmemi sağladılar”. Yapımcılar yeni bir karakter olan, yenilmez ve müthiş karizmatik Ajan 23 için Dwayne Johnson’ı seçtiler. Max’in ortağı olmayı umduğu Ajan 23 rolü için bu seçimi yapmalarının nedeni Johnson’ın mizah anlayışının Kontrol’ün süper starı olarak ışıldayacağını bilmeleriydi. Yapımcılar ve aktör, 23’ü Max’in akıl hocası ve idolü olarak “Get Smart/Akıllı Ol”un dünyasına nasıl sokacakları konusunda birlikte hareket ettiler.

“Dwayne’in en harika yanı muazzam bir aksiyon geçmişi olmasının yanı sıra inanılmaz komik ve çok sıcak bir kişiliğe sahip olması. Zaten tüm bunları rolüne de aktarmayı başardı” diyen Roven, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ajan 23’ün sadece müthiş havalı, herkesin olmak istediği gibi biri olması yeterli değildi aynı zamanda bir bakıma Max’in iyiliksever ağabeyi olması, onu ajan olma hayallerinin peşinden gitmeye yüreklendirmesi de gerekliydi”.

Johnson’a göre Ajan 23 en iyi şöyle tanımlanabilir: “O, tek kelimeyle, yeryüzünün en iyi ajanı, sahaların yıldızı, yaptığı işte mutlak olarak en iyi. İşini seviyor, kendini seviyor ve insanların bunu bilmesini sağlamaktan çekinmiyor… ama nazik bir şekilde ki bu onu daha da sevimli kılıyor. Ayrıca, kanatlarının altına girmek isteyen Max’e de fazlasıyla değer veriyor; ofis zorbaları Max’i hırpalamaya çalıştığında onu her zaman savunuyor”.

Ofis zorbalarını ve Kontrol’deki her şeyi kontrol alında tutma görevini yürüten Şef’i Alan Arkin canlandırdı. Aktör, Şef’i büyük ölçüde, “zor bir semtin lise müdürü” olarak gördüğünü söylüyor ve ekliyor: “Ciddi, büyük baskı altında ve çoğu zaman hayalkırıklığı içinde ama genel olarak iyi ve etkili bir patron. Max için duyduğu samimi sevgi tartışılmaz ama örgüte duyduğu sadakat daha öncelikli”.

Arkin’i rol için öneren isim, kendisiyle ünlü 2006 komedisi “Little Miss Sunshine”da beraber oynayan Carell’di. Söz konusu film Arkin’e Oscar getirmişti. Arkin ayrıca Chicago’nun ünlü Second City doğaçlama kumpanyasının ilk ekibinde yer alıyordu. Bu performans geleneğinin ön sıralarında Carell ve “Get Smart/Akıllı Ol”ın oyuncularından Masi Oka, Nate Torrence ve David Koechner de bulunuyordu. “Doğaçlama benim kanımda var” diyor aktör ve ekliyor: “Daha senaryo pişerken birkaç kayıt alırsanız bazı şeyler olmaya başlıyor. Peter da buna izin vermekten memnuniyet duydu”.

Arkin’in role benzersiz komedi ritmini kattığını belirten Ewing ise, “Şef’in katılımcı ve çekinme yaratan bir duruşu var. Onun 30 yıldır bu örgütü yürüttüğüne ve en iyi ajanları bile paylayabildiğine inanıyorsunuz” diyor.

Segal da şunun altını çiziyor: “Komedyen olduğu kadar drama oyuncusu da olan Alan, rolünü dünya gerçekten tehlikedeymiş gibi şaşmaz bir ağırlıkla oynuyor ki bu her şeyi daha da komik kılıyor”.

Şef’in en büyük sorunu olan, Kaos’un kötü şöhretli yöneticisi Siegfried’i ise Oscar adayı aktör Terence Stamp canlandırdı.“Terence’ın performansı öyle sade ki, dünyaya hükmetmek konusunda rahat biri olduğuna gerçekten ikna oluyorsunuz” diyor Segal.

Öte yandan Siegfried belli bir özdeşlik uyandırmayı da başarıyor çünkü her ne kadar kokuşmuş biri olsa da, Kontrol ve kendi adamlarının beceriksizliği yüzünden sürekli baltalanmasına rağmen işini yapmaya çalışan bir adam. Segal’ın da belirttiği gibi, “Bu açıdan bakıldığında, bir ofiste çalışan herkesin özdeşleşebileceği bir karakter”.

Stamp, Siegfried karakterini yaratırken “Twelfth Night”ın “kasıntı ve kibirli, insanlara hep tepeden bakan” karakteri Malvolio’dan esinlendiğini söylüyor ve “Malvolio için herkes kendi altındadır. Hepimiz ne yazık ki kendini otorite konumunda bulunca başka insanları birey olarak algılamayı beceremeyen bu tip insanlar tanırız” diyor.

Stamp şöyle devam ediyor: “Komedi oynamak benim için her zaman bir ödüldür. Daha önce tiyatro da komedilerde oynamış olmama rağmen komedi yapma fırsatı sinema kariyerimin geç dönemlerinde elime geçti. Pete, ‘Superman’ filmlerinde Zod karakterine yaklaşımımı beğendiği için Siegfried’de böylesine keskin bir tiplemeye yöneldim”.

Siegfried’in uzun zamandır acı çeken asistanı Shtarker’i ise “Borat”ın kötü şöhretli oyuncusu Ken Davitian canlandırıyor. Carell şakacı bir ifadeyle, “Ken masamıza ilk geldiğinde tamamen çıplaktı” diyor.

Tamam belki öyle değildi. Ama Davitian’ın girişi beklenmedik bir öğe içeriyordu. Segal o günle ilgili, “Seçmelere çok belirgin bir aksanla geldi ve söylediklerimin yarısını anlamıyormuş gibi davrandı” diyor. Kaliforniyalı aktör aslında başka bir rolün seçmesine girmişti. Kendi aksanına dönmesi ve Shtarker rolüyle ilgili bilgi istemesi daha sonra oldu. Segal bu olayı da şöyle aktarıyor: “Onu Shtarker rolü için düşünmememin tek nedeni dilimizi pek iyi bilmediğini sanmamdı. Esasen o mükemmel bir Shtarker ve Terence’la ikisini bir arada görmek bile başlı başına komik. Elbette Shtarker rolünü verdikten sonra, ondan kendi aksanına geri dönmesini istedim çünkü Kaos uluslararası bir örgüt ve eleman seçerken eşitlikçi davranıyor”. Diğer bir deyişle, Shtarker’in aksanının Siegfried’inkinden tamamen farklı olması daha bile iyiydi. Siegfried’e mutlak bir sadakat duyan Shtarker, patronunun en çılgınca emirlerine bile itaat ediyor. Bunlar öyle emirler ki başka herhangi biri, paçayı sıyırabileceğini bilse bu tür emirler karşısında patronunu otobüsün altına memnuniyetle itebilir. “Shtarker posta dağıtım bölümünde bir kadro aşılmasını çok uzun zamandır bekliyor ama bu bir türlü olmuyor” diyor Davitian gülerek ve ekliyor: “Bu zaman zarfında, Siegfried’in tüm kirli işlerini yapmak zorunda: Adam öldürüyor, patronunun arabasını yıkıyor, o ne isterse yapıyor. Korkunç bir iş bu. Adama gerçekten acıyorum”.

Bu arada Kaos’un dünyanın kaderi üzerinde oluşturduğu tehditten büyük ölçüde habersiz olan ABD başkanını, “Get Smart/Akıllı Ol” oyuncu kadrosunun orijinal dizide konuk oyuncu olmuş tek üyesi James Caan canlandırıyor.

Caan tamamen işine hâkim olmasa bile sempatik bir Başkan portresi çiziyor. Ne var ki Başkan’ın Kaos tehdidini ciddiye almayı reddetmesi Kontrol’ün Şef’ini pek de gizleyemediği bir hayalkırıklığına sürüklüyor. “Ama Şef’i esas çıldırtan şey Başkan’ın zayıf telaffuz yeteneği” diyor Segal. Zaman hızla tükenmektedir. Max ile Ajan 99, Kaos örgüt ağının yerini tespit edip, etkisiz hâle getirmek için dünyayı dolaşmaktadır. Bu arada Kontrol’ün yüksek teknolojili silah laboratuarında görevli Bruce ve Lloyd, geriye kalan ajanlardan 91 ve Larabee’yle karargâhta işlerin sorunsuzca yürümesini sağlamaya çalışmaktadırlar. Emmy adayı Masi Oka (“Heroes”) ve Nate Torrence (“Studio 60 on the Sunset Strip”) filmde, ofisteki sosyal ve kişisel ilişkilerdeki açıklarını, sadakatleri, enerjileri ve yaratıcılıklarıyla telafi eden iki dahi mühendis Bruce ve Lloyd’u canlandırdılar.

Oka bu konuda “Onlar Bond’un Q’su gibi aygıtlar üzerinde çalışan insanlar. Bruce ve Lloyd yaratımları konusunda tutku, ülkelerine verdikleri hizmetten dolayı da gurur duyuyorlar. Diğer ajanlar onlara saygı duymuyor elbette ama o ikisi kendi içlerinde gerçeği biliyorlar: Operasyonun hakiki mimarı onlar. Onların tasarladığı teknolojik mucizeler olmasa, o sıkı ajanlar içi boş takım elbiselerden ibaret olurlar” diyor.

Torrence ise bir itirafta bulunuyor: “Bruce ve Lloyd inekler. Ayrıca Lloyd kan görmeye, tehdide ve tehlikeye dayanamıyor. Bunlardan herhangi biriyle karşılaştığında bayılma eğiliminde”.
İkisi de Second City’de görev almış olmalarına rağmen Oka ve Torrence “Get Smart/Akıllı Ol”dan önce tanışmamışlardı ama gerek sette gerek set dışında çok iyi bir ilişki kurdular ve film ilerledikçe rollerine farklı yönler kattılar. “Orijinal senaryoda Bruce daha baskın ve alaycı, Lloyd ise daha mülayimdi ama yapım ilerledikçe kendi ritmimizi bulduk ve ikisini eşitledik. Şimdi iki kardeş gibi atışıyorlar” diyen Torrence’a Oka şunu ekliyor: “Tuhaf bir ikili oluşturuyorlar”.

Terry Crews ile David Koechner’ın canlandırdığı Ajan 91 ve Larabee de bir tür ekipler ama pek de kendi tarafınızda isteyeceğiniz türde değil. Okul yılları benzetmesine geri dönersek eğer Ajan 23 ve 99 sınıfın popülerleri, Bruce ve Lloyd inekleriyse, o zaman, Segal’a göre “Larabee ve 91 de sınıfın kabadayıları”.

Kaos’un beklenmedik saldırısının ardından Kontrol’ün kapanması ve Max’in bir anda sahada görevlendirilmesi üzerine, 91 ve Larabee masa başı görevine verilirler ve bu hiç hoşlarına gitmez. Bunun sonucunda ve tabi her zamanki hedefleri Max de birden bire menzil dışına çıkınca Ajan 23’ün korunmasından yoksun kalan Bruce ve Lloyd’a olağandan fazla işkence etmeye başlarlar.

Cephenin diğer tarafında Siegfried ve Shtarker’in hizmetinde, Kaos’un çekici ama ölümcül ajanı, aynı zamanda müthiş dans eden Krstic (David S. Lee) ve dev cüsseli koruma-tetikçi-şoför Dalip’ten (Dalip Singh) bulunmaktadır.

Get Smart Yapım Hakkında

Bu, Ajan Maxwell Smart’ın işte ilk günü ve özgür dünyanın
kaderi daha önce hiç bu kadar yetkin ellerde olmamıştı.
“İnanabiliyor musunuz?...”

Yönetmen Peter Segal, “Get Smart/Akıllı Ol”a hem sinemacı hem de filmin bir hayranı olarak yaklaştı. “1960’ların ikonlaşmış bu yapımı gerçek bir klasik ve benim favorilerim arasında yer alıyor” diyor Segal ve ekliyor: “Bu yapımı çok sevmiştim. Zekice, küstah ve çok komikti”.

Yapımcı Charles Roven ise şunları söylüyor: “60’ların yapımını tekrar yaratmak değil, çağdaşlaştırmak istedik; günümüze uygun hâle getirip, modern bir bakış açısı katmanın yanı sıra, sadece güldürmeyi değil gerilim yaratmayı da başaran aksiyon sekansları oluşturmayı hedefledik. Bu süper casuslar dünyasını beyaz perdede gerçekten hak ettiği ölçüde yeni bir döneme aktarmaya çalıştık”.

Segal yeni karakterlerin eşlik ettiği bilindik karakterleri günümüzün manşetlerine yakışır konumlarda hayal etmenin sayısız espri ve fikre olanak tanıyacağını düşündü. Bunların ilham kaynağı ise usta komedyenler Mel Brooks ve Buck Henry’yi böylesine unutulmaz kılan zekice mizah olacaktı.

Yönetmen bunu şöyle açıklıyor: “Amacımız Mel ile Buck’ın yarattığı şeyin ruhunu kucaklayıp, yeni nesle aktarmaktı. Film dizinin olmazsa olmazlarına, küstahlığına, siyasi hicvine ve artık kültürümüzün bir parçası olan cümlelere saygıdan geri kalmıyor ama yepyeni bir hikayesi, 2008’i yansıtan bir bakış açısı, kendine ait bir tarzı ve enerjisi var. Düşüncemiz dizinin yeni izleyicilere de sadık hayranlarına olduğu kadar çok şey sunmasını sağlamaktı. Özetle o kadar komik bir film yapmalıydık ki hikayenin geçmişini bilip bilmemek önemli olmamalıydı”.

Yapımcı Alex Gartner, Segal’dan övgüyle bahsediyor: “O, zekice (laf ebeliğine dayanan) komediyi ciddi aksiyonla birleştirme becerisine sahip; oysa bu ikisi ayrı ayrı zordur ve bir araya getirilmeleri de kesinlikle kolay değildir. Ama Peter bu konuda çok usta. Filmi onun yönetmesini bu yüzden istedik. Filmde büyük ölçüde fiziksel komedi var ama bunlar gerçekçi bir fonda geçiyor”.

Maxwell Smart’ı canlandıran ayrıca filmin yönetici yapımcılarından olan Steve Carell bunu şöyle özetliyor: “Filmin yüzde 80 komedi, yüzde 20 aksiyon, yüzde 15 yürek, yüzde 35 romantizm, yüzde 10 macera ve muhtemelen yüzde 1’den az da korku olduğunu söyleyebilirim. Bunları topladığınızda yüzde 100’den fazla ediyor; yani gerçekten de bir filmden beklediğinizden fazlasına sahip”.

Yapımcı Andrew Lazar, “Max rolündeki Steve Carell tüm projenin bir araya getirilmesinde çok önemli bir yere sahipti. Onun katılımı her şeyi tetikledi ve karakteri nasıl oynayacağı konusundaki fikirleri tüm yapıma ışık tuttu” diyor.

Rolün Carell’e verilmesine daha senaryoyu görmeden destek veren Segal ise şunu söylüyor: “Beni projeye ilk çeken şey Steve’di. Bu role hakkını verebileceğini düşündüğüm tek kişi oydu. Zaten doğru Max’e sahip değilseniz, bu filmi yapmaya değmez”.

“Senaryoyu Steve’in muazzam komedi yeteneği doğrultusunda şekillendirmeyi başardık ki bu bize hikayeyi başkalarının götüremeyeceği yerlere taşıma özgürlüğü sundu” diyen yapımcı Michael Ewing, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Peter ve Steve, senaristler Tom Astle ve Matt Ember’la karakterlerin gelişimi ve hikayenin bazı öğeleri üzerinde beraberce çalıştılar”. Ünlü yapım “Second City”deki günlerinde geliştirdiği doğaçlama deneyimini filme de taşıyan Carell, yapımcılarla ve rol arkadaşlarıyla birlikte, alternatif espriler üretmek ve sahnelere farklı bakış açıları getirmek için sık sık beyin fırtınası yaptı.

Segal ve yapımcılar filme 21. yüzyılın özelliğini katabilmek için önce “Get Smart/Akıllı Ol”u bir adım geriye götürmek istediler. Roven’ın son yapımcılık denemelerinden olan 2005 hiti “Batman Begins/Batman Başlıyor”a değinen Segal, “O filmin ‘Batman’ serisini, daha önce hiç işlenmemiş biçimde hikayenin kökenine inişini çok beğenmiştim. Bundan yola çıkarak, baştan başlıyor ve Maxwell Smart’ın nasıl ajan olduğunu, 99’la nasıl tanıştığını ve Kaos’un kötü adamı Siegfried’le ilk ne zaman karşılaştığını göstermeyi planladık; tüm bu oluşumlar dizi yayına girdiğinde zaten geçmişte kalmıştı” diyor.

Senarist Tom J. Astle ise şunu söylüyor: “Bu noktadan sonra, karşımızda pek çoğumuzun bildiği ve sevdiği Max var ama filmimizde onun bu noktaya nasıl geldiği gösteriliyor. Böylece yeni izleyiciler onu harika bir şekilde tanırken, dizinin hayranları da sevdikleri ve hatırladıkları o favori gizli ajanlarıyla tekrar buluşuyorlar”.

Filmin açılışında, Max uluslararası gözlem kasetlerindeki şüpheli durumları çözmek ve Kontrol’deki meslektaşlarına rapor hazırlamak için yoğun bir çalışma içindedir. O kadar değerli bir analiz uzmanıdır ki Şef adıyla çağırılan patronu, çok üzülerek de olsa, Max’in hayatta her şeyden çok istediği ve uğruna çok çalıştığı şeyi, saha ajanlığı fırsatını ona tanımaz.

Carell bu konuda, “Max son derece hevesli ve kendini işine adamış biri ama sahada çalışmayı da gerçekten çok istiyor” diyor.

“Bu açıdan bakıldığında, oynadığı tüm komedi filmlerinde olduğu gibi Steve rolüne öyle bir insaniyet katıyor ki ona gerçekten yakınlık hissediyorsunuz” diyor Segal ve ekliyor: “Onun çizdiği Max portresi önüne çıkan fırsatı son şansı olarak görüp, sonraki kararlarını ve davranışlarını bu doğrultuda belirliyor”.

Matt Ember ise şu noktanın altını çiziyor: “Pek çok insan gibi onun da gizli korkusu fırsatı elinden kaçırmış olmak, artık bir daha fırsat bulamayacak olmak. Sonra bir gecede şartlar onu hayalindeki kariyere ışınlıyor. Hayatında yeni bir pencere açılıyor”.

Kontrol’ün uzun zamandır baş düşmanı olan Kaos, casusluk merkezinin karargâhına saldırır ve kilit ajanların kimliklerini açığa çıkarır. Bunun üzerine, Şef’in Max’i Ajan 86 olarak atamaktan ve ona en deneyimli ajanları bile zorlayacak derecede tehlikeli bir görev vermekten başka seçeneği kalmaz.

Olabilecek en kötü şartlar altında olsa bile, Max coşku duymaktan kendini alamaz.

Lazar, “Elbette öğrenmesi gereken çok şey var ve hatalar yapıyor” diyor ve ekliyor: “Öte yandan, elbette olaylar ilerledikçe beklenmedik anlarda ortaya çıkan, isteksiz ortağı Ajan 99’u bile şaşırtan bazı yetenekleri de var. Max sadece kitaba uymakla kalmıyor, kitabı herkesten daha iyi biliyor”.

Yine de, Roven’ın da belirttiği gibi “Max ajanların el kitabını çalışıp tüm sınavları geçse de, insanların ona gerçekten ateş ettiği bir durumda hiç bulunmamış”.

Uyum süreci, öğrenme aşaması yoktur; gerçekten de, bir yandan koşarken bir yandan öğrenmesi gerekir.

Max mecburen Ajan 99’la ortak olur çünkü 99, son güvenlik ihlalinde Kontrol’ün kimliği açığa çıkmayan tek üst düzey ajanıdır. Rolü üstlenen Anne Hathaway, “99 bir çaylakla çalışacağı için hayal kırıklığı içinde; üstelik Max’in tanışmalarından sonraki ilk beş dakika içinde yaptığı her şey, 99’un en kötü korkularını destekler nitelikte. Bu durumda, Max’in kendini sadece patronuna değil, kendisine hiç de hoşgörülü davranmayacak bu inatçı kadına da kanıtlaması gerekiyor” diyor.

Segal, bu kararlı gizli ajanın, biraz sakar olsa da, asla beceriksiz olarak nitelenemeyeceğini belirtiyor: “Burada mizah daha çok Max’in dizginlenemez coşkusundan ve uygulama deneyimi eksiğinden çıkıyor. Ama açıklarını çok çabuk telafi ediyor. Kafası her an çalışıyor. Üstelik yaptığı her şeyin, zaman zaman çok yanlış sonuçlar doğursa da, doğru olduğuna yürekten inanıyor”.

Orijinal dizinin yönetici yapımcısı ve Emmy ödüllü yazarı Leonard Stern (kendisi bu filmde de ulusal güvenlik adına uçağına el konulduğu için çılgına dönen pilotu canlandırıyor) Maxwell Smart’ın cazibesi için şunları söylüyor: “Max’e sempati besliyorsunuz. Başarılı olmasını istiyorsunuz. Max asla pes etmeyen biri. Ne zaman düşse hemen ayağa kalkıyor, düşen kendisi değilmiş gibi davranıyor, serinkanlılıkla üstünü düzeltiyor ve soruna başka bir açıdan yaklaşıyor”.

Dizinin uzun zamandır hayranı olan Carell, “Diziyi izlerken her zaman Maxwell Smart’ın aptal biri olmadığı hissine kapıldım. Onu pratik zekalı, becerikli, ilkeleri uğruna mücadele etmeye istekli biri olarak gördüm. Belki her zaman başkalarının tercih edeceği yolları izlemiyor olabilir, ama içgüdüleriyle hareket etmeyen biri olsa da, amacına ulaşmayı başarıyor”.

Max’i yetenekleri henüz sınanmamış yeni bir ajan olarak hayata geçiren Carell, dizinin yıldızı Don Adams’dan farklı bir noktadan başlıyor. “Don öyle kendine özel bir oyuncuydu ki onun yaklaşımını ve ritmini gerçekçi bir şekilde yeniden yaratmaya imkan yoktu ayrıca onu taklit etmek de istemedim. Bunun yerine karakterin özüne ve dizinin zengin formatına parmak basıp, diziden alıntı yapmadan yeni ve taze soluklu bir şey yaratmak, böylece bir yandan orijinal malzemeye saygımı gösterirken bir yandan da kendine özgü bir şey oluşturmak istedim”.

Maxwell Smart’ın hayatını adadığı gizli örgüt Kontrol ile yok etmek için mücadele ettiği suç örgütü Kaos, “Get Smart/Akıllı Ol”un hikaye örgüsünde çok önemli bir yere sahipler. Film, varlıkları hükümetin en üst düzeyi dışında hiç kimse tarafından bilinmeyen bu iki rakip casus örgütünün arasındaki mücadeleyi işliyor.

“Gizli bir Amerikan casus örgütü olan Kontrol’ün tek amacı kaos yaratmak için her şeyi yapmaya adanmış uluslararası bir suç örgütü olan Kaos’u yok etmek” diyor Ewing ve ekliyor: “Bu iki evrensel karşı güç, geniş anlamda, iyi ile kötüyü simgeliyor. Aralarındaki bitmek bilmeyen mücadele ‘Get Smart/Akıllı Ol’da komedi adına sınırsız imkanlar sundu”.

Kontrol ve Kaos’la tanımlanan bir dünyada, bir kalemin sadece kalem mi yoksa bir dart silahı mı olduğunu asla bilemiyorsunuz. Telefon kulübeleri asansör oluyor. Dolaylı parolalar ve gizli şifreler, James Bond’u hayrete düşürecek aygıtlar ve hiç beklemediğiniz zamanlarda ve yerlerde ortaya çıkan gizli ajanlar söz konusu.

“Dizi Soğuk Savaş ve Vietnam Savaşı dönemlerinde yayınlanmaya başladı ve bu sorunlardan bazılarına parmak bastı. Biz de aynı şekilde günümüzün manşetlerinden ilham aldık” diyen Segal günümüzde dünyada olup biten kayda değer olayların kamuoyu yansımalarına değiniyor ve, “Cia, FBI, Ulusal Güvenlik Servisi ve ABD’de hizmet veren çok sayıda kuruluş varken, Kontrol ve Kaos gibi örgütlerin varlığı hiç de uzak görünmüyor. Siyasi arenada hâlen hicvedilecek ve iğnelenecek pek çok şey olup bitiyor”.

Stern ise şunu ekliyor: “Bir başka deyişle, ‘Get Smart’ın yayına başladığı uluslararası gerilim ve şüphecilik döneminden bugüne dek geçen 40 yıl içinde değişen pek bir şey yok”.
Bu durumda, Maxwell Smart’a şimdi herzamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz açık.

“Akıllı Ol” Hakkında ABD Basınında Çıkan Yorumlardan Örnekler

Ulusal

“Steve Carell komik”.

“Anne Hathaway’de keyifli bir şey var”.

“Steve Carell ile Anne Hathaway’in birbirini harekete geçiriş şekli hoşunuza gidiyor; gerçekten iyiler”.

Peter Travers / Rolling Stone

“Steve Carell, casus Maxwell Smart’a tekrar hayat verirken kahkaha tufanı estiriyor”.

“Steve Carell, Ajan 86 rolüne mükemmel uymuş”.

“Carell çok büyük bir komedi yıldızı olduğunu kanıtlıyor”.

Kevin Lally / Film Journal International

“Eleştirmenlerin seçimi”.
People

“’Get Smart’ tek başına ayakta”.

“Ender bulunan bu aksiyon-komedi hem heyecan veriyor hem de güldürüyor”.

Jason Lynch / People

“Yaşınız kaç olursa olsun, ‘Akıllı Ol’da gülebilirsiniz”.

"‘ Akıllı Ol’ parlak, etkileyici ve üstü kapalı esprilerden oluşan bir komedi yumağı. Beni gülmekten kırdı geçirdi”.

Gene Shalit / Today

“‘Akıllı Ol’, ‘Görevimiz Tehlike’ tarzı aksiyon ile Steve Carell’in benzersiz komedi tarzının çok komik bir bileşimi olması açısından eşsiz”.

“Aksiyon+kahkaha= Harika bir yaz filmi!”

(“Aksiyon artı kahkaha eşittir harika bir yaz filmi!”)

Derek Ivie / Ok!

“Steve Carell büyülüyor”.

Bradley Jacobs / Us Weekly

“Steve Carell ve Anne Hathaway arasında gerçek bir kimya var”.

Marshall Fine / Star

“’Akıllı Ol’ yılın hoş sürprizi”.

“Anne Hathaway çok çekici”.

“’Akıllı Ol’ feci komik bir aksiyon-macera filmi”.

Richard Roeper / At The Movies With Ebert & Roeper

“‘Akıllı Ol’ zeki, komik ve olağanüstü eğlenceli bir film”.

“Bir komedi başarısı”.

David Sheehan / Hollywood Close-Ups

“Dolu dizgin, uçuk kaçık ve müthiş komik ‘Akıllı Ol’, bu yıl izleyeceğiniz en kahkaha dolu komedilerden biri… Steve Carell’in hevesli ajan Maxwell Smart rolünde zeki esprileri ve gülmekten kırıp geçiren sakarlıkları ile Anne Hathaway’in seksi, yalnız ve ölümcül Ajan 99 tiplemesi bir araya gelince, ‘Akıllı Ol’ televizyondaki öncüsünden bile daha komik, gülmekten yerlere yatıran ve gözlerden yaş getiren bir komedi”.

“Steve Carell’in Maxwell Smart rolündeki fevkalade komik performansı öylesine yaratıcı, esprili ve komik ki ‘Akıllı Ol’ hiç durmadan güldüğünüz için karın kaslarınızın ağrımasına yol açacak”.

“Bıçak kadar keskin komedi zekasıyla, Steve Carell, ‘Akıllı Ol’daki olağanüstü komedi zekası ve fiziksel performansıyla sizi delik deşik edecek”.

“Çok komik, heyecanlı ve yüzde yüz eğlenceli bir film olan ‘Akıllı Ol’ hem kalp atışlarınızı hızlandıracak hem de güldürecek, birinci sınıf bir gizli ajan-aksiyon-komedi”.

“‘Akıllı Ol’ akıl almaz, üst düzey bir fiziksel komediyi nefes kesici, heyecanlı bir kedi-fare casus oyunuyla o kadar zekice ve komik bir şekilde birleştiriyor ki en son ne zaman bu kadar güldüğünüzü hatırlamıyorsunuz… Kahkahalar durmak bilmiyor”.

“Bir komedi ikonunun görkemli bir modernizasyonu”.

“Gülmekten öldürüyor”.

“Casusluk komedisi”.

Earl Dittman / Wireless Magazine

“Sağlam bir yaz filmi”.

Carita Rizzo / Tv Guide Magazine

New York

“‘Akıllı Ol’ sevimli ve çok komik”.

“Steve Carell büyük keyif veriyor”.

“Anne Hathaway bu rol için mükemmel seçim”.

David Edelstein / New York Magazine

“Çok başarılı bir ‘Akıllı Ol’ uyarlaması”.

New York Post

“Rolün Carell’e verilmesi dahice”.

Lou Lumenick / New York Post

“Sizi kesintisiz güldüreceği garanti”.

Stephen Whitty / Newark Star-Ledger

“Sınır tanımaz ve çoğu zaman oldukça komik bir aksiyon komedi”.

J. Hoberman / The Village Voice

Online

“Yaz komedi filmi sezonunun bu filmle daha Akıllı olacağına inanın. Steve Carell kahkaha kralı olduğunu kanıtlıyor. Çok çok komik”.

Pete Hammond / Hollywood.com

"‘Akıllı Ol’ eğlenceli ve heyecanlı bir serüven”.

“Filmlere eğlenceyi geri getiren, muhteşem komik ve uçuk kaçık bir komedi”.

Paul Fischer / Dark Horizons

“Mizah, cazibe ve sıkı aksiyonun zekice bileşimi!”

Lynn Barker / Teenhollywood

“Samimi ve komik”.

“Bu film Steve Carell’in mega starlığa yükselişi”.

Fred Topel / Canmag.com

“Aksiyon yüklü ve seksi”.

Robert Sanchez / Iesb.net

“Komedi klasiğinin harika bir modern uyarlaması”.

“Steve Carell olağanüstü komik”.

Genna Busch / Ugo.com

"Maxwell Smart, kırbaç şaklatmıyor ya da demir bir kostüm içinde uçmuyor olabilir ama sizi yere serecek bir komedi yumruğu atıyor”.

Kevin Kelly/ Filmschoolrejects.com