Yönetmen Peter Berg filmin görüntüsünü yaratırken deneyimli bir sanatçı grubuna başvurdu. Oscar adayı görüntü yönetmeni Tobias Schliessler’dan (Dreamgirls), yapım tasarımcısı Neil Spisak’e, Oscarlı görsel efektler tasarımcısı John Dykstra’dan, dublör koordinatörü Simon Crane ve Wade Eastwood’a, özel efekt guruları John Frazier ve Jim Schwalm’a kadar herkes yakın bir işbirliği içinde çalıştılar.
Tüm süreç Steve Yamamoto’nun Berg’ün ön-görselleme kayıtlarını yaratmasıyla başladı. Çizim tahtaları gibi, “ön-görselleme” kayıtları da aksiyon filmlerinde standart bir uygulama hâline geldi. “Hancock”ta da bunlar her departman için yeni fikirlere kaynak oluşturan bir rehber görevi gördü.
Daha önce “The Rundown” ve “Friday Night Lights”ta Berg’le çalışan Schliessler, bu filmde kamera operatörleri David Luckenbach ve Lukasz Bielan’la işbirliği yaptı. Filmin büyük bir kısmı Berg’ün ünlü el kamerası tekniğiyle çekildi, ama bir de ufak değişiklik yapıldı: Aynı sekansın çeşitlemeleri farklı seviyelerde kameralar ve farklı lensler kullanılarak gerçekleştirildi.
“’The Kingdom’ için denediğim kinetik etkinin aynısını istemedim” diyor Berg ve ekliyor: “Dolayısıyla, bu filmde tekno vinçler ve dolly’lerde çeşitlemelere giderek kamera çalışmalarının bir bölümünü sabitledik. Böyle yaparak bir süper kahramanın hikayesinin etkileyici boyutunu korumayı da başardık çünkü çok hızlı tempolu bir stilin faydası olmazdı”.
Filmin büyük bir kısmını el kameralarıyla çekme arzularına sadık kalan Berg ve Schliessler, aksiyonun temposunu koruyabilmek için, kameraman ve operatörlerine bile Smith ve dublörünün kullandığı dizgin düzeneğinden taktılar.
Dublör koordinatörleri Simon Crane (ki kendisi filmin ikinci birim yönetmenliğini de yaptı) ve Wade Eastwood uçma sekanslarının yanı sıra, dövüş ve kovalamaca sahnelerinin de hayata geçirilmesinden sorumluydular. Ama birçok aksiyon filminin aksine, Crane ve Eastwood’un ana karakter için pek de zarif olmayan hareketler bulması gerekiyordu.
“Hancock, Superman ya da Spider-Man™ gibi hoş ve stilize bir yere iniş planlayacağınız biri değil” diyen Eastwood, bunu şöyle açıklıyor: “Hancock’un sendeleyip dizlerinin üzerine düşeceği ve ayağa kalkmadan önce dengesini bulmaya çalışacağı inişi doğru bir şekilde gerçekleştirebilmek için tekrar tekrar denemeler yapmamız gerekti; bu amaçla her noktayı vince ve dengeleyiciye programlamamız ve Will’le sayısız prova yapmak durumundaydık. Onun atletik ve eğlenceli biri olduğunu çok duymuştum. Bu duyumlar yanlış değilmiş; o gerçek bir savaşçı”.
Eastwood sözlerini şöyle sürdürüyor: “Benim en sevdiğim numara Will’i yere yaklaşık 5 santim paralel uçuruşumuzdu. Daha basit düzeneklerimizden biriydi, ama gerçekten hızlıydı ve görsel olarak da çok başarılıydı. Hancock bir devriye arabanın arkasına saklanmış yalnız bir polise doğru uçarken başı önde, arabaya doğru, saatte yaklaşık 50 km. hızla ilerliyor. Onun polisin hemen yanında dizlerinin üzerine çökmüş biçimde durmasını sağlayabilmek için farklı bir vinç düzeneği kullandık ve tüm bunları tek bir çekimde yaptık. Çekimlerden önceki gece düzeneği kurmuş olmamıza rağmen, trafik yüzünden gün içinde kabloları kaldırmamız ve sonra tekrar kurmamız gerekti. Ayrıca, bir insanı düzeneğe bağlamadan önce ağırlık torbalarıyla yeniden testler yapmak zorunda kaldık”.
Smith dizginli ve makaralı çekimlerde olabildiğince kendi yer aldı. “Sıkıntılı bazı günler oldu” diyor Smith gülerek ve ekliyor: “Gece vakti caddenin 30 metre yukarısında uçmak ve sonra yere varmadan yarım metre önce kablo durana kadar aşağı uçmak, üstelik bunları 1-2 saniye içinde yapmak gerçek bir adrenalin pompasıydı. Korku treninde tren olmadan gitmek gibi bir şey. Ciddi anlamda dehşet bir şeydi!”
Oyuncular ve dublörler farklı düzeneklerin çok kritik anlarda kısıtlayıcı olabildiği, bazen rol yapmayı ve odaklanmayı zorlaştırdığı konusunda hemfikirler; her ne kadar tehlikeli sahneler ve uçuş için önceden haftalarca prova yapmış olsalar da. Ama zaten prova yapmak ve formda kalmak yaralanmaları önlemek açısından her zaman kilit rol oynar.
Crane bu konuda, “Eğlenceli gibi görünse de, her şey planlama ve hazırlığa dayanır. Tehlikeli sahneleri tek seferde doğru bir şekilde yapma konusunda büyük baskı vardır çünkü bir şey yanlış giderse, ikinci bir şansınız olmaz. Bu yüzden, tekrar tekrar testler yapmamız gerekir. Bunlar uzun sürse de, kimsenin yaralanmasını asla istemezsiniz. Ben bu düzeneklere kendi oğlumu bile bağlayacak kadar güveniyorum” diyor.
Smith ise şunları söylüyor: “Hareketlerden bazıları çok zorlu. Bir platformdan havalanıyor bile olsanız, bir yerinizi incitebilirsiniz çünkü kablolar sizi o kadar büyük bir güçle çekiyor ki kendinizi kasarsanız boynunuzu ya da bağlarınızı sakatlayabilir, ya da dizlerinize fazlaca yüklenebilirsiniz. Üstelik bunu hareketi birkaç kez yapana dek fark etmeyebilir, sonra aniden küçük sakatlıkların canınızı yaktığını hissedebilirsiniz”.
Crane aktörle çalışmalarını şöyle aktarıyor: “Will’le bir otoparkta prova yaptık. Önce yavaş başladık çünkü korku verici bir hareketti. Will havada yaklaşık 100 metre boyunca yerden 20-30 metre yükseklikte, saatte azami 75 km. hızla ilerliyor, üstelik bu sırada farklı vücut hareketleri yapıyordu. Tam hıza geçtiğimizde ise, ağırsızlık hissi kendini gösterdiği için, Will’in fazla bir şey yememiş olmasını diledik” diyor Crane gülerek ve ekliyor: “Her oyuncuya kablolu düzenek söz konusu olduğunda anahtar kelimenin ‘acı’ olduğunu söylüyorduk. Bu sahneler harika görünüyor ama zaman zaman çok zorlu ve acı verici olabildikleri doğru”.
Eastwood’un açıklamaları ise şöyle: “Gece çekimleri olduğunda, karanlık çökmeden önce olabildiğince çok prova yaptık çünkü en önemli şey, hatları, makasları belirlemek, hat üzerinde sapma olmadığından emin olmak, her şeyin yolunda olduğunun ve tüm göstergelerin doğru çalıştığının teyidini almaktır. Hava karardığında her noktayı fenerlerle tekrar denetler, ama güvenli olduğunu hissedene kadar işleme başlamayız. Bazı yönlerden gece çekimleri daha kolaydır çünkü trafik yoktur ve daha az yaya vardır. Bu yüzden, şahsen gece çalışmasını fazlasıyla tercih ederim”.
Filmin açılışındaki sekansın çekimi en zor olanlardan biriydi. Farklı mekanlarda haftalarca süren çekimleri, platodaki yeşil perde çekimleri izledi. Sekansta küçük bir sokak çetesi suç mahallinden bir SUV’yle kaçarken, Hancock da onları hararetli bir şekilde takip ediyordu.
Crane bu sekansı şöyle anlatıyor: “Bu otoyol kovalamacası işimizin en büyük ve en zorlu bölümünü oluşturuyordu. Birincisi, 105. karayolunu beş gün kapatıp, yolunu uzatmak zorunda kalan halkın gazabına dayanmak zorunda kaldık. İkincisi de, takla atan ve birbirinin üstüne binen arabaları el kameralarıyla çekmemiz gerekti. Pete’le ve ulaştırma bakanlığıyla sayısız toplantı yaptık, özel ve görsel efektler departmanlarıyla yakın bir işbirliğine girdik. Olabildiğince çok şeyi gerçek çekimlerle yapmaya yürekten inanan biriyim. Bu yüzden, esas zor olan, canlı aksiyon ve efektleri yaratmanın yepyeni yollarını bulabilmek”.
Özel efektlerin deneyimli isimleri John Frazier ve Jim Schwalm fiziksel özel efektlerin yapımında sorumluydular: Bir çatışma sırasında kullanılan binlerce mermiyi, bir kavşağın havaya uçuşunu, gökyüzünden düşen bir arabayı, bir kötü adamın içki dükkanının penceresinden fırlatılışını, ya da bir buzdolabının evin duvarından çıkşını onlar gerçekleştirdi. Onların katkıları yaratıcı görüntüleri beyaz perdenin gerçekliğine aktarmada çok önemli yer tuttu.
“Tehlikeli sahneler ve özel efektler sürecin yarısıydı” diyor Berg ve ekliyor: “Bunun ardından, yüzümüzü görsel efektler tasarımcımız John Dykstra’ya çevirdik. Onun dublör, kamera, kostüm departmanlarıyla ve diğer herkesle omuz omuza çalışan tüm elemanlarına çok ihtiyacımız vardı”.
Dykstra ise şunları söylüyor: “Peter Berg ve Ian Bryce’la buluştum ve Pete’in aklının nasıl çalıştığını az çok anladım. Her şeyin, çoğu süper kahraman filmi kadar stilize değil de gerçekçi görünmesini istediğini açıkladı. Deyim yerindeyse, ‘belgesel tarzı’ bir şey istedi: El kameralarının kullanılacağı, saldırgan bir stil istiyordu ki bu, çok teknik bir film için sıradışıydı. İşte esas zorluk buydu”.
Dykstra’yı projeye çeken şeyler arasında görsel efektleri tam kapsamlı olarak kullanabilme fırsatı da bulunuyordu: Hancock’ın uçtuğu sahneler için dijital yapım insandan sanal ortamların BYG’lerle yok edilmesi ve yaratılmasına kadar pek çok şey yapabilecekti Dykstra. Ama bir görsel efektler sanatçısı için asıl büyük ve heyecan verici meydan okuma daha önce hiç yapılmamış bir şeyi yapmaktır. Dykstra’nın da belirttiği gibi bunun çalışma alanıyla ilgisi var: “Görsel efektlerle ilgili konulardan biri bir filme başlarken mevcut olan teknolojinin film bitmeden önce eskimiş olmasıdır. Bu yüzden, çıtayı yükseltmek için yeni teknikler icat edebileceğiniz varsayımıyla hareket etmelisiniz”.
Film için Sony Pictures Imageworks ekibi tarafından icat edilen görsel efektler yelpazesinin başında görsel efektler amiri Carey Villegas ve dijital efektler amiri Ken Hahn vardı. Bu yelpaze içinde, dökülen molozların ayrıntıları, kostüm ve derinin uçuş sırasındaki rüzgara tepkileri, şehirde koca bir bloğun çöküşünün uzaktan ve yakından görünümü de yer alıyordu. Aynı ilkeler, sanatçılar ister bir hortum ister bir hastanenin yerle bir oluşunu yaratıyor olsun, çevre ve hava şartlarını oluştururken de geçerliydi.
İzleyicinin fark etmemesi gerekse de, Hancock’ın kıyafetlerini yaratırken esas sorun kullanılacak teknolojiden çok üretilecek kıyafet sayısında yatıyordu. Her insan gibi o da her gün kıyafet değiştiriyor. Her uçtuğunda ya da kötü adamlarla her karşılaştığında pelerine ve özel dar bir kostüme bürünmesini gerektirecek gizli bir kimliği yok.
“Hancock, Los Angeles semalarında tam gaz uçarken üzerinde kapüşonlu bir bluzla şort oluyor” diyen Dykstra, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kıyafetin doğru şekilde hareket etmesini, sonra da o hareketi bir kıyafetten diğerine uyarlarken tutarlı olmasını, gerçekçi görünmesini sağlamak ya da apaçık inanılmaz olanı inanılır kılmak (ki Pete’in öncelikli tasası buydu) hiç kolay değil ama çok eğlenceli”.
O ve ekibi teknik zorluklarla karşılaştıklarında bile, Dykstra görsel efektlerin hikayeye hizmet etmek için var olduğunu asla unutmadığının da altını çiziyor: “Hancock güçlerini anlık kararlar vererek kullanıyor ve yaptığı her şey görkemli değil. Bazen hareketleri kişiliğini ya da o andaki düşünce ve hislerini yansıtıyor. İşte o zamanlarda teknolojiyi ya da yaptığımız şeyin tasarımını fazlaca düşünmeyi bırakıp hikaye eğrisini nasıl daha ileri götürebileceğimize odaklanmamız gerekiyor”.
İlginçtir ki, hikaye eğirisine sadık kalmak, daha önce hiç Hancock gibi bir süper kahraman üzerinde çalışmamış olan animatörler için eğlenceli bir değişiklik oldu. “Hancock’ın uçuş stili, çoğu süper kahramanın yumuşak ve zarif uçuş stilinden farklı olduğu için, animatörler adına bir meydan okumaydı” diyor Dykstra ve ekliyor: “Hancock yolundaki her şeyi süpürerek elinden geldiğince hızlı uçuyor”.
Yeşil perdelere her yerde başvuruldu. Bunların arasında San Pedro da vardı. Yapım ekibi Ray Embrey’nin ölümden döndüğü sahneyi çekerken şehirdeki Harbor Red Line Trolley’nin tren yollarından yararlandı.
Imageworks’ün görsel efektler yapımcısı Josh R. Jaggars, “Dışarıda geçen bir filmi içeride çekiyorsanız, bu belli olur. Gerçek dış mekanları çekmek bize fotografik olarak bazı avantajlar sağlıyor. Örneğin, Hancock’ın Ray’i kurtardığı sahnede tren yolunda yaptığımız gibi yoğun güneş ışığında çekim yapmak sahneye şaşmaz bir gerçekçilik katıyor ama aynı zamanda bizi çekim yaparken yeni yollar bulmaya zorluyor”.
Hancock Setler ve Mekanlar
En önemli set Embrey ailesinin Universal Stüdyoları’nın arkasındaki eviydi. Elm Sokağı’nın sonunda, “Desperate Housewives”ın Wisteria Lane’inin hemen köşesinde yer alan Embrey evi yapım tasarımcısı Neil Spisak’in sanat yönetmeni William Hawkins ve baş set tasarımcısı Jeff Markwith’le birlikte tasarladığı, modern bir 20. yüzyıl yapısıydı.
İnşaat koordinatörü John Hoskins ve ekibi tarafından sıfırdan inşa edilen ev, çeşitli tarzların bir karışımı olsa da, ağırlıklı olarak yıllar içinde tadilattan geçmiş, tipik bir modern Kaliforniya evini andırıyordu. Dış cepheleri taş ve ahşap olan evin, hatları zarifti ve ferah bir evdi. Spisak aynı muazzam özeni evin bahçesindeki bitki ve çiçekler için de gösterdi. Bol güneşli bir iklimde yer aldığını gösterecek güller, bitkiler ve yeşillikle süslenen ev yumuşak ve kıvrımlı hatlar kazandı. Ev, çalışan elektriği ve suyuyla, Universal platolarında kalıcı olacak ve sonradan başka projelerde kullanılabilecek bir yapı olarak inşa edildi. Sanat, inşaat ve set dekorasyon ekipleri birlikte çalışarak, banyosuz ve ikinci katı tamamlanmış olmasına rağmen, oyuncu ve çekim ekibindeki herkesin satın almak istediği bir ev yarattılar.
“Onun gerçek bir ev olduğunu sandım” diyor Jason Bateman gülerek ve ekliyor: “Aslında, karımı çağırdım ve, ‘Rüya evimizi buldum!’ dedim. Kötü haber şu ki ev Universal platolarında olduğu için kuşkusuz harika bir güvenliğe sahip olacak ama bize ana kapının anahtarını vereceklerini hiç sanmıyorum”.
Spisak ve set dekoratörü Rosemary Brandenburg’e göre, evin her yerine nüfuz eden sembolizm Peter Berg’ün fikriydi. Yönetmen ikiliden mitolojiyi araştırıp bulgularını tasarıma aktarmalarını istemişti.
Brandenburg bu konuda şunları söylüyor: “Pete karakterler için derin alt hikayeler istedi. Bu yüzden, Roma, Yunanistan, tüm Avrupa, Asya ve Afrika’nın farklı kültürlerindeki tanrıça figürlerini taradım. Tüm tanrıları kullanmak istedik ama bunları insanların gözüne sokmak istemediğimiz için seçici olmak ve kullandığımız objelerin evin genelinde bir anlam bütünlüğü oluşturmasını sağlamak durumundaydık”.
Brandenburg, resimler, heykel ve büstler gibi seçilen sanat eserleriyle bir hikaye anlatmakla kalmadı, kitapları, müzik enstrümanlarını ve hatta mobilyaları alt hikayeler hakkında ipucu verecek şekilde kullandı. Mary, Ray ve Aaron arasında bir denge kuran Brandenburg, Embrey aile evini her bir karakteri göz önünde bulundurduğu bir bütün hâline getirdi. Dekoratör, ayrıca, evde yer alacak aksiyon sahnelerini ve efektleri de düşünerek her mobilya ve aksesuarın yedeklerini hazırladı.
“Evin yansıtıcı olması gerektiği için odaların karakterlerle bütünleşmesi gerekiyordu” diyor Brandenburg ve ekliyor: “Mary’nin mutfağından ve oturma odasından, evin kontrolünün onda olduğunu anlıyorsunuz; Ray’in çalışma odası da reklam işinde olduğunu belli ediyor; Aaron’ın eşyaları ise evin her yerine ve arka bahçedeki kalesine saçılmış durumda”.
Hancock’ın Malibu sırtlarındaki Deer Creek’te boş bir arazide duran döküntü karavanı muhteşem bir okyanus manzarasına sahip. Zaman zaman pek hoşlanmadığı halktan kaçan Hancock’ın evi, üzücü bir şekilde, kolayca kaçamadığı terk edilmiş bir araziyi andırıyor. Evin “bahçesi”, içinde damla kalmamış burbon şişeleri, boş konserve ve içecek kutularıyla dolu.
Sanat yönetmeni Dawn Swiderski, Hancock’ın evini yaratırken Brandenburg’le birlikte çalıştı. İki adet ikinci el Boles Aero Airstream karavanı uyduruk bir brandayla birleştirildi. Hancock’ın evinde rast geldiği ıvır zıvırlar ise hatırlayamadığı zengin geçmişinin ipuçlarını taşıyacak şekilde düzenlendi. Buzdolabına yapıştırılmış, beş dolarlık banknotların üzerinde yer alan Abraham Lincoln portresi, müzik idolü Miles Davis’e saygısını göstermek için taktığı kırık güneş gözlüklerinden oluşan bir yığın, koleksiyonunu yaptığı çeşitli hayvan heykelcikleri hep birlikte karakteri tanımlamaya yardımcı oluyor.
Brandenburg bir setin süslemesini bitirdiğinde, oyuncu ve çekim ekibi gelmeden önce, departmanının yaratımına son noktayı koymak üzere, motive edici olduğunu düşündüğü mumlar ve tütsü yakıyor. Örneğin, Embrey evinde lavanta yağı, hastanede amonyak, Hancock’ın karavanında ise viski kokusu kullandı. Kendisi bu sürece “koku-rama” adını veriyor ve bunun, kameralı provadan önce odaya hiç girmemiş oldukları için bitmiş sete soğuk bir şekilde giren oyuncuların havaya girmesine yardımcı olduğuna inanıyor.
Spisak film için iki net renk paleti belirledi: Hancock’a ait ortamlar için mavi tonları (bunlar arasında beyaza çalan açık mavi de bulunuyordu) ve kırmızı ışıltılar taşıyan mor tonları; daha sıcak ortamlı Mary setleri için de, yeşil, buğday tonları, aralara turuncu serpiştirilmiş krem rengi kullandı. Turuncu ve kırmızı renkler ortamlar için olduğu kadar karakterler için de görsel birer köprü görevi gördüler.
Yapım ekibi çok önemli bir banka soygunu sekansının çekimi için Figueroa ile 5. Cadde’nin kesiştiği bölgede altı hafta çalıştı. Banka bile, Figueroa’nın ana hattı üzerindeki tamamen boş bir alanda sanat departmanı tarafından sıfırdan inşa edildi. Gişe camlarından kristal şamdanlara kadar her şeyiyle modern ve etkileyici görünümlü lobi, her açıdan görülmesi gerektiği ve aksiyon ilerledikçe bölümlere ayrılacağı düşünülerek hazırlandı. Sanat departmanı, benzer şekilde, hastanedeki final için de, tehlikeli sahneleri, fiziksel ve görsel efektleri göz önünde bulundurarak, setleri her gün tekrar tekrar dekore etti.
“Değişimleri bir gecede yapmamız gerekiyordu” diyen Brandenburg, bunu şöyle açıklıyor: “Bir gün sağlam olan bir duvarın ertesi gün ortasında delik olan bir duvar olması gerekiyordu. Bazen de ateşli bir çatışma sırasında, kurşunlar duvarlara saplanıyor, camlar kırılıyor, patlamalar oluyordu. Tüm bunlar özel planlamalar gerektiriyordu. Süreklilik karmaşık bir iştir. Panolar gerçek değildir; bu yüzden, bir duvarın içinin gerçek görünmesini istiyorsanız bu ayrıntıları bile sanatsal olarak yönetmelisiniz”.
Yönetici yapımcı Ian Bryce, mümkün olduğu ölçüde Los Angeles ve çevresinde çekim yapılmasını önerdi. “Filmlerin Los Angeles’ta kalmasına yardım etmek için şehrin tüm yetkili mercileriyle uygun bir dille konuşuyoruz. Böylece ne yaptığımızı tam olarak biliyorlar. Düzgün bir plan yapıyor ve ona sadık kalmaya çalışıyoruz çünkü burada yaşayan insanlar her şeyden önemli. Otoyolları, Hollywood Bulvarı’nı, demiryolunu birkaç günlüğüne kapatmak büyük bir özen, dikkat ve farklı kurumlarla koordinasyon gerektiriyor” diyor Bryce ve ekliyor: “Bunlar Ilt Jones ve mekan departmanı için büyük zorluklardı ama her zamanki gibi işin üstesinden başarıyla geldiler. Bu film gerçek bir Los Angeles kartpostalı”.
Filmin en önemli unsuru da son derece çarpıcıydı: Hollywood Bulvarı’nın Orange ve Highland Caddeleri arasındaki bölümü kapatmak Oscar törenleri ya da yıllık Hollywood Noel Geçidi gibi büyük olaylarla sınırlı olduğu için, film açısından oldukça büyük bir başarıydı.
“Bu kavşakları kapattığımızda, yapımın ne kadar büyük çaplı olduğunu fark ettim” diyor Berg coşkuyla ve ekliyor: “Çılgınca bir şeydi. Hollywood’un yarısı bizi ziyarete geldi, hatta Jimmy Kimmel bile. Tam onun stüdyosu önünde çekim yaptığımız için her şeyi gördü ve ağzı bir karış açık kaldı. Will Smith hayranlarının her gün orada toplandığını gördüğünüzde turistlerin bu şehre neden geldiğini anlıyorsunuz. Onlar için bir filmin çekimini izlemek bir rüyanın gerçek olması gibi; Hollywood Bulvarı gösterisinin bir parçası olmak eğlenceliydi”.
İnşaat koordinatörü John Hoskins ve ekibi tarafından sıfırdan inşa edilen ev, çeşitli tarzların bir karışımı olsa da, ağırlıklı olarak yıllar içinde tadilattan geçmiş, tipik bir modern Kaliforniya evini andırıyordu. Dış cepheleri taş ve ahşap olan evin, hatları zarifti ve ferah bir evdi. Spisak aynı muazzam özeni evin bahçesindeki bitki ve çiçekler için de gösterdi. Bol güneşli bir iklimde yer aldığını gösterecek güller, bitkiler ve yeşillikle süslenen ev yumuşak ve kıvrımlı hatlar kazandı. Ev, çalışan elektriği ve suyuyla, Universal platolarında kalıcı olacak ve sonradan başka projelerde kullanılabilecek bir yapı olarak inşa edildi. Sanat, inşaat ve set dekorasyon ekipleri birlikte çalışarak, banyosuz ve ikinci katı tamamlanmış olmasına rağmen, oyuncu ve çekim ekibindeki herkesin satın almak istediği bir ev yarattılar.
“Onun gerçek bir ev olduğunu sandım” diyor Jason Bateman gülerek ve ekliyor: “Aslında, karımı çağırdım ve, ‘Rüya evimizi buldum!’ dedim. Kötü haber şu ki ev Universal platolarında olduğu için kuşkusuz harika bir güvenliğe sahip olacak ama bize ana kapının anahtarını vereceklerini hiç sanmıyorum”.
Spisak ve set dekoratörü Rosemary Brandenburg’e göre, evin her yerine nüfuz eden sembolizm Peter Berg’ün fikriydi. Yönetmen ikiliden mitolojiyi araştırıp bulgularını tasarıma aktarmalarını istemişti.
Brandenburg bu konuda şunları söylüyor: “Pete karakterler için derin alt hikayeler istedi. Bu yüzden, Roma, Yunanistan, tüm Avrupa, Asya ve Afrika’nın farklı kültürlerindeki tanrıça figürlerini taradım. Tüm tanrıları kullanmak istedik ama bunları insanların gözüne sokmak istemediğimiz için seçici olmak ve kullandığımız objelerin evin genelinde bir anlam bütünlüğü oluşturmasını sağlamak durumundaydık”.
Brandenburg, resimler, heykel ve büstler gibi seçilen sanat eserleriyle bir hikaye anlatmakla kalmadı, kitapları, müzik enstrümanlarını ve hatta mobilyaları alt hikayeler hakkında ipucu verecek şekilde kullandı. Mary, Ray ve Aaron arasında bir denge kuran Brandenburg, Embrey aile evini her bir karakteri göz önünde bulundurduğu bir bütün hâline getirdi. Dekoratör, ayrıca, evde yer alacak aksiyon sahnelerini ve efektleri de düşünerek her mobilya ve aksesuarın yedeklerini hazırladı.
“Evin yansıtıcı olması gerektiği için odaların karakterlerle bütünleşmesi gerekiyordu” diyor Brandenburg ve ekliyor: “Mary’nin mutfağından ve oturma odasından, evin kontrolünün onda olduğunu anlıyorsunuz; Ray’in çalışma odası da reklam işinde olduğunu belli ediyor; Aaron’ın eşyaları ise evin her yerine ve arka bahçedeki kalesine saçılmış durumda”.
Hancock’ın Malibu sırtlarındaki Deer Creek’te boş bir arazide duran döküntü karavanı muhteşem bir okyanus manzarasına sahip. Zaman zaman pek hoşlanmadığı halktan kaçan Hancock’ın evi, üzücü bir şekilde, kolayca kaçamadığı terk edilmiş bir araziyi andırıyor. Evin “bahçesi”, içinde damla kalmamış burbon şişeleri, boş konserve ve içecek kutularıyla dolu.
Sanat yönetmeni Dawn Swiderski, Hancock’ın evini yaratırken Brandenburg’le birlikte çalıştı. İki adet ikinci el Boles Aero Airstream karavanı uyduruk bir brandayla birleştirildi. Hancock’ın evinde rast geldiği ıvır zıvırlar ise hatırlayamadığı zengin geçmişinin ipuçlarını taşıyacak şekilde düzenlendi. Buzdolabına yapıştırılmış, beş dolarlık banknotların üzerinde yer alan Abraham Lincoln portresi, müzik idolü Miles Davis’e saygısını göstermek için taktığı kırık güneş gözlüklerinden oluşan bir yığın, koleksiyonunu yaptığı çeşitli hayvan heykelcikleri hep birlikte karakteri tanımlamaya yardımcı oluyor.
Brandenburg bir setin süslemesini bitirdiğinde, oyuncu ve çekim ekibi gelmeden önce, departmanının yaratımına son noktayı koymak üzere, motive edici olduğunu düşündüğü mumlar ve tütsü yakıyor. Örneğin, Embrey evinde lavanta yağı, hastanede amonyak, Hancock’ın karavanında ise viski kokusu kullandı. Kendisi bu sürece “koku-rama” adını veriyor ve bunun, kameralı provadan önce odaya hiç girmemiş oldukları için bitmiş sete soğuk bir şekilde giren oyuncuların havaya girmesine yardımcı olduğuna inanıyor.
Spisak film için iki net renk paleti belirledi: Hancock’a ait ortamlar için mavi tonları (bunlar arasında beyaza çalan açık mavi de bulunuyordu) ve kırmızı ışıltılar taşıyan mor tonları; daha sıcak ortamlı Mary setleri için de, yeşil, buğday tonları, aralara turuncu serpiştirilmiş krem rengi kullandı. Turuncu ve kırmızı renkler ortamlar için olduğu kadar karakterler için de görsel birer köprü görevi gördüler.
Yapım ekibi çok önemli bir banka soygunu sekansının çekimi için Figueroa ile 5. Cadde’nin kesiştiği bölgede altı hafta çalıştı. Banka bile, Figueroa’nın ana hattı üzerindeki tamamen boş bir alanda sanat departmanı tarafından sıfırdan inşa edildi. Gişe camlarından kristal şamdanlara kadar her şeyiyle modern ve etkileyici görünümlü lobi, her açıdan görülmesi gerektiği ve aksiyon ilerledikçe bölümlere ayrılacağı düşünülerek hazırlandı. Sanat departmanı, benzer şekilde, hastanedeki final için de, tehlikeli sahneleri, fiziksel ve görsel efektleri göz önünde bulundurarak, setleri her gün tekrar tekrar dekore etti.
“Değişimleri bir gecede yapmamız gerekiyordu” diyen Brandenburg, bunu şöyle açıklıyor: “Bir gün sağlam olan bir duvarın ertesi gün ortasında delik olan bir duvar olması gerekiyordu. Bazen de ateşli bir çatışma sırasında, kurşunlar duvarlara saplanıyor, camlar kırılıyor, patlamalar oluyordu. Tüm bunlar özel planlamalar gerektiriyordu. Süreklilik karmaşık bir iştir. Panolar gerçek değildir; bu yüzden, bir duvarın içinin gerçek görünmesini istiyorsanız bu ayrıntıları bile sanatsal olarak yönetmelisiniz”.
Yönetici yapımcı Ian Bryce, mümkün olduğu ölçüde Los Angeles ve çevresinde çekim yapılmasını önerdi. “Filmlerin Los Angeles’ta kalmasına yardım etmek için şehrin tüm yetkili mercileriyle uygun bir dille konuşuyoruz. Böylece ne yaptığımızı tam olarak biliyorlar. Düzgün bir plan yapıyor ve ona sadık kalmaya çalışıyoruz çünkü burada yaşayan insanlar her şeyden önemli. Otoyolları, Hollywood Bulvarı’nı, demiryolunu birkaç günlüğüne kapatmak büyük bir özen, dikkat ve farklı kurumlarla koordinasyon gerektiriyor” diyor Bryce ve ekliyor: “Bunlar Ilt Jones ve mekan departmanı için büyük zorluklardı ama her zamanki gibi işin üstesinden başarıyla geldiler. Bu film gerçek bir Los Angeles kartpostalı”.
Filmin en önemli unsuru da son derece çarpıcıydı: Hollywood Bulvarı’nın Orange ve Highland Caddeleri arasındaki bölümü kapatmak Oscar törenleri ya da yıllık Hollywood Noel Geçidi gibi büyük olaylarla sınırlı olduğu için, film açısından oldukça büyük bir başarıydı.
“Bu kavşakları kapattığımızda, yapımın ne kadar büyük çaplı olduğunu fark ettim” diyor Berg coşkuyla ve ekliyor: “Çılgınca bir şeydi. Hollywood’un yarısı bizi ziyarete geldi, hatta Jimmy Kimmel bile. Tam onun stüdyosu önünde çekim yaptığımız için her şeyi gördü ve ağzı bir karış açık kaldı. Will Smith hayranlarının her gün orada toplandığını gördüğünüzde turistlerin bu şehre neden geldiğini anlıyorsunuz. Onlar için bir filmin çekimini izlemek bir rüyanın gerçek olması gibi; Hollywood Bulvarı gösterisinin bir parçası olmak eğlenceliydi”.
Hancock’ın süper kostümü
Her iyi reklamcı müşterisinin şık ve stil sahibi olmasını ister; Ray Embrey de farklı değil. Hancock’ın imajını düzeltmede, görünümün savaşın yarısı olduğunu bildiği için, John Hancock’ın o çapta bir süper kahramana yakışır özel bir kostüm giymesinde ısrar ediyor“.
Peter Berg, Hancock’ın önce uygunsuz, hırpani görünümü ve sonra süper karaman kostümünün yanı sıra, Mary’nin klasik çizgili iddiasız gardırobunu ve filmin ilerleyen bölümlerinde giydiği ışıltılı kıyafetleri hazırlaması için kostüm tasarımcısı Louise Mingenbach’a başvurdu. Daha önce “The Rundown”da da birlikte çalışmış olan ikili, yirmi yıl önce Hollywood’a geldiklerinden beri arkadaşlar. Ama Mingenbach ve Berg’ün yoğun çalışma programlarını ayarlayıp, tekrar birlikte çalışma olanağı bulması için yıllar geçmesi gerekti.
Mingenbach, Spisak’in katı renk paletine sadık kalabilmek için onunla da yakın bir çalışma içinde oldu.
İki “X-Men” filminin ve “Superman Returns”ün kostümlerini hazırlayan Mingenbach, John Hancock gibi sıradışı bir kahraman için yeni bir şey bulması gerektiğini biliyordu.
“Pete, baştan itibaren, Hancock’ın dar bir kostüm giymemesi konusunda ısrarlıydı. “Pelerin ya da taytın üstüne külot yok!” dedi. Bu da pek çok seçeneği eledi” diyor tasarımcı gülerek ve ekliyor: “Bu yüzden, süper kostüm sert ama kullanışlı, Ray’in Hancock için yapabileceği türde bir şeye dönüştü”.
“Hancock’un uçuş raporları ve neden olduğu sorunları düşününce, kendine dikkat edilmesi için muhtemelen baştan aşağı sarı giymesi gerektiğine karar verdim” diyen Mingenbach, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O gerçekten bir tehdit, ama biz tavizkar davranıp, sarıyı sadece ayrıntılarda kullandık. Ayrıca Hancock’ın kartal tutkusunu da dikkate alıp bir çok kıyafete dahil ettik. Ama hikayenin başındaki Hancock modayı umursamayan, kimseye iyi görünme derdi olmayan, pespaye biri. Bu durum onun topluma ayak uydurmakla ne kadar az ilgilendiğinin altını çiziyor”.
Mingenbach, elbette, Hancock’ın süper kostümünün çeşitli versiyonlarını da hazırladı. Bunlar arasında dizgin düzeneğiyle kullanacağı kostüm, ya da Smith’le aynı ölçülerde olmayan dublörünün kullanacağı kostümler de bulunuyordu”.
Peter Berg, Hancock’ın önce uygunsuz, hırpani görünümü ve sonra süper karaman kostümünün yanı sıra, Mary’nin klasik çizgili iddiasız gardırobunu ve filmin ilerleyen bölümlerinde giydiği ışıltılı kıyafetleri hazırlaması için kostüm tasarımcısı Louise Mingenbach’a başvurdu. Daha önce “The Rundown”da da birlikte çalışmış olan ikili, yirmi yıl önce Hollywood’a geldiklerinden beri arkadaşlar. Ama Mingenbach ve Berg’ün yoğun çalışma programlarını ayarlayıp, tekrar birlikte çalışma olanağı bulması için yıllar geçmesi gerekti.
Mingenbach, Spisak’in katı renk paletine sadık kalabilmek için onunla da yakın bir çalışma içinde oldu.
İki “X-Men” filminin ve “Superman Returns”ün kostümlerini hazırlayan Mingenbach, John Hancock gibi sıradışı bir kahraman için yeni bir şey bulması gerektiğini biliyordu.
“Pete, baştan itibaren, Hancock’ın dar bir kostüm giymemesi konusunda ısrarlıydı. “Pelerin ya da taytın üstüne külot yok!” dedi. Bu da pek çok seçeneği eledi” diyor tasarımcı gülerek ve ekliyor: “Bu yüzden, süper kostüm sert ama kullanışlı, Ray’in Hancock için yapabileceği türde bir şeye dönüştü”.
“Hancock’un uçuş raporları ve neden olduğu sorunları düşününce, kendine dikkat edilmesi için muhtemelen baştan aşağı sarı giymesi gerektiğine karar verdim” diyen Mingenbach, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O gerçekten bir tehdit, ama biz tavizkar davranıp, sarıyı sadece ayrıntılarda kullandık. Ayrıca Hancock’ın kartal tutkusunu da dikkate alıp bir çok kıyafete dahil ettik. Ama hikayenin başındaki Hancock modayı umursamayan, kimseye iyi görünme derdi olmayan, pespaye biri. Bu durum onun topluma ayak uydurmakla ne kadar az ilgilendiğinin altını çiziyor”.
Mingenbach, elbette, Hancock’ın süper kostümünün çeşitli versiyonlarını da hazırladı. Bunlar arasında dizgin düzeneğiyle kullanacağı kostüm, ya da Smith’le aynı ölçülerde olmayan dublörünün kullanacağı kostümler de bulunuyordu”.
Berg, “Hancock”ı yönetmek üzere kamera arkasına geçti
Bir zamanlar oyunculuğuyla tanınan Peter Berg son zamanlarda yönetmen olarak imza attığı güçlü ve yaratıcı filmlerle eleştirmen ve izleyicilerin beğenisini kazandı.
Michael Mann’la “The Kingdom”da birlikte çalıştıktan sonra, Berg, “Hancock”ı yönetmek üzere kamera arkasına geçti. Mann, Berg’ün sette ılımlı ve spontane bir atmosfer yaratmasına rağmen, aslında bu görünüşün altında hazırlıklı ve işine odaklı bir yönetmen olduğunu ifade ediyor. “Pete’in içgüdüleri çok güçlü ve seçimlerinde anlık kararlar veriyor” diyor Mann ve ekliyor: “Ama belli ettiğinden çok daha işine odaklı ve entelektüel. Her konuyu ciddi ciddi düşünüyor” diyor Mann.
Akiva Goldsman da benzer bir görüş dile getiriyor: “Peter Berg eğlenmek isteyen iyi niyetli bir çocuk gibi görünüyor. Ama aslında bu onun sürecin etrafında bir ortam, bir spontanelik yaratmak için taktığı bir maske. Peter, gerçekte, çok derin düşünen ve çok zeki biridir. Gerekli olduğunu düşünene kadar, göz kırpıp kafa sallayarak bu özelliklerini saklamaya çalışıyor”.
“Pete’in kendine özgü bir sesi var” diyen Smith ise sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tamamen kendisine ait bir tat ve stili var. Nasıl çekim yapılacağı, nasıl yaratıcı olunacağı konusunda üst düzeyde bir uzman. Pete, Hancock’ı süper kahraman kıyafetleri içinde hakiki sorunları olan hakiki bir adam konumuna koyunca neler olacağını çok merak ettim”.
“Pete’te bir yazar, yönetmen ya da yapımcınınkinden çok farklı bir oyuncu güveni var” diyor Mann ve ekliyor: “Bir düşünce ya da bir duyguya ne zaman sarılacağını, izleyiciden beklediği duyguyu elde etmek için bir sahne ve çekimi belirli bir oyuncuya göre nasıl ayarlayacağını çok iyi biliyor”.
Berg’le ilk buluşmasını Theron şöyle aktarıyor: “Nasıl çalışmayı sevdiği konusunda çok dolaysız ve dürüsttü. Kayıtların ortasında bağırarak bir şeyler söyleyeceğini belirtti ve, ‘Kaydı kesmeyi sevmem. Onun için de kesmem. Umarım bu senin için sorun olmaz’ dedi. Daha önce hiç öyle çalışmamıştım ama şimdi başka türlüsünü düşünemiyorum”.
Berg, Hancock’ı beyaz perdeye taşımak üzere bir araya gelmiş ekibin parçasıydı. Smith, Lassiter, Mann, Goldsman ve Berg’den oluşan ekipte her bir isim “Hancock”ın beyaz perde yolculuğunda masaya bir şeyler koydu.
“Sinemacılık bir takım sporudur” diyor Smith ve ekliyor: “‘Hancock’ gibi bir film için, merkezden uzak, olabildiğince çok fikir bulmamız gerekiyordu; ve bu ekipteki herkes normalden bir derece uzak. Bunu muhteşem bir işbirliği yapan şey, hepimizin gerçekten çok tuhaf fikirlerinin olmasıydı. Herkes her şeyi söyleyebiliyordu ve bir numaralı fikir, yani malzemenin DNA’sı gibi hissettiğimiz fikir öne çıkıyordu”.
Goldsman ise bu konuda şunları söylüyor: “Birbirimize gerçekten bel bağladığımız bir grup oluşturduk. Pete bir filmde yazar, yönetmen ve yapımcı olarak yer alabiliyor; Michael yönetmenlik ve yapımcılık yapabiliyor; Will yapımcılık ve yönetmenlik yapabiliyor; J.L. yapımcılığı kesinlikle biliyor; ben de yazabiliyorum ve başıma silah dayarsanız muhtemelen bir sahneyi de yönetebilirim. Bu, birbirimizin işini yaptığı anlamına gelmiyor; sadece birbirimizi kolladığımız anlamına geliyor”.
Berg ise, “Bir aşağı bir yukarı yürüyüp durmam gerekti. Akiva, Michael, Will ve J.L.’den oluşan bir grup çok zorlayıcı oluyor; beni diken üstünde tuttular. Bir Michael gelip vuruyordu, bir Akiva, ve sonra bir de sessiz bir suikastçiyi andıran J.L.” diyor gülerek ve ekliyor: “Senaryonun bazı kısımlarını alıp bazı ayrıntıları öne çıkardık ama bu hikaye için alkışlar esas olarak Vincent Ngo ve Vince Gilligan’a gitmeli”.
Yönetmen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir oyuncu olarak, kafanızı doğru düşünce biçimine sokmanız ve doğru anı yakalamanız gerektiğini öğrendim. Sinemanın özünden o kadar çok sapma var ki gerçekten neyin önemli olduğunu unuttuk: Sinema salonunda oturan izleyici, biz yapımı tamamladıktan bir yıl sonra izledikleri şeyden keyif almalı. Will’in bir sözü var: ‘Eğer hazır kalırsanız, asla hazırlanmanız gerekmez’. Doğru düşünce biçiminde kalmak benim için bunu mümkün kılıyor”.
“Peter sette hakikaten hoş bir ortam yaratıyor” diyen Smith ise şöyle devam ediyor: “Sette herkes ona fikir verebiliyor ve o bunları dinliyor. Çok açık fikirli. Eğlenmeyi sevdiği için herkes işe gelmekten keyif alıyor. Tabi ki yoğun baskı ve yüksek tempo oluyor ama işi mutlu bir ruh hâliyle tamamlıyorsunuz”.
Michael Mann’la “The Kingdom”da birlikte çalıştıktan sonra, Berg, “Hancock”ı yönetmek üzere kamera arkasına geçti. Mann, Berg’ün sette ılımlı ve spontane bir atmosfer yaratmasına rağmen, aslında bu görünüşün altında hazırlıklı ve işine odaklı bir yönetmen olduğunu ifade ediyor. “Pete’in içgüdüleri çok güçlü ve seçimlerinde anlık kararlar veriyor” diyor Mann ve ekliyor: “Ama belli ettiğinden çok daha işine odaklı ve entelektüel. Her konuyu ciddi ciddi düşünüyor” diyor Mann.
Akiva Goldsman da benzer bir görüş dile getiriyor: “Peter Berg eğlenmek isteyen iyi niyetli bir çocuk gibi görünüyor. Ama aslında bu onun sürecin etrafında bir ortam, bir spontanelik yaratmak için taktığı bir maske. Peter, gerçekte, çok derin düşünen ve çok zeki biridir. Gerekli olduğunu düşünene kadar, göz kırpıp kafa sallayarak bu özelliklerini saklamaya çalışıyor”.
“Pete’in kendine özgü bir sesi var” diyen Smith ise sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tamamen kendisine ait bir tat ve stili var. Nasıl çekim yapılacağı, nasıl yaratıcı olunacağı konusunda üst düzeyde bir uzman. Pete, Hancock’ı süper kahraman kıyafetleri içinde hakiki sorunları olan hakiki bir adam konumuna koyunca neler olacağını çok merak ettim”.
“Pete’te bir yazar, yönetmen ya da yapımcınınkinden çok farklı bir oyuncu güveni var” diyor Mann ve ekliyor: “Bir düşünce ya da bir duyguya ne zaman sarılacağını, izleyiciden beklediği duyguyu elde etmek için bir sahne ve çekimi belirli bir oyuncuya göre nasıl ayarlayacağını çok iyi biliyor”.
Berg’le ilk buluşmasını Theron şöyle aktarıyor: “Nasıl çalışmayı sevdiği konusunda çok dolaysız ve dürüsttü. Kayıtların ortasında bağırarak bir şeyler söyleyeceğini belirtti ve, ‘Kaydı kesmeyi sevmem. Onun için de kesmem. Umarım bu senin için sorun olmaz’ dedi. Daha önce hiç öyle çalışmamıştım ama şimdi başka türlüsünü düşünemiyorum”.
Berg, Hancock’ı beyaz perdeye taşımak üzere bir araya gelmiş ekibin parçasıydı. Smith, Lassiter, Mann, Goldsman ve Berg’den oluşan ekipte her bir isim “Hancock”ın beyaz perde yolculuğunda masaya bir şeyler koydu.
“Sinemacılık bir takım sporudur” diyor Smith ve ekliyor: “‘Hancock’ gibi bir film için, merkezden uzak, olabildiğince çok fikir bulmamız gerekiyordu; ve bu ekipteki herkes normalden bir derece uzak. Bunu muhteşem bir işbirliği yapan şey, hepimizin gerçekten çok tuhaf fikirlerinin olmasıydı. Herkes her şeyi söyleyebiliyordu ve bir numaralı fikir, yani malzemenin DNA’sı gibi hissettiğimiz fikir öne çıkıyordu”.
Goldsman ise bu konuda şunları söylüyor: “Birbirimize gerçekten bel bağladığımız bir grup oluşturduk. Pete bir filmde yazar, yönetmen ve yapımcı olarak yer alabiliyor; Michael yönetmenlik ve yapımcılık yapabiliyor; Will yapımcılık ve yönetmenlik yapabiliyor; J.L. yapımcılığı kesinlikle biliyor; ben de yazabiliyorum ve başıma silah dayarsanız muhtemelen bir sahneyi de yönetebilirim. Bu, birbirimizin işini yaptığı anlamına gelmiyor; sadece birbirimizi kolladığımız anlamına geliyor”.
Berg ise, “Bir aşağı bir yukarı yürüyüp durmam gerekti. Akiva, Michael, Will ve J.L.’den oluşan bir grup çok zorlayıcı oluyor; beni diken üstünde tuttular. Bir Michael gelip vuruyordu, bir Akiva, ve sonra bir de sessiz bir suikastçiyi andıran J.L.” diyor gülerek ve ekliyor: “Senaryonun bazı kısımlarını alıp bazı ayrıntıları öne çıkardık ama bu hikaye için alkışlar esas olarak Vincent Ngo ve Vince Gilligan’a gitmeli”.
Yönetmen sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir oyuncu olarak, kafanızı doğru düşünce biçimine sokmanız ve doğru anı yakalamanız gerektiğini öğrendim. Sinemanın özünden o kadar çok sapma var ki gerçekten neyin önemli olduğunu unuttuk: Sinema salonunda oturan izleyici, biz yapımı tamamladıktan bir yıl sonra izledikleri şeyden keyif almalı. Will’in bir sözü var: ‘Eğer hazır kalırsanız, asla hazırlanmanız gerekmez’. Doğru düşünce biçiminde kalmak benim için bunu mümkün kılıyor”.
“Peter sette hakikaten hoş bir ortam yaratıyor” diyen Smith ise şöyle devam ediyor: “Sette herkes ona fikir verebiliyor ve o bunları dinliyor. Çok açık fikirli. Eğlenmeyi sevdiği için herkes işe gelmekten keyif alıyor. Tabi ki yoğun baskı ve yüksek tempo oluyor ama işi mutlu bir ruh hâliyle tamamlıyorsunuz”.
Hancock sıradan bir süper kahraman değil
“Hancock sıradan bir süper kahraman değil” diyor Columbia Pictures’ın yeni aksiyon-komedi filmi “Hancock”ın yıldızı Will Smith. Aktör beyaz perdeye özgün ve benzersiz bir karakter yaratma fırsatı sunduğu için ilgisini çeken “Hancock”ın, insani duyguları vurgulayan bir süper kahraman filmi olduğu için sınırları zorladığını düşünüyor. “İnsanlarda ‘yaz’ filmlerinin aksiyona, ‘sonbahar’ filmlerinin ise karaktere dayandığına ilişkin bir kanı var” diyor Smith ve soruyor: “Güçlü, dramatik ve güçlü karakter eğrileri olan bir hikayeyi alıp, Bağımsızlık Günü’nün şölenli ve şaşalı dünyasına koyarsanız ne olur? Neden bu ikisini birleştirip iki dünyanın da en iyilerini alamayasınız ki?”
Smith’in, yapımcı meslektaşları Akiva Goldsman, Michael Mann ve James Lassiter’ın ve yönetmen Peter Berg’ün bu konuda yapacağı şey, karakterleri izleyiciye sıradışı bir şekilde sunmaktı. Film Hancock’un güçlerini nasıl kazandığı ya da nasıl kullandığına odaklanmayacak, onun yerine, kariyerinin ortasındayken işinden nefret eden ve ayrılmak isteyen evrensel bir adam tiplemesi çizecekti. Hancock’ın bir nimet olmaktan çok uzak süper güçleri onu aslında en büyük hayranları olması gereken halktan uzaklaştıran bir tavır kazanmasına neden olmuştu.
“Bunu başarabilecek tek bir kişi vardı” diyor Goldsman ve ekliyor: “Will Smith’in oynamadığı bir Hancock düşünemiyorum bile”.
Yapımcı James Lassiter ise, “Will bir süper kahraman oynayacağı için heyecanlıydı. Senaryoyu gördüğümüzde, böyle bir film yapmak için harika bir yol izlediğini düşündük: Daha önce görmediğimiz ilgisiz bir süper kahraman portresi vardı. Hancock kalıpları kıran, istisnai ve ilginç bir karakter” diyor.
Kadroda Will Smith varken, “Friday Night Lights” ve “The Kingdom” gibi filmlerle başarı kazanmış olan Peter Berg’ü bu filmi yönetmeye ikna etmek zor değildi. “Will gerçekten de çok farklı becerileri birleştiren az sayıda sinema yıldızından biri” diyen Berg, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O, yetenekli, korkusuz ve son derece dürüst. Bu üç öğe bir araya geldiğinde, kişi neredeyse her şeyi oynayabilir. Will de bunu yapmaya kesinlikle istekliydi”.
Michael Mann’a göre de, ortaya çıkan sonuç yıldız ile malzemenin mükemmel uyumuydu. Bu, izleyicilerin Will’den beklentisini yerine getirirken, aynı zamanda onları şaşırtıcı yerlere götüren bir filmdi. Mann bu konuda şunları söylüyor: “Son derece komik ve küstah, seksi ve romantik, heyecan verici ve yürek parçalayıcı arasında gidip gelen bir film yapmaya koyulduk. Will Smith’in oyunculuktaki gücü, bu karmaşık karakterin farklı düşünce kalıplarına çok derinlemesine dalabilme becerisinde yatıyor. Hikayenin ağırlık merkezi o …”.
Smith de canlandırdığı karakter için, “Hancock karmaşık bir karakter” diyor ve ekliyor: “Her gün, dünyaya kızgın bir şekilde uyanıyor. Ona ne olduğunu hatırlamıyor ve yanıtları bulmasında yardım edecek kimsesi yok. İyi niyetli biri ama çevresindeki dünyayla bağ kurmakta zorlanıyor”.
Smith filmin derin insan duygularına dayandığını söylüyor: “Hancock bir türlü doğru tavrı bulamayan ama müthiş yetenekli bir lise futbolcusu gibi. Takımının ondaki oyun sevgisi ve kavramındaki eksiklik yüzünden kazanamadığının farkında değil; takım oyununun güzelliğini anlamıyor. Bir grubun parçası olmak, başka insanlarla etkileşim yaşamak insanın başlıca düşüncesidir. Hancock ise Ray Embrey’yle tanışana kadar kendini dışlanmış bir konumda buluyor. Ray onu topluma geri döndürüyor”.
Yufka yürekli halkla ilişkiler uzmanı Ray’i Jason Bateman canlandırdı. “Hancock tarafından hayatı kurtarılınca, Ray, Hancock’a borcunu nasıl daha düzgün davranması ve imajını temizlemesi gerektiğini öğreterek ödemek istiyor. Ama Ray’in tek düşüncesi imaj kontrolü değil; o alsında Hancock’a nasıl daha iyi bir süper kahraman olunacağını da öğretmek istiyor” diyor Bateman.
Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ray’de irdeleyebileceğim çok şey vardı çünkü o çok kolay güvenen biri. Pembe gözlükler takan, saf bir insan; Hancock’un sert ve pürüzlü kabuğunun ardındaki yumuşak ve kırılgan ruhu görebildiğini düşünüyor, ta ki ilişkileri biraz karmaşıklaşana dek. Tüm bunlar, Ray’i oynaması tatminkar bir karakter hâline getirdi”.
Filmin baş kadın karakterine gelince, Goldsman şunları söylüyor: “Charlize Theron’ın Will ve Jason Bateman’la uyumu mükemmeldi. Üç insana ihtiyacımız vardı ve izleyicinin üçünün de kazanmasını istemesi gerekiyordu; tam bir denge oyunuydu”.
Theron bu role pek çok nedenden ötürü ilgi duyduğunu belirtiyor. Bunlardan birincisi, elbette, daha önce “The Legend of Bagger Vance”te birlikte kamera karşısına geçtiği Smith’le tekrar çalışmaktı. “Will rolünü o kadar güzel oynuyor ki” diyor aktris.
Theron, ayrıca, zengin ve zorlayıcı karakterlere sahip olduğunu düşündüğü senaryodan da çok etkilendiğini belirtiyor. Kocası Ray, Hancock’ta bir gün müthiş bir süper kahraman olabilme potansiyeli görürken, Mary ona çok sıradan bir yaklaşım gösteriyor. Aktris bunu şöyle açıklıyor: “Mary, Hancock’un yıkıcı ve sorumsuz gibi görünen kötü davranışlarından besleniyor. Genç kadın, Ray ve oğluyla kurduğu ideal yaşamı Hancock’ın bozmasına izin vermemekte çok kararlı. Ama Hancock tünelin sonunda ışık olduğunun işaretlerini vermeye başlayıp, davranışlarını değiştirebileceğini gösterdiği halde Mary onu hâlâ kabul etmeyince, bunun nedenini sorgulamaya başlıyorsunuz”.
Yapımcılar duygusal çıtayı yükseltmek için filme Embrey çiftinin küçük oğlu Aaaron’ı da dahil ettiler. Rolü Jae Head canlandırdı. On bir yaşındaki genç yetenek Berg’ün “Friday Night Lights” adlı dizisinde de yer aldığı halde, yapımcılar Head’de karar kılmadan önce otuzdan fazla oyuncuyu izlediler. “Çocuk oyuncularla çalışmak biraz zor olabiliyor ama Jae bozulmamış ve yozlaşmamış bir çocuk” diyor Berg ve ekliyor: “Teksas’ta yaşıyor. Babası bir lisenin futbol antrenörlüğünü yapıyor, annesi ise her an oğluyla birlikte. Babasıyla top oynarken de sette Will Smith’le olduğu kadar mutlu olduğu hissine kapılıyorsunuz. Hayatında çok şey görüp geçirmiş aklı başında bir çocuk. Her günün bir hediye olduğunu anlıyor. Harika bir yaklaşımı var. Her şeyi yapmaya gönüllü”.
Berg ailenin yakın bağlarına örnek oluşturması için kendi aile geleneğine uygun olarak her Pazar akşamı spagetti ve köfte hazırladı. Her Perşembe akşamı Embrey ailesi “spagetti çılgınlığı” yaşayarak en azından haftada bir akşam iş, okul ve benzer meşgaleleri bir kenara bırakarak ailece vakit geçirmeye özen gösteriyorlardı.
Head aile yemeği sahneleri için, “Belki 20 tabak yemişimdir” diyor ve ekliyor: “O sabah kahvaltı etmeyi unuttum çünkü sete gitmek için telaş ediyordum; dolayısıyla, sonunda yemek yediğim için mutluydum. Ama çekimlerin sonunda, ‘Bana ‘spagetti’ demeyin’ diye bağırmak istedim!’”.
Smith’in, yapımcı meslektaşları Akiva Goldsman, Michael Mann ve James Lassiter’ın ve yönetmen Peter Berg’ün bu konuda yapacağı şey, karakterleri izleyiciye sıradışı bir şekilde sunmaktı. Film Hancock’un güçlerini nasıl kazandığı ya da nasıl kullandığına odaklanmayacak, onun yerine, kariyerinin ortasındayken işinden nefret eden ve ayrılmak isteyen evrensel bir adam tiplemesi çizecekti. Hancock’ın bir nimet olmaktan çok uzak süper güçleri onu aslında en büyük hayranları olması gereken halktan uzaklaştıran bir tavır kazanmasına neden olmuştu.
“Bunu başarabilecek tek bir kişi vardı” diyor Goldsman ve ekliyor: “Will Smith’in oynamadığı bir Hancock düşünemiyorum bile”.
Yapımcı James Lassiter ise, “Will bir süper kahraman oynayacağı için heyecanlıydı. Senaryoyu gördüğümüzde, böyle bir film yapmak için harika bir yol izlediğini düşündük: Daha önce görmediğimiz ilgisiz bir süper kahraman portresi vardı. Hancock kalıpları kıran, istisnai ve ilginç bir karakter” diyor.
Kadroda Will Smith varken, “Friday Night Lights” ve “The Kingdom” gibi filmlerle başarı kazanmış olan Peter Berg’ü bu filmi yönetmeye ikna etmek zor değildi. “Will gerçekten de çok farklı becerileri birleştiren az sayıda sinema yıldızından biri” diyen Berg, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O, yetenekli, korkusuz ve son derece dürüst. Bu üç öğe bir araya geldiğinde, kişi neredeyse her şeyi oynayabilir. Will de bunu yapmaya kesinlikle istekliydi”.
Michael Mann’a göre de, ortaya çıkan sonuç yıldız ile malzemenin mükemmel uyumuydu. Bu, izleyicilerin Will’den beklentisini yerine getirirken, aynı zamanda onları şaşırtıcı yerlere götüren bir filmdi. Mann bu konuda şunları söylüyor: “Son derece komik ve küstah, seksi ve romantik, heyecan verici ve yürek parçalayıcı arasında gidip gelen bir film yapmaya koyulduk. Will Smith’in oyunculuktaki gücü, bu karmaşık karakterin farklı düşünce kalıplarına çok derinlemesine dalabilme becerisinde yatıyor. Hikayenin ağırlık merkezi o …”.
Smith de canlandırdığı karakter için, “Hancock karmaşık bir karakter” diyor ve ekliyor: “Her gün, dünyaya kızgın bir şekilde uyanıyor. Ona ne olduğunu hatırlamıyor ve yanıtları bulmasında yardım edecek kimsesi yok. İyi niyetli biri ama çevresindeki dünyayla bağ kurmakta zorlanıyor”.
Smith filmin derin insan duygularına dayandığını söylüyor: “Hancock bir türlü doğru tavrı bulamayan ama müthiş yetenekli bir lise futbolcusu gibi. Takımının ondaki oyun sevgisi ve kavramındaki eksiklik yüzünden kazanamadığının farkında değil; takım oyununun güzelliğini anlamıyor. Bir grubun parçası olmak, başka insanlarla etkileşim yaşamak insanın başlıca düşüncesidir. Hancock ise Ray Embrey’yle tanışana kadar kendini dışlanmış bir konumda buluyor. Ray onu topluma geri döndürüyor”.
Yufka yürekli halkla ilişkiler uzmanı Ray’i Jason Bateman canlandırdı. “Hancock tarafından hayatı kurtarılınca, Ray, Hancock’a borcunu nasıl daha düzgün davranması ve imajını temizlemesi gerektiğini öğreterek ödemek istiyor. Ama Ray’in tek düşüncesi imaj kontrolü değil; o alsında Hancock’a nasıl daha iyi bir süper kahraman olunacağını da öğretmek istiyor” diyor Bateman.
Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ray’de irdeleyebileceğim çok şey vardı çünkü o çok kolay güvenen biri. Pembe gözlükler takan, saf bir insan; Hancock’un sert ve pürüzlü kabuğunun ardındaki yumuşak ve kırılgan ruhu görebildiğini düşünüyor, ta ki ilişkileri biraz karmaşıklaşana dek. Tüm bunlar, Ray’i oynaması tatminkar bir karakter hâline getirdi”.
Filmin baş kadın karakterine gelince, Goldsman şunları söylüyor: “Charlize Theron’ın Will ve Jason Bateman’la uyumu mükemmeldi. Üç insana ihtiyacımız vardı ve izleyicinin üçünün de kazanmasını istemesi gerekiyordu; tam bir denge oyunuydu”.
Theron bu role pek çok nedenden ötürü ilgi duyduğunu belirtiyor. Bunlardan birincisi, elbette, daha önce “The Legend of Bagger Vance”te birlikte kamera karşısına geçtiği Smith’le tekrar çalışmaktı. “Will rolünü o kadar güzel oynuyor ki” diyor aktris.
Theron, ayrıca, zengin ve zorlayıcı karakterlere sahip olduğunu düşündüğü senaryodan da çok etkilendiğini belirtiyor. Kocası Ray, Hancock’ta bir gün müthiş bir süper kahraman olabilme potansiyeli görürken, Mary ona çok sıradan bir yaklaşım gösteriyor. Aktris bunu şöyle açıklıyor: “Mary, Hancock’un yıkıcı ve sorumsuz gibi görünen kötü davranışlarından besleniyor. Genç kadın, Ray ve oğluyla kurduğu ideal yaşamı Hancock’ın bozmasına izin vermemekte çok kararlı. Ama Hancock tünelin sonunda ışık olduğunun işaretlerini vermeye başlayıp, davranışlarını değiştirebileceğini gösterdiği halde Mary onu hâlâ kabul etmeyince, bunun nedenini sorgulamaya başlıyorsunuz”.
Yapımcılar duygusal çıtayı yükseltmek için filme Embrey çiftinin küçük oğlu Aaaron’ı da dahil ettiler. Rolü Jae Head canlandırdı. On bir yaşındaki genç yetenek Berg’ün “Friday Night Lights” adlı dizisinde de yer aldığı halde, yapımcılar Head’de karar kılmadan önce otuzdan fazla oyuncuyu izlediler. “Çocuk oyuncularla çalışmak biraz zor olabiliyor ama Jae bozulmamış ve yozlaşmamış bir çocuk” diyor Berg ve ekliyor: “Teksas’ta yaşıyor. Babası bir lisenin futbol antrenörlüğünü yapıyor, annesi ise her an oğluyla birlikte. Babasıyla top oynarken de sette Will Smith’le olduğu kadar mutlu olduğu hissine kapılıyorsunuz. Hayatında çok şey görüp geçirmiş aklı başında bir çocuk. Her günün bir hediye olduğunu anlıyor. Harika bir yaklaşımı var. Her şeyi yapmaya gönüllü”.
Berg ailenin yakın bağlarına örnek oluşturması için kendi aile geleneğine uygun olarak her Pazar akşamı spagetti ve köfte hazırladı. Her Perşembe akşamı Embrey ailesi “spagetti çılgınlığı” yaşayarak en azından haftada bir akşam iş, okul ve benzer meşgaleleri bir kenara bırakarak ailece vakit geçirmeye özen gösteriyorlardı.
Head aile yemeği sahneleri için, “Belki 20 tabak yemişimdir” diyor ve ekliyor: “O sabah kahvaltı etmeyi unuttum çünkü sete gitmek için telaş ediyordum; dolayısıyla, sonunda yemek yediğim için mutluydum. Ama çekimlerin sonunda, ‘Bana ‘spagetti’ demeyin’ diye bağırmak istedim!’”.
Hancock Yapım Bilgileri
Kahramanlar vardır… süper kahramanlar vardır… ve bir de Hancock (Will Smith) var. Büyük güçler büyük sorumlulukları beraberinde getirir; bunu herkes bilir, hem de herkes, ama Hancock değil. Sıkkın, iç çatışmaları yaşayan, alaycı ve yanlış anlaşılmış biri olan Hancock’ın iyi niyetli kahramanca davranışları işe yarayıp sayısız hayat kurtarmış olabilir, ama her seferinde de ardında herkesi hayrete düşürecek büyüklükte bir yıkım bırakmıştır. Yerel kahramanlarına ne kadar minnettar olsalar da, Los Angeles’ın iyi insanları nihayet bıkar ve bu adamı hak etmek için ne yaptıklarını merak ederler. Hancock insanların ne düşündüğünü umursayan bir adam değildir, ta ki halkla ilişkiler yöneticisi Ray Embrey’nin (Jason Bateman) hayatını kurtarana kadar. İşte o zaman, sevilmeyen bu süper kahraman, ne olursa olsun kırılgan bir yanı olduğunu fark eder.
Columbia Pictures, Relativity Media işbirliğiyle bir Blue Light/Weed Road Pictures/Overbrook Entertainment yapımı olan Peter Berg filmi “Hancock”ı sunar. Başrollerini Will Smith, Charlize Theron, Jason Bateman ve Eddie Marsan’ın üstlendiği filmi Peter Berg yönetti, Vy Vincent Ngo ve Vince Gilligan yazdı. Akiva Goldsman, Michael Mann, Will Smith ve James Lassiter’ın yapımcılığını gerçekleştirdiği filmin yönetici yapımcılığını ise Ian Bryce, Jonathan Mostow ve Richard Saperstein üstlendi. “Hancock”ın görüntü yönetimi Tobias Schliessler, yapım tasarımı Neil Spisak, kurgusu, A.C.E.’den Paul Rubell ve Colby Parker, Jr., kostüm tasarımı Louise Mingenbach, müziği ise John Powell’ın imzasını taşıyor. Filmin özel efektleri Sony Pictures Imageworks Inc., görsel efektleri ise ASC.’den John Dykstra tarafından tasarlandı ve hayata geçirildi.
Columbia Pictures, Relativity Media işbirliğiyle bir Blue Light/Weed Road Pictures/Overbrook Entertainment yapımı olan Peter Berg filmi “Hancock”ı sunar. Başrollerini Will Smith, Charlize Theron, Jason Bateman ve Eddie Marsan’ın üstlendiği filmi Peter Berg yönetti, Vy Vincent Ngo ve Vince Gilligan yazdı. Akiva Goldsman, Michael Mann, Will Smith ve James Lassiter’ın yapımcılığını gerçekleştirdiği filmin yönetici yapımcılığını ise Ian Bryce, Jonathan Mostow ve Richard Saperstein üstlendi. “Hancock”ın görüntü yönetimi Tobias Schliessler, yapım tasarımı Neil Spisak, kurgusu, A.C.E.’den Paul Rubell ve Colby Parker, Jr., kostüm tasarımı Louise Mingenbach, müziği ise John Powell’ın imzasını taşıyor. Filmin özel efektleri Sony Pictures Imageworks Inc., görsel efektleri ise ASC.’den John Dykstra tarafından tasarlandı ve hayata geçirildi.
Kara Şövalye 23 Temmuzda Sinemalarda
Aydınlık ve serin bir Ekim sabahında toplanmış insan kalabalığı, şehri saran suç dalgasının son kurbanı olan merhum emniyet müdürlerine saygılarını sunmak için toplanıyor. Aniden, “motor!” diyen bir haykırış sessizliği delip geçiyor ve silah sesleri kalabalığın çil yavrusu gibi dağılmasına yol açıyor.
Biri “kes!” diye bağırıyor ve herkes dikkatini, Chicago sokaklarında hüküm süren kontrollü karmaşayı idare etmek için doğrudan figüranlara seslenen uzun ince, yumuşak yüzlü yönetmene çeviriyor.
Bu adamın, yani Christopher Nolan’ın yönettiği teknik kadro, oyuncular ve figüranlardan oluşan küçük bir ordu, yılın en beklenen filmlerinden birinden önemli bir sahneyi çekmek için toplanmışlar: Warner Bros. Pictures yapımı aksiyon-macera filmi Kara Şövalye.
Kara Şövalye ile, Nolan Gotham City’yi ve onun gizemli koruyucusu Batman’i tekrar ziyaret ediyor. 2005 yapımı Batman Başlıyor’u takip eden filmde, yönetmen Nolan ölçeği ve ana karakteri bekleyen tehlikeyi büyüttü. Bu karakter, Sanayici Bruce Wayne ve alt kimliği Batman olarak çifte bir yaşam süren, karmaşık bir milyarder. Nolan çekimlere ara verildiği bir anda “kendi kendini yaratmış bir kahraman o,” diye yorumluyor. “Bence saf kişisel disiplin ve irade gücüyle kendisini insanüstü birine döndüren adam öyküsü çok çekici bir hayal. Batman’in olağanüstü serveti dışında hiçbir süper gücü yok. Finansal kaynaklarınız ve bu sayede elde edeceğiniz güç sınırsız olsaydı, bunu nasıl kullanırdınız?”
Nolan bölünmüş karakteri canlandırması için rolünün içinde kaybolmasıyla övgü toplayan bukalemun oyuncu Christian Bale’le tekrar işbirliği yaptı. Kara Şövalye, Batman Başlıyor geçtiğimiz yıl gösterime giren Prestij’den sonra, Bale’in yönetmenle birlikte gerçekleştirdiği üçüncü proje. Nolan’a göre Bale, Batman/Bruce Wayne’de gördüğü eşsiz özelliklere sahip. “Christian’ın kendine has bir kişisel disiplin havası var,” diyor yönetmen. “Bruce Wayne’in kendisini sıradan bir insandan sıra dışı bir suç savaşçısına dönüştürmek için sahip olduğu nitelikler var. Christian bunları çok inandırıcı ve anlaşılır bir şekilde yansıtıyor.”
İlk filmdeki çalışmasının ardından geri dönen yapımcı Charles Roven, Nolan’ın sözlerine katılarak şunları ekliyor: “Christian karaktere, Batman’de olması gereken kişilik, karmaşıklık ve duygusal boyut gibi özellikleri katıyor.”
Bale, bu sürekli gelişen, kimliği Gotham City’nin güvenliği ve adaletle yakından ilişkili karaktere bürünme fırsatını zevkle kabul etmiş. “Bu ona bir amaç veriyor; ayrıca bir de simge yaratmış ve bu sembolün sınırları olamaz,” diye açıklıyor Bale. “Asla zayıflık gösteremez. Bruce Wayne için iyi olanla Batman için doğru olanı yapmak arasında bir çatışma var; sürekli uyum içinde değiller. Bruce, Batman karakterini serbest bırakmanın ve onu dizginleyememenin acısını çekiyor. Fiziksel ve ruhsal olarak pek çok yönden fedakârlıkta bulunuyor.”
Kara Şövalye, Batman’i dünyanın diğer ucuna, Hong Kong’a; Bruce Wayne’i ise kendi ruhunun derinliklerine doğru yeni bir yolculuğa çıkarıyor.
“Son bıraktığımızdan beri bir olgunlaşma söz konusu,” diyor Nolan. “Öykünün başında kendisine daha çok güveniyor, yaptığı şey ve kimliği konusunda biraz daha rahat. Bence öykünün sonunda bir kez daha – ama yepyeni bir şekilde- sınavdan geçiyor.”
Nolan’ın eşi ve tüm filmlerinde çalışmış olan yapımcı Emma Thomas, şöyle diyor: “Chris geçen filmde, kasıtlı olarak karakterin tamamen gerçekçi ve modern bir dünyada var olmasını öngören vizyonunu oluşturmaya odaklandı. Bu öyküde, Christian’la birlikte Batman’in aslında karakterin özü olduğu fikrini keşfediyorlar; Muhteşem arabaları, kolunda güzel kadınlar ve dünya yansa umurunda değil tavrıyla Bruce Wayne, gerçekte olduğu kişi değil, bu dünyada var olmak için taktığı bir maske.”
Batman Başlıyor sonrası Gotham’da, Batman’in içeri tıktığı kötü adamlar, yeni bir suçlu güruhunun doldurmak için yarıştıkları bir boşluk yarattılar.” Batman şehre yardım etti etmesine ama suçun artışından sorumlu olduğunu da dikkate almak zorunda,” diyor Bale. “Şehri yeni düşmanlardan koruması gerekiyor ve bundan o kadar kolay kurtulamayacağını dehşetle fark ediyor.”
Ancak hem o hem de Gotham “yeni bir tarz suçlu” ile karşılaşmak üzere: Joker. “Batman Başlıyor’da, karakterin kökenine, Bruce Wayne’in çocukluğuna geçirdiği sarsıntıdan korkularından, suç ve yozlaşmayla savaşma azminden Batman’in nasıl doğduğuna odaklanmıştık,” diyor Thomas. “Bu filmde, Batman Gotham City polisi ve vatandaşları tarafından iyi biliniyor ancak kimileri onu kahraman olarak görürken, diğerleri yarardan çok zarara yol açıp açmadığını sorguluyorlar. Joker’in gelişi ise bu konudaki tartışmaları daha da alevlendiriyor.”
Batman’in düşmanları içinde en çok tanınanı olan sırıtkan palyaço, çizgi romanın en beğenilen ve sevilen öykülerinden bazılarında karmaşaya yol açmak için hiçbir şeyin önünde durmasına izin vermeyen akıl hastası bir suçlu olarak betimlendi. Nolan Joker’i “beyazperdede görülebilecek en mükemmel kötü adam” olarak tanımlıyor.
“Kesinlikle hiçbir kurala sahip olmayan biri,” diyo Bale, “Tek motivasyonu yok etmek olan biri. Bruce’un görebileceği bir çıkarı ya da zaafı yok. Bu manyak yalnızca yıkım istiyor. Kuvvetli bir rakip. Bu kendi kendini yok etmek anlamına gelse bile yıkımdan başka bir şey düşünmeyen biriyle nasıl savaşabilirsiniz?”
Nolan, bu kritik ve tarihi kötü adamı canlandırması için seçtiği, Oscar adayı oyuncu Heath Ledger’ın korkusuz ve eşsiz performansı için övgü düzüyor. “Çok yetenekli birini istediğimi kesindi ama Heath’le tanışıp Joker’e bakış açımı anlattığımda, böyle ikonlaşmış bir karakteri canlandırmaktan korkmadığı belli oldu,” diyor yönetmen. “Öykümüz karakterin çok farklı olmasını ve kendi yorumunu katarak dehşet verici bir şey yaratmaktan korkmayacak, çok cesur bir performans gerektiriyordu.”
Roven merhum oyuncunun güçlü performansına övgü düzen Nolan’a katılıyor. “Joker bir ikon,” diyor. “Edebiyat dünyasının en muhteşem kötü adamlarından biri; psikopat, gizemli, zeki, şeytani, büyüleyici, komik... İzlemesi çok zevkli biri. Gözlerinizi alamayacağınız bir karakter ve onu oynaması için inanılmaz bir aktöre ihtiyacımız vardı. Heath her yönden rolün hakkını verdi. En küçük bedensel ayrıntıdan sesindeki en ufak değişime karaktere tamamen sahip oldu. İnanılmaz bir performans sergiledi.”
Karanlığı ışıkla dengeleyen, çizgi romanların bir başka ikonik karakteri ise suça savaş açmış, hırslı Bölge Savcısı Harvey Dent filmde Thank You For Smoking’in yıldızı Aaron Eckhart tarafından canlandırılıyor. “Harvey pek çok yönden bir halk adamı,” diyor Nolan. “Bir parça ‘sıradan insan.’ Batman’den daha farklı bir tarzda bir Amerikan kahramanı. Kara Şövalye ile Gotham’ın –bir bakıma- gündüz vakti kahramanı arasındaki kontrast bence büyüleyici.”
Dent Batman’le aynı idealleri paylaşıyor ama daima aynı görüşte değil. Eckhart “o da Batman gibi suçla savaşıyor; yöntemlerimiz aynı olmasa da bence aynı sonuca varmak için çalışıyoruz,” diyor.
Nolan, Batman ve Harvey Dent’in, filmin kalbinde yer alan pek çok çifte ilişkiden biri olduğunu ekliyor. “Bence bu filmde yer alan karmaşık ilişkilerin hepsi en saf halde. Öyküde karşımıza çıkmasını istediğimiz efsanevi bir niteliğe sahipler.”
Harvey Dent’in, Gotham’ın “Beyaz Atlı Şövalyesi” olarak gelişi Bruce Wayne için bir umut ışığı oluyor. “Harvey Dent karakteri yolu aydınlatıyor,” diyor Bale. “Bruce onunla yakından ilgileniyor, ona büyük saygı duyuyor ve onun, Gotham’ın gerçek yüzünü simgelediğine inanıyor. Dent’in Batman’i gereksiz kılacağını ve yozlaşmanın yok olmasıyla Batman’in de kaybolup gideceğini umuyor.”
Ama bu, karakter için iki ucu keskin bir bıçak. Batman Başlıyor’un sonunda, hayatının aşkı Rachel Dawes, Batman olarka çifte bir yaşam sürdüğü müddetçe Bruce’la birlikte olamayacağını söylemişti. Harvey Dent, Bruce Wayne’in olamayacağı her şey. Nolan, Kara Şövalye’de Rachel’ı canlandırması için Sherrbaby ve Sekterer gibi filmlerde ayrıntılı performanslar sergileyen Maggie Gyllenhaal’u seçti. “Filmin başında Rachel bölge savcısı yardımcısı ve Harvey Dent için çıldırıyor,” diyor Gyllenhaal. “Bence birlikte çok mutlular ve birbirlerini heyecan verici buluyorlar. Aynı zamanda, bence Rachel Bruce’u da gerçekten seviyor; Bruce da onu seviyor. Film ilerledikçe, Rachel kendisini içinden çıkılmaz bir durumda buluyor. Rachel Batman’le ilişkiye girmek istemiyor. Bu onun için iyi bir şey değil. Ve haklı. Ama sonra, pencereden düşerken Batman gelip onu tutunca, bu çok fazla geliyor.”
Aktris, durumun gerçekliğinin Bruce’u bunu kabullenmeye zorladığını belirtiyor. “Bruce kıskanıyor ama aynı zamanda Harvey Dent’i gerçekten destekliyor ve ona inanıyor,” diyor Gyllenhaal. “Yani Bruce da içinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıya.”
Batman Başlıyor’da Rachel’ı oynamayan Gyllenhaal, bu filmde yapımcılar için büyük bir keşif oldu. “Filmdeki tüm karakterler bir şekilde olgunlaştı. İlk öyküden sonra yol aldılar,” diyor Nolan. “Maggie bizim için gerçek bir keşif oldu çünkü karaktere taze bir bakış açısıyla birlikte gerçekten inanılmaz bir yetenek getirdi.”
Romantik partner rollerinde Bale ve Eckhart’la birlikte çalışmak, Gyllenhaal’a Rachel Dawes’un ikilemi hakkında derin bir fikir vermiş. “Yani, Christian Bale’den ve Aaron Eckhart’tan söz ediyoruz; ikisi de gayet görkemli, o nedenle bu ikilemi hissetmek kolay oldu,” diyor gülümseyerek.
Dent’in Rachel’la olan ilişkisi ve Batman’in gözünde simgelediği kavram, filmde belki de en dramatik ve duygusal yolculuğa kapı açıyor. “Joker’den başka Harvey Dent de işlemediğimiz ilginç Batman karakterlerinden biri,” diye açıklıyor karakteri perdeye taşıma fırsatını bulmaktan memnun olan Nolan. “Harvey Dent’in gerçek öyküsü – siz buna başlangıç öyküsü de diyebilirsiniz- kim olduğu, Gotham için neyi simgelediği ve Harvey Dent’in trajedisi çok büyük ölçeğe sahip bir hikâye.”
Tabii ki Eckhart filme katılırken aynı rolün iki farklı yanını oynayacağını biliyordu: Dent ve dönüşmeye mahkum olduğu, korkunç şekilde yaralı kötü adam, İki-Yüzlü. “Çizgi romanlardan çok iyi tanıdığımız İki-Yüzlü, öfkeli biri,” diyor Eckhart. “Öfkesinin büyük bölümü, filmde yaşadığı trajedinin, yetkililer görevlerini yapmış olsalardı engellenebileceği fikrinden geliyor. Acı çekiyor, çok büyük öfke ve kin güdüyor.”
Kara Şövalye’nin yeni oyuncularına eşlik eden, Batman Başlıyor’da izlediğimiz güçlü kadroda, Teğmen Jim Gordon rolünde Gary Oldman (Harry Potter filmleri); Alfred rolünde Oscar ödüllü Michael Caine (The Cider House Rules /Tanrının Eseri Şeytanın Parçası) ve Lucius Fox rolünde Oscar ödüllü Morgan Freeman (Million Dollar Baby / Milyonluk Dolarlık Bebek) yer alıyor. Roven, “Performansında pek çok renge yer veren inanılmaz aktör Gary Oldman var; sonra Dent’i İki-Yüzlü’yü canlandıran Aaron Eckhart var; filmin yüreğini oluşturan Maggie Gyllenhaal var; bu kadar inanılmaz oyunculuk yeteneği yeterli gelmediyse Michael Caine ve Morgan Freeman gibi efsane aktörler var. Bu, malzemeye ve Chris Nolan’ın yönetmenlik yeteneği ile vizyonuna gerçekten inanılmaz bir saygı çünkü karakterler çok zengin ve karmaşık. Bu filmde yer almak gerçekten büyük bir onur.”
“İnanılmaz derecede yetenekli ve birlikte çalışması güzel kişilerle işbirliği yapmak çok zevkli,” diyor Nolan. “Bu harika bir şey ve mümkünse bu deneyimi tekrarlamak istiyorsunuz.”
Macera gizemli kahramanlar ve ne yapacağı kestirilmez kötü adamlar barındırıyor olsa da Nolan bu sıra dışı dünyayı insan gerçeği, sevgi, mizah ve trajediyle renklendirmeye kararlı. “Bence –kadın erkek, genç yaşlı- hepimiz, sinemaya umursadığımız ve ilgilendiğimiz şeylerin kendi yaşamımızın ötesindeki heyecan verici bir diyara açılmış halini görmek için gidiyoruz,” diyor.
“Kara Şövalye’de yapmak istediğimiz tam da bu. Filmde, işlerin düzelmeden önce daha kötüye gittiğine dair bir tema var. Gotham zamanın bu noktasında gayet sıra dışı bir yer, pek çok tehlike ve heyecan barındırıyor.”
Sabahki kalabalık sahnelerden sonra ekip kameraları yeniden yerleştirirken, prodüksiyon tarafından kullanılan binadaki merdivenlerden indirilip lokasyonun karşısındaki bir başka Chicago kulesinin fuayesine götürülüyoruz.
-Tumbler olarak da bilinen- Batmobil Kara Şövalye’de de karşımıza çıkıyor. Ancak Batman, yaratıcı Lucius Fox sayesinde bir başka oyuncağa daha kavuşuyor. Bir brandanın altında tamamen dolu hibrit motosiklet ama aynı zamanda bambaşka bir şey olan Batpod’u buluyoruz.
Batpod’u inşa etmek için Nolan’la ve set tasarımcısı Nathan Crowley’le sıkı bir işbirliği içine giren özel efekt süpervizörü Chris Corbould şöyle açıklıyor: “Batmobil başlangıçta epey zordu ama dört tekerlek ve çalışabileceğimiz boşlukla başardık. Denenmiş ve görülmüş bir şey artık. Ama Batpod sabitlik konusunda kimi yönlerden daha zordu. Başlangıçta sürmesi zordu ve kolayca dağılıyordu. Ona motosiklet demiyoruz çünkü motosiklet gibi davranmıyor.”
Christian Bale, sürüş deneyimini ilk elden yaşadı. “Şimdiye kadar, Batpod’un üzerinde sürüklendim sadece,” diyor yorgun bir şekilde. “Denetimi tamamen bende değildi. Cehennemde fırlamış büyük bir motora benziyor ve sürmesi inanılmaz derecede zor.”
Ancak yapımcıların Batpod sahneleri için gizli bir silahı vardı: Dublör Jean-Pierre Goy. “Jean-Pierre’le birkaç kez birlikte çalışmıştık; o kesinlikle çok şaşırtıcı biri,” diyor Corbould. “Batpod’u sürmek isteyen başka insanlar araçla iyi geçinemediler ama Jean-Pierre – ki kendisi dünyanın en iyi motosiklet sürücüsü değilse en iyilerinden biri- düşünceyi tamamen anladı. Dedi ki ‘peki, bu sahneyi bitirene kadar başka motosiklet sürmeyeceğim.’ Tek yaptığı bu oldu. O makineyi sürmeye odaklandı çünkü Batpod eşsiz sürüş nitelikleri gerektiriyordu. Sürmesi kolay dersem yaşan söylemiş olurum ama sürüş sırasında muhteşem görünüyor.”
Batpod’la zorluk yaşamasına rağmen, Bale Chicago’nun simgesi Sears Kulesi’nin tepesinde durarak filmin dublör gerektiren en etkileyici sahnelerinden birinde yer aldı. “Unutulmayacak bir gündü,” diye anımsıyor. “Batman’in ufuk çizgisine baktığı bir sahneydi ve birinin, ertesi gün dublörlerle çekeceklerini söylediğini duydum. Dedim ki ‘Hayır, ben yapmak istiyorum. Sears Kulesi’nde ayakta durmak istiyorum.’ Yani, siz istemez miydiniz?”
110 katlı gökdelenin tepesinde durma fikri pek çok kişinin yüreğine korku salar ama Bale gözünü bile kırpmamış. “Nefes kesiciydi,” diye tarif ediyor. “Çok heyecanlıydı. Böyle şeylerde garip olan, çabucak alışıp kendinizi rahat hissetmeniz. Herhalde bu tehlikeli bir şey. Sadece birkaç dakika sürdü. Kenardan eğilim aşağı baktım. Çabucak alışıyorsunuz.”
Ancak dublörler ve özel efekt ekipleri için en zorlu sahne, Batman ve Joker arasında Chicago caddelerinde son hızda gerçekleşen ve koca bir tırın görkemli bir şekilde takla atmasıyla doruğa ulaşan takip sahnesiydi. Corbould bunu gülümseyerek “tır günü” diye anımsıyor. Eşi görülmemiş sahnenin çekimini izleyen ve kaydeden meraklıları kastederek “kamyonu tepetaklak etmemizi YouTube’da görebilirsiniz,” diye açıklıyor. “sahnenin deneme çekiminden önce kendisini gördük. Kamyon 16 metre uzunluğunda ve arka ucunu ön ucunun üzerinden geçirdik, hem de şoför içindeyken Corbould ve ekibi, daha önce hiçbir filmde eşine rastlanmamış sahnenin mümkün olduğunca güvenli ve göz alıcı olması için her önlemi aldılar. “Sonunda, Chris sizi havaya sokuyor ve bunu gerçekten yapmak istiyorsunuz,” diye anlatıyor. “Sahneyi gerçekleştirdiğimizde ben bile hayrete düştüm! Chris bağıra çağıra imkânsızı isteyen biri değil ama en iyiyi talep edip sizi o yöne doğru itiyor.”,
Nolan, kamera önündeki kadro gibi, kamera arkasında da Batman Başlıyor ve Prestij’de görev verdiği yaratıcı ekiple çalışıyor: Görüntü yönetmeni Wally Pfister, set tasarımcısı Nathan Crowley, editör Lee Smith ve kostüm tasarımcısı Lindy Hemming. “Oyuncu ya da departman yöneticileri; aynı insanlarla çalışmak harika,” diyor Nolan. “Aşinalık duygusu ve iletişim kolaylığı büyük bir avantaj oluşturuyor. Bu insanlar inanılmaz derecede yetenekliler. Harika bir ekibimiz var. İyi geçinmemizin büyük yardımı oluyor. Bu işimi, özellikle de Batman Başlıyor’un öyküsünü devam ettirmeyi çok kolaylaştırıyor. Filme nasıl yaklaşacağımız konusunda yapılması gereken çalışmanın büyük bölümü zaten yapılmış durumda. Bu büyük bir avantaj.”
Nolan bu filmde Kara Şövalye’ye ışık tutmayı ve büyük oranda Chicago, Hong Kong ve Londra’daki gerçek mekânlarda çekerek filmin dünyasını tam ölçeğiyle vermeyi istedi. Nolan, “gerçek mekânları kullanarak ve gerçek sokaklarda çekim yaparak, stüdyodaki setlerde elde etmenin olanaksız olduğu bir ölçek yakaladık. Gotham City’yi inandırıcı bir gerçek Amerikan şehri haline getirerek inanılır gerçekliği arttıracak yöne doğru daha da gitmek istedik.” Dalgın bir şekilde ekliyor: “Batmobil gibi bir şeyin gerçek sokaklarda hız yapmasını görmek garip. Dünyayı dolaştık, helikopterlerden zoom yapıp her türden abartılı patlamalar yarattık. Batman’i Uzakdoğu’ya da gönderdik. İlk filmde verdiklerimizi aşmamız gerekiyordu ve bu hepimizi çok heyecanlandırdı.”
Set tasarımcısı Crowley, Chicago için “tamamen sinematik. Chicago’nun mimarisi olağanüstü güzellikte. Tüm o harika binalara girdik ve muhteşem setler inşa ettik. Federal mahkeme binasına bile girdik. Film çekmek için harika bir şehir,” diyor.
Crowley stüdyo yerine gerçek binaların içinde inşa edilen setlerin yaratım sürecini denetledi (yine de Londra’daki stüdyolar özel efekt öğeleri için kullanıldı). “Manzaralar gerçek ama onları geliştirmek zorundaydık çünkü Gotham, Birleşik Devletler’in en büyük şehri.”
İki önemli set, ünlü mimar Mies van der Rohe tarafından tasarlanmış bir binanın lobisine kurulan, Bruce Wayne’in çatı katı dairesi ve Batman ve Lucius Fox için kumanda merkezi işlevi gören Yarasa Sığınağı. Wayne Malikânesi ilk filmde yanıp kül olduğu için, Bruce Wayne ve uşapu Alfred, şehirde bir çatı katına taşınmışlar. “O yalnız biri ve dairenin dekoru bu boşluk hissini yansıtıyor,” diyor Crowley. “Bu alanda, Batman Bruce Wayne maskesi ardına gizleniyor. Bence mimari buna çok uyuyor. Soğuk ve yalnız.”
Yarasa Sığınağı için, prodüksiyon şehrin katmanları içinde sokak seviyesinin altındaki bir yer altı otoparkını işgal etti. “Chicago yer altı yollarıyla ya da şehrin altındaki raylarla bunu yapmanıza izin veriyor,” diye anlatıyor Crowley. “Batman’in yeraltında saklandığı bu sığınak fikrini bulduk. Aslında bu betondan bir kutu. Bazı yönlerden, çatı katındaki modern mimariye geri dönüyor. İlk bakışta bir yer altı otoparkı gibi görünse de aslında her şey yerden ve duvarlardan çıkıp tekrar kapatılabiliyor.”
Batman ve Bruce Wayne’i giydirme görevi bir kez daha Lindy Hemming’e verildi. Teknolojideki değişiklikler sayesinde, Hemmings’in tasarladığı yeni Batman kostümü, Christian Bale’in daha kolay kullanabileceği bir kıyafet oldu. “Başımı çevirebiliyorum, lastik kıyafetin yol açtığı öfke krizine gireceğimi hissetmeden daha uzun süre oturabiliyorum,” diyor Bale gülerek. “Bu çok daha havalı ve kullandığımız dövüş tekniğiyle daha iyi uyum sağlayacak şekilde daha esnek.”
Hemming ve Batman kostümü teknisyeni Graham Churchyard, Nolan’la birlikte çalışarak Batman Başlıyor’da yaptıkları değişiklikleri daha da ileri götürdüler. Yine de kostüm, Churchyard’ın “korkutucu siluet” olarak tanımladığı özelliği taşıyor.
Hemming hem kendisinin hem de Nolan’ın bu kez daha ileride olduğunu söylüyor. “Filme önceki filmde kullandığımız kostümle başlıyor ve sonra, öyküdeki gelişime bağlı olarak yepyeni bir kostüm ediniyor,” diye açıklıyor. “Daha modern, ordu için yapılmış zırhlı donanım ve motosiklet sporlarındaki korumadakine benzer rahatlıkta bir kıyafet. Vücudu saran ağ, hava dolaşımına izin veriyor. Yani başlangıç olarak, giymesi daha rahat. Koruma ağın kendisinden geliyor ama aynı zamanda ağın üzerine döşenmiş plakalar da koruma sağlıyor. Plakaların çoğu eklemli; böylece Batman hareket ettiğinde onlar da ediyor. Yaptığımız şey Batman’in silüetini ve pelerinini olduğu gibi korumak oldu ama giysinin bir araya getirilme ve çalışma şeklini değiştirdik.”
Ancak giysinin Batman mitolojisindeki önemini bilen Nolan, yeni kıyafetin yaratımını filmde anlattı. “Orijinal kıyafetle hemen hemen aynı yoldan elde ediyor- Lucius Fox’a gidiyor ve istediği şeyleri anlatıyor. Fox da şirketin araştırma geliştirme bölümündeki beyefendi olarak ona olasılıkları gösterip yeni bir kıyafet hazırlıyor,” diyor Hemming. Bence repliklerden biri, Batmobil’i park ederken arkasını görmesi gerektiğiyle ilgili.”
Hazırlık, prodüksiyon, şüphesiz kurgu, müzik ve son mix süreci… Nolan, Kara Şövalye’nin yapımının her aşamasında olmaktan mutlu olduğunu söylüyor. Bunun yanında, çok da eğlenceliymiş. “Bu, 12 yaşındayken yapacağınızı bildiğiniz türde bir iş; ne kadar şanslı olduğunuza inanamıyorsunuz,” diyor gülümseyerek. “Bazı günler hissettiğim tam da bu. Ama filmin kurgu, müzik ve bitmiş haline dahil olan tüm süreçlerden de çok hoşlanıyorum.”
Warner Bros. Pictures Legendary Pictures ortaklığında bir Syncopy Yapımı olan Christopher Nolan yönetimindeki Kara Şövalye’yi sunar. Christian Bale Batman/Bruce Wayne rolünü tekrarlıyor; Akademi Ödülü adayı (Brokeback Mountain) Joker rolünde; Aaron Eckhart Bölge Savcısı Harvey Dent ve Maggie Gyllenhaal Rachel Dawes rollerini canlandırıyorlar. Batman Başlıyor’dan gelen oyuncular ise Teğmen Jim Gordon rolünde Gary Oldman; Alfred rolünde Oscar sahibi Michael Caine (The Cider House Rules) ve Lucius Fox rolünde Oscar sahibi Morgan Freeman (Million Dollar Baby).
Nolan’ın yönettiği filmin senaryosu Jonathan Nolan ve Christopher Nolan,tarafından yazıldı; filmin öyküsü Christopher Nolan ve David S. Goyer’a ait. Emma Thomas, Charles Roven and Christopher Nolan yapımcı, Benjamin Melniker, Michael E. Uslan, Kevin De La Noy ve Thomas Tull yardımcı yapımcı olarak görev yapıyorlar. Kara Şövalye, DC Comics tarafından yayımlanan çizgi romanlarda yer alan karakterlerden esinlenildi. Batman Bob Kane tarafından yaratıldı.
Kamera arkası ekibini oluşturan isimler: İki kez Oscar kazanmış görüntü yönetmeni Wally Pfister (The Prestige, Batman Begins), Oscar adayı set tasarımcısı Nathan Crowley (The Prestige), Oscar adayı editör Lee Smith (Master and Commander: The Far Side of the World) ve Oscar sahibi kostüm tasarımcısı Lindy Hemming (Topsy-Turvy). Filmin müzikleri, daha önce Batman Begins’in müziklerinde işbirliği yapan Oscar sahibi ve defalarca Oscar’a aday gösterilmiş Hans Zimmer (The Lion King, Gladiator) ve Oscar’a yedi kez aday olmuş James Newton Howard (Michael Clayton, The Fugitive) tarafından hazırlandı.
Kara Şövalye’nin dünya çapındaki sinema salonlarında ve IMAX’te dağıtımı bir Warner Bros. Entertainment şirketi olan Warner Bros. Pictures tarafından yapılacak.
Biri “kes!” diye bağırıyor ve herkes dikkatini, Chicago sokaklarında hüküm süren kontrollü karmaşayı idare etmek için doğrudan figüranlara seslenen uzun ince, yumuşak yüzlü yönetmene çeviriyor.
Bu adamın, yani Christopher Nolan’ın yönettiği teknik kadro, oyuncular ve figüranlardan oluşan küçük bir ordu, yılın en beklenen filmlerinden birinden önemli bir sahneyi çekmek için toplanmışlar: Warner Bros. Pictures yapımı aksiyon-macera filmi Kara Şövalye.
Kara Şövalye ile, Nolan Gotham City’yi ve onun gizemli koruyucusu Batman’i tekrar ziyaret ediyor. 2005 yapımı Batman Başlıyor’u takip eden filmde, yönetmen Nolan ölçeği ve ana karakteri bekleyen tehlikeyi büyüttü. Bu karakter, Sanayici Bruce Wayne ve alt kimliği Batman olarak çifte bir yaşam süren, karmaşık bir milyarder. Nolan çekimlere ara verildiği bir anda “kendi kendini yaratmış bir kahraman o,” diye yorumluyor. “Bence saf kişisel disiplin ve irade gücüyle kendisini insanüstü birine döndüren adam öyküsü çok çekici bir hayal. Batman’in olağanüstü serveti dışında hiçbir süper gücü yok. Finansal kaynaklarınız ve bu sayede elde edeceğiniz güç sınırsız olsaydı, bunu nasıl kullanırdınız?”
Nolan bölünmüş karakteri canlandırması için rolünün içinde kaybolmasıyla övgü toplayan bukalemun oyuncu Christian Bale’le tekrar işbirliği yaptı. Kara Şövalye, Batman Başlıyor geçtiğimiz yıl gösterime giren Prestij’den sonra, Bale’in yönetmenle birlikte gerçekleştirdiği üçüncü proje. Nolan’a göre Bale, Batman/Bruce Wayne’de gördüğü eşsiz özelliklere sahip. “Christian’ın kendine has bir kişisel disiplin havası var,” diyor yönetmen. “Bruce Wayne’in kendisini sıradan bir insandan sıra dışı bir suç savaşçısına dönüştürmek için sahip olduğu nitelikler var. Christian bunları çok inandırıcı ve anlaşılır bir şekilde yansıtıyor.”
İlk filmdeki çalışmasının ardından geri dönen yapımcı Charles Roven, Nolan’ın sözlerine katılarak şunları ekliyor: “Christian karaktere, Batman’de olması gereken kişilik, karmaşıklık ve duygusal boyut gibi özellikleri katıyor.”
Bale, bu sürekli gelişen, kimliği Gotham City’nin güvenliği ve adaletle yakından ilişkili karaktere bürünme fırsatını zevkle kabul etmiş. “Bu ona bir amaç veriyor; ayrıca bir de simge yaratmış ve bu sembolün sınırları olamaz,” diye açıklıyor Bale. “Asla zayıflık gösteremez. Bruce Wayne için iyi olanla Batman için doğru olanı yapmak arasında bir çatışma var; sürekli uyum içinde değiller. Bruce, Batman karakterini serbest bırakmanın ve onu dizginleyememenin acısını çekiyor. Fiziksel ve ruhsal olarak pek çok yönden fedakârlıkta bulunuyor.”
Kara Şövalye, Batman’i dünyanın diğer ucuna, Hong Kong’a; Bruce Wayne’i ise kendi ruhunun derinliklerine doğru yeni bir yolculuğa çıkarıyor.
“Son bıraktığımızdan beri bir olgunlaşma söz konusu,” diyor Nolan. “Öykünün başında kendisine daha çok güveniyor, yaptığı şey ve kimliği konusunda biraz daha rahat. Bence öykünün sonunda bir kez daha – ama yepyeni bir şekilde- sınavdan geçiyor.”
Nolan’ın eşi ve tüm filmlerinde çalışmış olan yapımcı Emma Thomas, şöyle diyor: “Chris geçen filmde, kasıtlı olarak karakterin tamamen gerçekçi ve modern bir dünyada var olmasını öngören vizyonunu oluşturmaya odaklandı. Bu öyküde, Christian’la birlikte Batman’in aslında karakterin özü olduğu fikrini keşfediyorlar; Muhteşem arabaları, kolunda güzel kadınlar ve dünya yansa umurunda değil tavrıyla Bruce Wayne, gerçekte olduğu kişi değil, bu dünyada var olmak için taktığı bir maske.”
Batman Başlıyor sonrası Gotham’da, Batman’in içeri tıktığı kötü adamlar, yeni bir suçlu güruhunun doldurmak için yarıştıkları bir boşluk yarattılar.” Batman şehre yardım etti etmesine ama suçun artışından sorumlu olduğunu da dikkate almak zorunda,” diyor Bale. “Şehri yeni düşmanlardan koruması gerekiyor ve bundan o kadar kolay kurtulamayacağını dehşetle fark ediyor.”
Ancak hem o hem de Gotham “yeni bir tarz suçlu” ile karşılaşmak üzere: Joker. “Batman Başlıyor’da, karakterin kökenine, Bruce Wayne’in çocukluğuna geçirdiği sarsıntıdan korkularından, suç ve yozlaşmayla savaşma azminden Batman’in nasıl doğduğuna odaklanmıştık,” diyor Thomas. “Bu filmde, Batman Gotham City polisi ve vatandaşları tarafından iyi biliniyor ancak kimileri onu kahraman olarak görürken, diğerleri yarardan çok zarara yol açıp açmadığını sorguluyorlar. Joker’in gelişi ise bu konudaki tartışmaları daha da alevlendiriyor.”
Batman’in düşmanları içinde en çok tanınanı olan sırıtkan palyaço, çizgi romanın en beğenilen ve sevilen öykülerinden bazılarında karmaşaya yol açmak için hiçbir şeyin önünde durmasına izin vermeyen akıl hastası bir suçlu olarak betimlendi. Nolan Joker’i “beyazperdede görülebilecek en mükemmel kötü adam” olarak tanımlıyor.
“Kesinlikle hiçbir kurala sahip olmayan biri,” diyo Bale, “Tek motivasyonu yok etmek olan biri. Bruce’un görebileceği bir çıkarı ya da zaafı yok. Bu manyak yalnızca yıkım istiyor. Kuvvetli bir rakip. Bu kendi kendini yok etmek anlamına gelse bile yıkımdan başka bir şey düşünmeyen biriyle nasıl savaşabilirsiniz?”
Nolan, bu kritik ve tarihi kötü adamı canlandırması için seçtiği, Oscar adayı oyuncu Heath Ledger’ın korkusuz ve eşsiz performansı için övgü düzüyor. “Çok yetenekli birini istediğimi kesindi ama Heath’le tanışıp Joker’e bakış açımı anlattığımda, böyle ikonlaşmış bir karakteri canlandırmaktan korkmadığı belli oldu,” diyor yönetmen. “Öykümüz karakterin çok farklı olmasını ve kendi yorumunu katarak dehşet verici bir şey yaratmaktan korkmayacak, çok cesur bir performans gerektiriyordu.”
Roven merhum oyuncunun güçlü performansına övgü düzen Nolan’a katılıyor. “Joker bir ikon,” diyor. “Edebiyat dünyasının en muhteşem kötü adamlarından biri; psikopat, gizemli, zeki, şeytani, büyüleyici, komik... İzlemesi çok zevkli biri. Gözlerinizi alamayacağınız bir karakter ve onu oynaması için inanılmaz bir aktöre ihtiyacımız vardı. Heath her yönden rolün hakkını verdi. En küçük bedensel ayrıntıdan sesindeki en ufak değişime karaktere tamamen sahip oldu. İnanılmaz bir performans sergiledi.”
Karanlığı ışıkla dengeleyen, çizgi romanların bir başka ikonik karakteri ise suça savaş açmış, hırslı Bölge Savcısı Harvey Dent filmde Thank You For Smoking’in yıldızı Aaron Eckhart tarafından canlandırılıyor. “Harvey pek çok yönden bir halk adamı,” diyor Nolan. “Bir parça ‘sıradan insan.’ Batman’den daha farklı bir tarzda bir Amerikan kahramanı. Kara Şövalye ile Gotham’ın –bir bakıma- gündüz vakti kahramanı arasındaki kontrast bence büyüleyici.”
Dent Batman’le aynı idealleri paylaşıyor ama daima aynı görüşte değil. Eckhart “o da Batman gibi suçla savaşıyor; yöntemlerimiz aynı olmasa da bence aynı sonuca varmak için çalışıyoruz,” diyor.
Nolan, Batman ve Harvey Dent’in, filmin kalbinde yer alan pek çok çifte ilişkiden biri olduğunu ekliyor. “Bence bu filmde yer alan karmaşık ilişkilerin hepsi en saf halde. Öyküde karşımıza çıkmasını istediğimiz efsanevi bir niteliğe sahipler.”
Harvey Dent’in, Gotham’ın “Beyaz Atlı Şövalyesi” olarak gelişi Bruce Wayne için bir umut ışığı oluyor. “Harvey Dent karakteri yolu aydınlatıyor,” diyor Bale. “Bruce onunla yakından ilgileniyor, ona büyük saygı duyuyor ve onun, Gotham’ın gerçek yüzünü simgelediğine inanıyor. Dent’in Batman’i gereksiz kılacağını ve yozlaşmanın yok olmasıyla Batman’in de kaybolup gideceğini umuyor.”
Ama bu, karakter için iki ucu keskin bir bıçak. Batman Başlıyor’un sonunda, hayatının aşkı Rachel Dawes, Batman olarka çifte bir yaşam sürdüğü müddetçe Bruce’la birlikte olamayacağını söylemişti. Harvey Dent, Bruce Wayne’in olamayacağı her şey. Nolan, Kara Şövalye’de Rachel’ı canlandırması için Sherrbaby ve Sekterer gibi filmlerde ayrıntılı performanslar sergileyen Maggie Gyllenhaal’u seçti. “Filmin başında Rachel bölge savcısı yardımcısı ve Harvey Dent için çıldırıyor,” diyor Gyllenhaal. “Bence birlikte çok mutlular ve birbirlerini heyecan verici buluyorlar. Aynı zamanda, bence Rachel Bruce’u da gerçekten seviyor; Bruce da onu seviyor. Film ilerledikçe, Rachel kendisini içinden çıkılmaz bir durumda buluyor. Rachel Batman’le ilişkiye girmek istemiyor. Bu onun için iyi bir şey değil. Ve haklı. Ama sonra, pencereden düşerken Batman gelip onu tutunca, bu çok fazla geliyor.”
Aktris, durumun gerçekliğinin Bruce’u bunu kabullenmeye zorladığını belirtiyor. “Bruce kıskanıyor ama aynı zamanda Harvey Dent’i gerçekten destekliyor ve ona inanıyor,” diyor Gyllenhaal. “Yani Bruce da içinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıya.”
Batman Başlıyor’da Rachel’ı oynamayan Gyllenhaal, bu filmde yapımcılar için büyük bir keşif oldu. “Filmdeki tüm karakterler bir şekilde olgunlaştı. İlk öyküden sonra yol aldılar,” diyor Nolan. “Maggie bizim için gerçek bir keşif oldu çünkü karaktere taze bir bakış açısıyla birlikte gerçekten inanılmaz bir yetenek getirdi.”
Romantik partner rollerinde Bale ve Eckhart’la birlikte çalışmak, Gyllenhaal’a Rachel Dawes’un ikilemi hakkında derin bir fikir vermiş. “Yani, Christian Bale’den ve Aaron Eckhart’tan söz ediyoruz; ikisi de gayet görkemli, o nedenle bu ikilemi hissetmek kolay oldu,” diyor gülümseyerek.
Dent’in Rachel’la olan ilişkisi ve Batman’in gözünde simgelediği kavram, filmde belki de en dramatik ve duygusal yolculuğa kapı açıyor. “Joker’den başka Harvey Dent de işlemediğimiz ilginç Batman karakterlerinden biri,” diye açıklıyor karakteri perdeye taşıma fırsatını bulmaktan memnun olan Nolan. “Harvey Dent’in gerçek öyküsü – siz buna başlangıç öyküsü de diyebilirsiniz- kim olduğu, Gotham için neyi simgelediği ve Harvey Dent’in trajedisi çok büyük ölçeğe sahip bir hikâye.”
Tabii ki Eckhart filme katılırken aynı rolün iki farklı yanını oynayacağını biliyordu: Dent ve dönüşmeye mahkum olduğu, korkunç şekilde yaralı kötü adam, İki-Yüzlü. “Çizgi romanlardan çok iyi tanıdığımız İki-Yüzlü, öfkeli biri,” diyor Eckhart. “Öfkesinin büyük bölümü, filmde yaşadığı trajedinin, yetkililer görevlerini yapmış olsalardı engellenebileceği fikrinden geliyor. Acı çekiyor, çok büyük öfke ve kin güdüyor.”
Kara Şövalye’nin yeni oyuncularına eşlik eden, Batman Başlıyor’da izlediğimiz güçlü kadroda, Teğmen Jim Gordon rolünde Gary Oldman (Harry Potter filmleri); Alfred rolünde Oscar ödüllü Michael Caine (The Cider House Rules /Tanrının Eseri Şeytanın Parçası) ve Lucius Fox rolünde Oscar ödüllü Morgan Freeman (Million Dollar Baby / Milyonluk Dolarlık Bebek) yer alıyor. Roven, “Performansında pek çok renge yer veren inanılmaz aktör Gary Oldman var; sonra Dent’i İki-Yüzlü’yü canlandıran Aaron Eckhart var; filmin yüreğini oluşturan Maggie Gyllenhaal var; bu kadar inanılmaz oyunculuk yeteneği yeterli gelmediyse Michael Caine ve Morgan Freeman gibi efsane aktörler var. Bu, malzemeye ve Chris Nolan’ın yönetmenlik yeteneği ile vizyonuna gerçekten inanılmaz bir saygı çünkü karakterler çok zengin ve karmaşık. Bu filmde yer almak gerçekten büyük bir onur.”
“İnanılmaz derecede yetenekli ve birlikte çalışması güzel kişilerle işbirliği yapmak çok zevkli,” diyor Nolan. “Bu harika bir şey ve mümkünse bu deneyimi tekrarlamak istiyorsunuz.”
Macera gizemli kahramanlar ve ne yapacağı kestirilmez kötü adamlar barındırıyor olsa da Nolan bu sıra dışı dünyayı insan gerçeği, sevgi, mizah ve trajediyle renklendirmeye kararlı. “Bence –kadın erkek, genç yaşlı- hepimiz, sinemaya umursadığımız ve ilgilendiğimiz şeylerin kendi yaşamımızın ötesindeki heyecan verici bir diyara açılmış halini görmek için gidiyoruz,” diyor.
“Kara Şövalye’de yapmak istediğimiz tam da bu. Filmde, işlerin düzelmeden önce daha kötüye gittiğine dair bir tema var. Gotham zamanın bu noktasında gayet sıra dışı bir yer, pek çok tehlike ve heyecan barındırıyor.”
Sabahki kalabalık sahnelerden sonra ekip kameraları yeniden yerleştirirken, prodüksiyon tarafından kullanılan binadaki merdivenlerden indirilip lokasyonun karşısındaki bir başka Chicago kulesinin fuayesine götürülüyoruz.
-Tumbler olarak da bilinen- Batmobil Kara Şövalye’de de karşımıza çıkıyor. Ancak Batman, yaratıcı Lucius Fox sayesinde bir başka oyuncağa daha kavuşuyor. Bir brandanın altında tamamen dolu hibrit motosiklet ama aynı zamanda bambaşka bir şey olan Batpod’u buluyoruz.
Batpod’u inşa etmek için Nolan’la ve set tasarımcısı Nathan Crowley’le sıkı bir işbirliği içine giren özel efekt süpervizörü Chris Corbould şöyle açıklıyor: “Batmobil başlangıçta epey zordu ama dört tekerlek ve çalışabileceğimiz boşlukla başardık. Denenmiş ve görülmüş bir şey artık. Ama Batpod sabitlik konusunda kimi yönlerden daha zordu. Başlangıçta sürmesi zordu ve kolayca dağılıyordu. Ona motosiklet demiyoruz çünkü motosiklet gibi davranmıyor.”
Christian Bale, sürüş deneyimini ilk elden yaşadı. “Şimdiye kadar, Batpod’un üzerinde sürüklendim sadece,” diyor yorgun bir şekilde. “Denetimi tamamen bende değildi. Cehennemde fırlamış büyük bir motora benziyor ve sürmesi inanılmaz derecede zor.”
Ancak yapımcıların Batpod sahneleri için gizli bir silahı vardı: Dublör Jean-Pierre Goy. “Jean-Pierre’le birkaç kez birlikte çalışmıştık; o kesinlikle çok şaşırtıcı biri,” diyor Corbould. “Batpod’u sürmek isteyen başka insanlar araçla iyi geçinemediler ama Jean-Pierre – ki kendisi dünyanın en iyi motosiklet sürücüsü değilse en iyilerinden biri- düşünceyi tamamen anladı. Dedi ki ‘peki, bu sahneyi bitirene kadar başka motosiklet sürmeyeceğim.’ Tek yaptığı bu oldu. O makineyi sürmeye odaklandı çünkü Batpod eşsiz sürüş nitelikleri gerektiriyordu. Sürmesi kolay dersem yaşan söylemiş olurum ama sürüş sırasında muhteşem görünüyor.”
Batpod’la zorluk yaşamasına rağmen, Bale Chicago’nun simgesi Sears Kulesi’nin tepesinde durarak filmin dublör gerektiren en etkileyici sahnelerinden birinde yer aldı. “Unutulmayacak bir gündü,” diye anımsıyor. “Batman’in ufuk çizgisine baktığı bir sahneydi ve birinin, ertesi gün dublörlerle çekeceklerini söylediğini duydum. Dedim ki ‘Hayır, ben yapmak istiyorum. Sears Kulesi’nde ayakta durmak istiyorum.’ Yani, siz istemez miydiniz?”
110 katlı gökdelenin tepesinde durma fikri pek çok kişinin yüreğine korku salar ama Bale gözünü bile kırpmamış. “Nefes kesiciydi,” diye tarif ediyor. “Çok heyecanlıydı. Böyle şeylerde garip olan, çabucak alışıp kendinizi rahat hissetmeniz. Herhalde bu tehlikeli bir şey. Sadece birkaç dakika sürdü. Kenardan eğilim aşağı baktım. Çabucak alışıyorsunuz.”
Ancak dublörler ve özel efekt ekipleri için en zorlu sahne, Batman ve Joker arasında Chicago caddelerinde son hızda gerçekleşen ve koca bir tırın görkemli bir şekilde takla atmasıyla doruğa ulaşan takip sahnesiydi. Corbould bunu gülümseyerek “tır günü” diye anımsıyor. Eşi görülmemiş sahnenin çekimini izleyen ve kaydeden meraklıları kastederek “kamyonu tepetaklak etmemizi YouTube’da görebilirsiniz,” diye açıklıyor. “sahnenin deneme çekiminden önce kendisini gördük. Kamyon 16 metre uzunluğunda ve arka ucunu ön ucunun üzerinden geçirdik, hem de şoför içindeyken Corbould ve ekibi, daha önce hiçbir filmde eşine rastlanmamış sahnenin mümkün olduğunca güvenli ve göz alıcı olması için her önlemi aldılar. “Sonunda, Chris sizi havaya sokuyor ve bunu gerçekten yapmak istiyorsunuz,” diye anlatıyor. “Sahneyi gerçekleştirdiğimizde ben bile hayrete düştüm! Chris bağıra çağıra imkânsızı isteyen biri değil ama en iyiyi talep edip sizi o yöne doğru itiyor.”,
Nolan, kamera önündeki kadro gibi, kamera arkasında da Batman Başlıyor ve Prestij’de görev verdiği yaratıcı ekiple çalışıyor: Görüntü yönetmeni Wally Pfister, set tasarımcısı Nathan Crowley, editör Lee Smith ve kostüm tasarımcısı Lindy Hemming. “Oyuncu ya da departman yöneticileri; aynı insanlarla çalışmak harika,” diyor Nolan. “Aşinalık duygusu ve iletişim kolaylığı büyük bir avantaj oluşturuyor. Bu insanlar inanılmaz derecede yetenekliler. Harika bir ekibimiz var. İyi geçinmemizin büyük yardımı oluyor. Bu işimi, özellikle de Batman Başlıyor’un öyküsünü devam ettirmeyi çok kolaylaştırıyor. Filme nasıl yaklaşacağımız konusunda yapılması gereken çalışmanın büyük bölümü zaten yapılmış durumda. Bu büyük bir avantaj.”
Nolan bu filmde Kara Şövalye’ye ışık tutmayı ve büyük oranda Chicago, Hong Kong ve Londra’daki gerçek mekânlarda çekerek filmin dünyasını tam ölçeğiyle vermeyi istedi. Nolan, “gerçek mekânları kullanarak ve gerçek sokaklarda çekim yaparak, stüdyodaki setlerde elde etmenin olanaksız olduğu bir ölçek yakaladık. Gotham City’yi inandırıcı bir gerçek Amerikan şehri haline getirerek inanılır gerçekliği arttıracak yöne doğru daha da gitmek istedik.” Dalgın bir şekilde ekliyor: “Batmobil gibi bir şeyin gerçek sokaklarda hız yapmasını görmek garip. Dünyayı dolaştık, helikopterlerden zoom yapıp her türden abartılı patlamalar yarattık. Batman’i Uzakdoğu’ya da gönderdik. İlk filmde verdiklerimizi aşmamız gerekiyordu ve bu hepimizi çok heyecanlandırdı.”
Set tasarımcısı Crowley, Chicago için “tamamen sinematik. Chicago’nun mimarisi olağanüstü güzellikte. Tüm o harika binalara girdik ve muhteşem setler inşa ettik. Federal mahkeme binasına bile girdik. Film çekmek için harika bir şehir,” diyor.
Crowley stüdyo yerine gerçek binaların içinde inşa edilen setlerin yaratım sürecini denetledi (yine de Londra’daki stüdyolar özel efekt öğeleri için kullanıldı). “Manzaralar gerçek ama onları geliştirmek zorundaydık çünkü Gotham, Birleşik Devletler’in en büyük şehri.”
İki önemli set, ünlü mimar Mies van der Rohe tarafından tasarlanmış bir binanın lobisine kurulan, Bruce Wayne’in çatı katı dairesi ve Batman ve Lucius Fox için kumanda merkezi işlevi gören Yarasa Sığınağı. Wayne Malikânesi ilk filmde yanıp kül olduğu için, Bruce Wayne ve uşapu Alfred, şehirde bir çatı katına taşınmışlar. “O yalnız biri ve dairenin dekoru bu boşluk hissini yansıtıyor,” diyor Crowley. “Bu alanda, Batman Bruce Wayne maskesi ardına gizleniyor. Bence mimari buna çok uyuyor. Soğuk ve yalnız.”
Yarasa Sığınağı için, prodüksiyon şehrin katmanları içinde sokak seviyesinin altındaki bir yer altı otoparkını işgal etti. “Chicago yer altı yollarıyla ya da şehrin altındaki raylarla bunu yapmanıza izin veriyor,” diye anlatıyor Crowley. “Batman’in yeraltında saklandığı bu sığınak fikrini bulduk. Aslında bu betondan bir kutu. Bazı yönlerden, çatı katındaki modern mimariye geri dönüyor. İlk bakışta bir yer altı otoparkı gibi görünse de aslında her şey yerden ve duvarlardan çıkıp tekrar kapatılabiliyor.”
Batman ve Bruce Wayne’i giydirme görevi bir kez daha Lindy Hemming’e verildi. Teknolojideki değişiklikler sayesinde, Hemmings’in tasarladığı yeni Batman kostümü, Christian Bale’in daha kolay kullanabileceği bir kıyafet oldu. “Başımı çevirebiliyorum, lastik kıyafetin yol açtığı öfke krizine gireceğimi hissetmeden daha uzun süre oturabiliyorum,” diyor Bale gülerek. “Bu çok daha havalı ve kullandığımız dövüş tekniğiyle daha iyi uyum sağlayacak şekilde daha esnek.”
Hemming ve Batman kostümü teknisyeni Graham Churchyard, Nolan’la birlikte çalışarak Batman Başlıyor’da yaptıkları değişiklikleri daha da ileri götürdüler. Yine de kostüm, Churchyard’ın “korkutucu siluet” olarak tanımladığı özelliği taşıyor.
Hemming hem kendisinin hem de Nolan’ın bu kez daha ileride olduğunu söylüyor. “Filme önceki filmde kullandığımız kostümle başlıyor ve sonra, öyküdeki gelişime bağlı olarak yepyeni bir kostüm ediniyor,” diye açıklıyor. “Daha modern, ordu için yapılmış zırhlı donanım ve motosiklet sporlarındaki korumadakine benzer rahatlıkta bir kıyafet. Vücudu saran ağ, hava dolaşımına izin veriyor. Yani başlangıç olarak, giymesi daha rahat. Koruma ağın kendisinden geliyor ama aynı zamanda ağın üzerine döşenmiş plakalar da koruma sağlıyor. Plakaların çoğu eklemli; böylece Batman hareket ettiğinde onlar da ediyor. Yaptığımız şey Batman’in silüetini ve pelerinini olduğu gibi korumak oldu ama giysinin bir araya getirilme ve çalışma şeklini değiştirdik.”
Ancak giysinin Batman mitolojisindeki önemini bilen Nolan, yeni kıyafetin yaratımını filmde anlattı. “Orijinal kıyafetle hemen hemen aynı yoldan elde ediyor- Lucius Fox’a gidiyor ve istediği şeyleri anlatıyor. Fox da şirketin araştırma geliştirme bölümündeki beyefendi olarak ona olasılıkları gösterip yeni bir kıyafet hazırlıyor,” diyor Hemming. Bence repliklerden biri, Batmobil’i park ederken arkasını görmesi gerektiğiyle ilgili.”
Hazırlık, prodüksiyon, şüphesiz kurgu, müzik ve son mix süreci… Nolan, Kara Şövalye’nin yapımının her aşamasında olmaktan mutlu olduğunu söylüyor. Bunun yanında, çok da eğlenceliymiş. “Bu, 12 yaşındayken yapacağınızı bildiğiniz türde bir iş; ne kadar şanslı olduğunuza inanamıyorsunuz,” diyor gülümseyerek. “Bazı günler hissettiğim tam da bu. Ama filmin kurgu, müzik ve bitmiş haline dahil olan tüm süreçlerden de çok hoşlanıyorum.”
Warner Bros. Pictures Legendary Pictures ortaklığında bir Syncopy Yapımı olan Christopher Nolan yönetimindeki Kara Şövalye’yi sunar. Christian Bale Batman/Bruce Wayne rolünü tekrarlıyor; Akademi Ödülü adayı (Brokeback Mountain) Joker rolünde; Aaron Eckhart Bölge Savcısı Harvey Dent ve Maggie Gyllenhaal Rachel Dawes rollerini canlandırıyorlar. Batman Başlıyor’dan gelen oyuncular ise Teğmen Jim Gordon rolünde Gary Oldman; Alfred rolünde Oscar sahibi Michael Caine (The Cider House Rules) ve Lucius Fox rolünde Oscar sahibi Morgan Freeman (Million Dollar Baby).
Nolan’ın yönettiği filmin senaryosu Jonathan Nolan ve Christopher Nolan,tarafından yazıldı; filmin öyküsü Christopher Nolan ve David S. Goyer’a ait. Emma Thomas, Charles Roven and Christopher Nolan yapımcı, Benjamin Melniker, Michael E. Uslan, Kevin De La Noy ve Thomas Tull yardımcı yapımcı olarak görev yapıyorlar. Kara Şövalye, DC Comics tarafından yayımlanan çizgi romanlarda yer alan karakterlerden esinlenildi. Batman Bob Kane tarafından yaratıldı.
Kamera arkası ekibini oluşturan isimler: İki kez Oscar kazanmış görüntü yönetmeni Wally Pfister (The Prestige, Batman Begins), Oscar adayı set tasarımcısı Nathan Crowley (The Prestige), Oscar adayı editör Lee Smith (Master and Commander: The Far Side of the World) ve Oscar sahibi kostüm tasarımcısı Lindy Hemming (Topsy-Turvy). Filmin müzikleri, daha önce Batman Begins’in müziklerinde işbirliği yapan Oscar sahibi ve defalarca Oscar’a aday gösterilmiş Hans Zimmer (The Lion King, Gladiator) ve Oscar’a yedi kez aday olmuş James Newton Howard (Michael Clayton, The Fugitive) tarafından hazırlandı.
Kara Şövalye’nin dünya çapındaki sinema salonlarında ve IMAX’te dağıtımı bir Warner Bros. Entertainment şirketi olan Warner Bros. Pictures tarafından yapılacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)