Bruckheimer, Hollywood’un en başarılı yapımcılarından

YAPIMCI JERRY BRUCKHEIMER’IN GÖZÜYLE “KARAYİP KORSANLARI: ÖLÜ ADAMIN SANDIĞI”

“The Pirates of the Caribbean” üçlemesi, efsanevi film yapımcısı Jerry Bruckheimer’ın neden film yaptığının özünü temsil ediyor.

“Pirates’i seviyorum çünkü çocuklarımızı da alıp ailece keyif yapabileceğimiz çok az film var” diyor ünlü yapımcı, “Bildiğiniz gibi yeteri kadar para kazandım. Artık daha fazlasına ihtiyacım yok. Bu filmleri insanları eğlendirmek için yapıyorum. Böyle filmler global düzeyde insanları eğlendirir, izleyicinin birkaç saatliğine de olsa kendi yaşamından uzaklaşmasını sağlar.”

“Karayip Korsanları” serisinin “Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl” adını taşıyan ilk filmi 2003 yılında gösterime girdiğinde, eleştirmenlerin övgüsünü kazanırken gişe zaferine de ulaştı. O filmin yapımcısı Jerry Bruckheimer, “Pirates 2: Dead Man’s Chest” ve “Pirates 3”ü ardarda çekmek için ekibini –yönetmen Gore Verbinski, başrol oyuncuları Johnny Depp, Keira Knightley ve Orlando Bloom ile teknik ekipler- yeniden bir araya topladı.

“Aynı yönetmen, aynı oyuncu kadrosu ve teknik ekip bir araya gelmeseydi, şu anda burada olmazdık” diyor bu konuda…

Bruckheimer ayrıca gişe fenomenine dönüşen ilk “Pirates”in filme alındığı günlerde bir devam filmi çekmeyi düşündüklerini de itiraf ediyor. Ancak bir eğlence parkı atraksiyonunu temel alan bir filmin ticari başarı şansı olmadığı yönünde medyanın kuşkuları olduğu için bu düşüncesini o dönemde gerçekleştiremediğini belirtiyor.
“Daha ilk filmi yaparken böyle birşeyi düşünmüştük ama stüdyo o zaman bu konuya sıcak bakmamıştı. Ayrıca Disney’in eğlence parklarında ziyaretçilere sunulan korsanlarla ilgili bir konuyu filme aktarmamız karşısında medya da bizi yerden yere vurmuştu. Korsanlar konusunun gişe hasılatı için ölü bir konu olduğu, filmin şansının olamayacağı şeklinde yazılar çıkıyordu. İlk film gösterime girip de iyi hasılat yapmaya başlayınca stüdyonun karşısına çıkıp, “Haydı devam edelim! Bir tane daha yapalım!” deme şansını elde ettik. Johnny Depp de oynadığı karakteri çok sevmişti. Devam filminde oynamaktan heyecan duyacağını söyleyince kolları sıvadık.”
Bruckheimer’ın düşüncesine göre, ilk “Pirates” filmiyle beraber oluşan dev hayran kitlesi, üçkağıtçı korsan Jack Sparrow (Johnny Depp) ile genç aşıklar Elizabeth Swann (Keira Knightley) ve Will Turner’a (Orlando Bloom) ne olduğunu görmekten büyük keyif duyacaklar.

“İkinci filmle ilgili beklenti düzeyi çok yüksek… İlkinin devamını görme yönünde gerçek bir ilgi olduğunu hissediyoruz. Üç film arasında kesintisiz bir öykü akışı yarattığımız için –ikinci ve üçüncü filmlerde göreceğiniz herşey ilkiyle bağlantılıdır- üç film için gerçek bir üçleme yaratmış olduk.”

Aslında Bruckheimer’ın bu projeyle ilgili coşkusu, ileride üç tane daha film yapmak isteyecek kadar büyük… Bu yüzden de filmde kullanılan gemilerin –Korsan Jack Sparrow’un gemisi Black Pearl ile The Flying Dutchman adlı diğer gemi- ileride kullanılmak üzere aynen korunmasını istiyor.

“Umarım Disney yetkilileri bu gemileri geçen defakinden farklı olarak bu kez korurlar, film setlerini bozmadan tutarlar. Böylece yeni bir üçlemeyle yolumuza devam edebiliriz. Doğrusunu söylemek gerekirse bu üçünün üzerine üç tane daha yapmak isterdim ama sonuçta para benim param olmadığı için karar verecek olan da ben değilim.”

“Johnny Depp bu karakteri çok seviyor. Evinde bir hayranlar üssü kurdu. İki çocuğu da bu filme bayılıyor. Bence çok iyi bir başlangıç noktası…”

60 yaşındaki Jerry Bruckheimer, Hollywood’un en başarılı yapımcılarından birisi… Michigan eyaletine bağlı Detroit kentinde dünyaya gelen Bruckheimer, ortağı Don Simpson ile birlikte film yapımcılığına soyunmadan önceki kariyerine televizyon reklamları üreterek başlamıştı.

Bruckheimer’ın bugüne kadar yapımcı olarak imzasını attığı film listesinde 70’li, 80’li ve 90’lı yıllarda çektiği başta “American Gigolo”, “Flashdance”, “Beverly Hills Cop”, “Top Gun”, “Bad Boys”, “Crimson Tide”, “Con Air” ve “Armageddon” olmak üzere çok sayıda kaydadeğer film var. 2000’li yıllarda ise “Gone In Sixty Seconds”, “Pearl Harbor”, “King Arthur” ve “Glory Road” gibi filmleri yaptı.

İki filmi arka arkaya çekmenin riski var mıydı?

İlk filmin dünya çapında hasılatı 600 milyon doları bulmuştu. Bu sadece sinema gösterimlerindeki hasılattı. Başta DVD satışları olmak üzere diğer gelirler hariç… Aynı hedefi yeniden yakalamak iddialı olmayı gerektiriyordu. Özellikle ikinci ve üçüncü bölümlerde de aynı senaryo yazarları, aynı yönetmen ve aynı oyuncu kadrosuyla çalışacaksanız onları farklı zamanlarda bir araya toplamak kolay olmazdı. Bu yüzden iki devam filmini ardarda çekmeyi tercih ettik.

İkinci ve üçüncüyü yapmaya karar verdiğinizde bu projeye herkes sıcak baktı mı?
Daha ilk filmi yaparken böyle birşeyi düşünmüştük ama stüdyo o zaman bu konuya sıcak bakmamıştı. Ayrıca Disney’in eğlence parklarında ziyaretçilere sunulan korsanlarla ilgili bir konuyu filme aktarmamız karşısında medya da bizi yerden yere vurmuştu. Korsanlar konusunun gişe hasılatı için ölü bir konu olduğu, filmin şansının olamayacağı şeklinde yazılar çıkıyordu. İlk film gösterime girip de iyi hasılat yapmaya başlayınca stüdyonun karşısına çıkıp, “Haydı devam edelim! Bir tane daha yapalım!” deme şansını elde ettik. Johnny Depp de oynadığı karakteri çok sevmişti. Devam filminde oynamaktan heyecan duyacağını söyleyince kolları sıvadık.

Aslında ikinci ve üçüncü bölümlerin arasında kısa bir ara verdiniz. İki film arasında iki aylık mola verildi, 2006 başında Gore Verbinski’nin bu moladan yararlanarak ikinci bölümün kurgusunu bitirdiğini duyduk. Bunun ardındaki düşünce neydi?

Filmin kurgusunu yapmak için Gore’nin zamana ihtiyacı vardı. Bu nedenle iki ay mola verdikten sonra üçüncüye geçiş yaptı. Devam filmlerinin ikisini ardarda gösterime sokarak izleyiciye aşırı dozda yüklenmek istemiyorduk. İzleyici ilgisinin devam etmesi açısından bir yıllık aranın iyi olacağını düşündük. Ayrıca ikincinin gösterime girişinden belli süre sonra DVD’si piyasaya çıkacak. Böylece 2007 temmuzunda üçüncüyü gösterime sokmadan önce ikinciye yeniden hayat vermiş olacağız. Olaya iş açısından bakacak olursak iyi bir plan olduğunu düşünüyoruz.

Birinci filmden sonra Orlando Bloom ile Keira Knightley’in daha büyük star olduğunu düşünecek olursak, onların da yer alması ilave bir bonus oldu değil mi?

Evet, bence bu harika… İkinci filmle ilgili beklenti düzeyi çok yüksek… İlkinin devamını görme yönünde gerçek bir ilgi olduğunu hissediyoruz. Üç film arasında kesintisiz bir öykü akışı yarattığımız için –ikinci ve üçüncü filmlerde göreceğiniz herşey ilkiyle bağlantılıdır- üç film için gerçek bir üçleme yaratmış olduk. Eminim ki izleyici bu sürekliliği görmek isteyecek.

Birincinin elde ettiği olağanüstü başarının ardından üzerinizde daha çok baskı oluştu mu?

Aslında her projede bu baskıyı zaten hissederim. Film yapmak için ne zaman başka birisinin parasını alsam bu baskıyı her defasında hisseder ve en iyi şekilde geri dönüşünü sağlamaya çalışırım.

Büyük ölçekli, küçük ölçekli çok sayıda film yaptınız. Filmlerinizi kıyaslayacak olursanız, “Pirates”in şimdiye kadar yaptığınız en büyük proje olduğunu söyleyebilir misiniz?

Evet, şimdiye kadar aldığım en büyük sorumluluk olduğunu düşünüyorum. İki bölümü arka arkaya çekiyor olmanın yanısıra başka sorumluluklarım da var. Şu an itibariyle 10 tane televizyon dizisi üzerinde çalışıyorum. Ayrıca iki tane daha film devam ediyor. Ancak bunlar arasında en çok zamanımı “Pirates”in aldığını söyleyebilirim.
İlk film büyük bir sürpriz oldu. Hiç kimse böyle bir başarı beklemiyordu. Ancak Johnny Depp’in performansının nasıl olacağını artık iyi kötü kestirebiliyoruz. Bu sorunu nasıl aşmayı ve filmi nasıl sürprizli hale getirmeyi düşünüyorsunuz?
Herşey öykü anlatımına bağlıdır. Elinizdeki öyküyü iyi anlatabilirseniz sürpriz yaratmayı başarırsınız. Bu filmde bir dizi yeni karakterler ve yeni yaratıklar var. Senaryosu da daha eğlenceli ve heyecan verici… Filmin nasıl sonuç alacağını şu anda bilemeyiz ama senaryonun harika olduğunu biliyorum. İzlediğim ham görüntüler de müthişti. İnsanların parasını neye harcayacağına karar verecek konumda değilim ama eğer izleyiciler elindeki paranın 6-10 dolar gibi bir miktarını “Pirates”i görmek için harcama kararı verirse bu benim hoşuma gider. Umarım “Pirates”i seçerler.

Filmin senaryosuna ne kadar katkıda bulundunuz?

Biz bir ekibiz. Yönetmeniz Gore Verbinski, senaryo yazarlarımız, ben ve uzmanlarım olmak üzere hepimiz bir arada çalışan sağlam bir ekibiz. Filmde göreceğiniz herşey Gore Verbinski’nin ve senaryo yazarlarının vizyonudur. Senaryo yazarlarımız, ikinci ve üçüncü filmler için yepyeni fikirler ve karakterlerle geldiler. Gore Verbinski bu fikirler üzerinde çalışarak gerekli süslemeleri yaptı. Dediğim gibi biz bir ekibiz ama Gore ile senaryo yazarlarımız bu filmin kreatif itici güçleridir.

Üçüncü filmde Chow Yun-Fat’ın oynaması kimin kararıydı?

Gore’nin, benim ve senaryo yazarlarımızın ortak kararıydı diyebilirim. Chow Yun-Fat harika bir aktör ve gerçek bir centilmendir. Onunla çalışma fırsatı bulduğum için mutluyum.

Bu kararınızda, üçüncü filmde Asya unsuru bulunması, dolayısıyla daha çok sayıda Asyalı izleyiciye hitap etme düşüncesinin yeri var mı?

Bakın, ilk filmin zaten çok geniş Asyalı izleyicisi vardı. Asya ülkelerinde çok iyi iş yaptığı için onlara hitap eden birşeyler vermek istedik. Japonya’da, Hong Kong’da ve diğer Asya ülkelerinde bu kadar iyi iş yapmışken üçüncü filme neden Asyalı bir oyuncu koymayalım?

İlk “Pirates” filmi sayesinde Johnny Depp’in izleyici kitlesi de genişlemişti…
Evet, kesinlikle haklısınız. Disney ilk defa bir PG-13 filmi (13 yaşından küçüklerin ancak ailesiyle beraber izleyebileceği film) yapmıştı. Ebeveynler de, “Bu Disney filmi olduğuna göre, 10 yaşındaki çocuğuma izletebilirim” diye düşündüler.

Johnny’nin daha önceki filmlerinin hepsi sadece 18 yaş üstünün izleyebildiği R kategorisindeydi. Dolayısıyla çok büyük kalabalıkları çekmemişti. Bizim filmimizin sayesinde çocuklar aniden Johnny Depp’I keşfettiler. Artık büyüyünce Johnny Depp gibi olmak isteyen çocuklarımız var. Sokaklarda korsan şapkası ve kılıçlarla gezen 8 yaşında çocuklar görüyoruz. Korsan kostümleri en çok satılan kostümler arasında yer alıyor.

İkinci ve üçüncü filme eşlik eden yan ürünler de olacak mı?

Umarım olur. Bildiğiniz gibi ilkinde Disney hazırlıksız yakalandığı için çok fazla yan ürün yoktu.

Senaryo yazılırken yan ürün faktörü de gözetildi mi?

Olaya bu şekilde bakmadık ama senaryo yazımı sırasında yan ürün olarak piyasaya sürülebilecek ürünleri de dikkate almış olabiliriz. Örneğin “Pirates 2”de göreceğimiz son derece eğlenceli bir zar oyunu vardır. Aynı zar oyununu yapabilecek bir şirketle anlaşma yapabiliriz.

İngiliz aktörlere neden bu kadar çok görev veriyorsunuz?

Bunun birkaç sebebi var. Birincisi İngiliz aktörler gerçekten çok iyidir. Yetenekli aktörleri severim. Bu filmin de yetenekli aktörlere ihtiyacı vardı. Korsanları konu alan böyle bir filmde Amerikan aksanının çok iyi durmayacağını düşündüm. Sonuçta ortaya eski usül İngiliz aksanıyla konuşulan bir film çıktı. Bir korsan filmi için bunun mükemmel olduğunu düşünüyorum.

Profesyonel oyuncu kadrosunda yer alanlara ilkinden daha fazla ödeme yaptınız mı?

Evet, kesinlikle haklısınız. Hepsi daha fazla para aldı.

Bir devam filmi yapmanın avantajları nelerdir?

Önceden hazır izleyici kitlesi var olduğu için stüdyo açısından güven verir. İzleyici ilk filmi beğenmişse ikincisini de izleme ihtimali daha fazladır.

Böyle bir filmi kontrol etmenin anahtarı nedir?

Hayatta hiçbir şey tam kontrol altında değildir. Bırakın bu kadar büyük bir filmi kontrol etmeyi, daha ben karımı bile kontrol edemiyorum (Kahkahalar).

Ama bu büyük ölçekli bir film değil mi?

Evet, hareketli kısımları çok fazla olan bir film olduğu halde herşey gayet iyi gitti. Bazı bölümlerde sorun çıksa da hepsini halletmeyi başardık. Ancak çok büyük ölçekli bir film olduğunu düşünecek olursak, ortaya hayallerimizin ötesinde iyi bir film çıktığını söyleyebilirim. Bu kadar büyük bir projeye kalkışırken yarın neler olacağını önceden bilemezsiniz. Karşınıza hiç ummadığınız sorunlar çıkabilir.
Örneğin geçtiğimiz sene New Orleans’ta bir film yapmaya hazırlanıyordum. Ekim ayında çekime başlarız diye düşünmüştük ama üstüste gelen kasırgalar sonucu kentin sulara gömülmesiyle filmi yapamadık. Bu yüzden bir film çekerken neler olacağını asla bilemezsiniz.

Çekimlere başladıktan sonra herşey büyük ölçüde yönetmene bağlıdır. “Pirates”leri çekerken bizim son derece iyi ve hazırlıklı bir yönetmeniz vardı. Ne yapacağını çok iyi biliyordu. En büyük aksiyon sahnelerini bile önceden planladığı şekilde hayata geçirdi.

Çekim sırasında ne gibi zorluklar çıktı?

Açıkçası her gün birtakım sorunlar çıkıyordu. Örneğin Karayipler’de büyük bir fırtınaya yakalandık. Kiimi günler sorunlar birbirini izledi. Aslına bakarsanız günlük bazda böyle sorunlar her zaman olur. Bir gemi zamanında hazır olmayabilir, aktörlerden birisi hastalanabilir. Bunların hepsini bizzat yaşadık. Bir aktörümüz hastalanınca İngiltere’den gelemedi. Ancak bunlar büyük film yapmanın kendine özgü zorluklarıdır. Bunları birer zarar veya hasar gibi göremem. Benim gibi uzun süredir bu işi yapıyorsanız, böyle olayları gündelik olaylar gibi görürsünüz.

Filmin öyküsü hakkında ne söyleyebilirsiniz? Kaba hatlarıyla anlatır mısınız?

Genel hatlarıyla anlatacak olursam, birinci filmde tanışmış olduğumuz Doğu Hindistan Ticaret Şirketi’nin yetkilileri Port Royal limanına gelmişlerdir. Bu şirketin amacı denizleri korsanlardan temizledikten sonra ele geçirmektir. Öncelikle Jack Sparrow’la (Johnny Depp) bağlantısı olan herkesi tutuklamakla işe başladıklarını görürüz.

Doğu Hindistan Ticaret Şirketi’nden Beckett karakteri, filmin kötü adamıdır.

Korsanları yok etmeye çalışmaktadır. Küçük bağımsız şirketleri yemek isteyen Wal-Mart şirketi gibidir de diyebiliriz. Korsanları yok etmeyi başardığı takdirde tüm özel girişimcilerden kurtulmuş olacaktır.

Öte yandan birinci filmden hatırlayacağınız gibi Jack Sparrow, Siyah İnci adlı gemisini kurtarmak için denizler altında yaşayan efsanevi korsan Davy Jones ile bir sözleşme yapmıştır. Buna göre Davy Jones’a olan borcunu ödeyebilmek için Siyah İnci gemisini 10 yıl süreyle kullanabilecek, bu süre içinde borcunu ödeyemediği takdirde ruhunu Davy Jones’a satmış olacaktır. Burada ruhunu satmaktan kasıt, sonsuza kadar onun kölesi olarak yaşamaktır.

Aradan 10 yıl geçince Davy Jones ortaya çıkar ve Jack Sparrow’dan kölesi olmasını talep eder. Ancak Jack Sparrow’un gitmeye hiç niyeti yoktur. Onun elinden kurtulmak için yeni bir anlaşma daha yapar. Daha sonra Davy Jones onu bulamayınca deniz yaratığını gönderir. Ezelden beri deniz altında yaşayan ve tüm solungaçları hareket halinde olan bu yaratık rolünde Bill Nighy oynadı.

“Pirates 3”te görünmesi konusunu konuşmak için Keith Richards ile görüştünüz mü?

Ben hiç görüşmedim ama Johnny konuştu.

Bunun gerçekleşebileceği konusunda hala umutlu musunuz?

Turnesiyle ilgili bazı çalışma takvimi problemlerimiz var ama bakalım göreceğiz.
İkinci filmin sonu nasıl? Üçüncü bölüm için açık kapı bırakan tarzda mı, yoksa konusu tamamen noktalanan başlıbaşına bir film şeklinde mi?

Duygusal bir sonucu olduğunu sanıyorum. Ancak yeni gelişmeler olabileceğine dair bir açık kapısı da var. İzleyicide üçüncüyü de seyretme isteği yaratacak bir son diyebiliriz.

Televizyona da uyarlamak istiyor musunuz?

Herşey yapılabilir. Umarım Disney yetkilileri bu gemileri geçen defakinden farklı olarak bu kez korurlar, film setlerini bozmadan tutarlar. Böylece yeni bir üçlemeyle yolumuza devam edebiliriz. Doğrusunu söylemek gerekirse bu üçünün üzerine üç tane daha yapmak isterdim ama sonuçta para benim param olmadığı için karar verecek olan da ben değilim.

Daha fazla film çekildiği takdirde Johnny Depp de oynamak istediğini belirtmişti…

Evet, bu karakteri çok seviyor. Evinde bir hayranlar üssü kurdu. İki çocuğu da bu filme bayılıyor. Bence çok iyi bir başlangıç noktası…

Üçüncü bölüm tamamlandığında dördüncü ve beşincinin değerlendirmesi olacak mı?
Keşke olsa da görüşsek… Ancak çekleri ben yazmıyorum.

Bugüne kadar birçok film yaptınız. “Pirates”i bu kadar çok sevmenizin sebebi ne?
“Pirates”i çok sevdiğim doğrudur. Çünkü çocuklarımızı da alıp ailece keyif yapabileceğimiz çok az film var. Normalde çocuklar için son derece aptalca şeyler yapıyoruz ve sonra onlarla beraber oturup izlemek zorunda kalınca, “Şu film bitse de kurtulsam” diye düşünüyoruz. Kısacası o tip filmler yapılırken filmin kendisinden başka herşey düşünülüyor. Sonuçta da ortaya aptalca bir film çıkıyor. Ancak ne kadar aptalca olursa olsun geniş izleyici kitlesine ulaşabiliyor. Bu sadece Amerika için geçerli değil… Dünyanın diğer ülkelerinde daha da büyük izleyici kitlesi var.

“Pirates”i yapmaktaki amaçlarımdan birisi, gerçekten iyi ve kaliteli bir filme imza atmaktı. Yoksa yeteri kadar param var. Daha fazla para yapmama gerek yok. İnsanları eğlendirmek için yaptım bu filmi… Böyle filmler global düzeyde insanları eğlendirir, izleyicinin birkaç saatliğine de olsa kendi yaşamından uzaklaşmasını sağlar. Filmi izlerken kendisini iyi hisseder. Bırakalım insanlar ilgi duyduğu şeyleri izlesin. Kendisini filmdeki karakterlerle aynı mekanlarda hissettsin. O karakterler gibi olmak istesin. Bence gerçek eğlence ve keyif budur.

Disneyland’deki Pirates showunu geliştirmek için planlar var mı?

Bazı değişiklikler yapıldığını biliyorum. Filmin gösterime gireceği günlerde en azından Kaliforniya’da, belki Florida’da showun da açılışı yapılmış olacak. Daha fazlası konusunda bilgi sahibi değilim ama bazı düzeltmeler yapılmakta olduğunu biliyorum.

Filmin setine kendiniz de gider misiniz?

Buraya günde bir kez gelmeye çalışıyorum. Ancak başka sorumluluklarım da var. Kent dışında çalışma olduğunda da film setine bir haftalığına gitmeye gayret ederim. Aktörlerle beraber olmayı seviyorum. Sete her gün gitmeye çalışmamın sebeplerinden birisi de budur.

Kabadayıdan Muhteşem Açılış

Almanya`da 13 Aralık Perşembe aksamı Köln`deki Cinedom sinemasında galası yapılan Kabadayı filmine ilgi büyüktü… 2500’den fazla kişinin katıldığı galada biletler iki gün öncesinden tükendi… Şener Şen, Kenan İmirzalıoğlu, Aslı Tandoğan, Rasim Öztekin, Ruhi Sarı, Ömer Vargı, Mine Vargı, Murat Akdilek ve Pelin Kaya’dan oluşan Kabadayı filminin hem oyuncuları, hem yönetmeni hem de yapımcıları Almanya’da filmi seyirciyle birlikte izledi…

Filmin Almanya galası ve yurtdışındaki başarılı açılışı konusunda görüşler:

Şener Şen: “Kabadayı Almanya galası bugüne kadar yaşadığım en görkemli galaydı, çok mutlu oldum.”

Ömer Vargı: “Kabadayı Almanya`yı da sarstı. İzleyici bizi büyük bir çoşkuyla karşıladı. Beklentisi çok yüksek olan bir filmde açılış rakamımız başarımızın ispatidir. Onları mutlu ettiğimiz için ne mutlu bize...”

Mine Vargı: “Seyirciler, misafirler, mekan, organizasyon herşey çok görkemli, çok coşkuluydu. Bizi o kadar samimiyetle karşıladılar ki. Açılış rakamımız gösteriyor ki, biz de onların samimiyetine ve coşkusuna yaraşır bir film yapmışız.”

Murat Akdilek: “Almanya`daki vatandaşlarımız bizi o kadar büyük bir sevgi ile karşıladılar, o kadar güzel misafir ettiler ki, kendimizi vatanımızda hissettik. Hem yurtiçinde hem yurtdışındaki seyircilere Kabadayı gibi bir film sunmaktan çok gururluyuz...”

Kabadayı Yapım Bilgileri

YAPIM NOTLARI

I. YAPIM BİLGİLERİ

Filmin yapım hazırlık aşaması yaklaşık bir yıl sürmüştür.

Çekimler 7 haftada tamamlanmıştır.

Filmin patlama sahneleri ana çekimlere başlamadan önce hazırlanan özel setlerde yaklaşık bir haftada tamamlanmıştır.

Filmin çekimlerinin büyük bölümü çift kamera ile gerçekleştirilmiştir.

Çekimler için İstanbul’da; Halkalı, Üsküdar, Kemerburgaz, Fatih, Kanlıca, Balat, Yedikule, Belgrad Ormanı, Maslak, Haliç, Galata, Beyoğlu, Tuzla, Zekeriyaköy’de 30’un üzerinde farklı mekan kullanılmıştır.

Filmin tümünde 1.000’e yakın figürasyon görev almıştır. Sadece bar sahnelerinde 500’e yakın figürasyon kullanılmıştır.

Filmde İsmail Hacıoğlu, Aslı Tandoğan ve Kenan İmirzalıoğlu’nun vücutlarına air brush tekniğiyle her gün yenilenen çok sayıda geçici dövme yapılmıştır.

İsmail Hacıoğlu’nun saçlarına kaynak uygulaması yapılmış, rasta saç yapımı yaklaşık 12 saatte tamamlanmıştır.

Filmin ses tasarımı ve miksaj işlemleri Ingiltere’nin en önemli stüdyolarında gerçekleştirilmiştir.

II. YAPIM EKİBİ

Filmin yönetmeni Ömer Vargı’nın “Herşey Çok Güzel Olacak” ve “İnşaat” uzun metraj filmleri ve 1.000’e yakın reklam filmi yönetmenliği bulunmaktadır.

Filmin tümünde yaklaşık 300 kişilik bir teknik ekip görev almıştır.

Filmin Görüntü Yönetmenliğini daha önce bir çok uluslararası yapımda görev almış olan Macar Ferenc Pap üstlenmektedir.

Filmin müziklerini, daha önce “Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi ( Passion of Christ )”, “The Island (Ada)”, “The Recruit (Çaylak)” gibi ünlü filmlerin müziklerinde imzası olan besteci / müzisyen Benjamin Walken Beladi hazırlamıstır

Afiş ve görsel tasarım kampanyasının ardındaki isim “Kill Bill”, “Kingdom of Heaven”, “Cold Mountain” gibi Hollywood prodüksiyonlarının tasarımlarını yapan ödüllü tasarımcı Emrah Yücel’dir.

Kabadayi Filminin Konusu

Zamanın en sert, kimilerine göre en acımasız kabadayısı olan Ali Osman alemi terk ettikten sonra malını mülkünü fakir fukaraya dağıtmış; futbola olan sevgisi nedeniyle halı saha işinde karar kılmış; eski bir milli futbolcu olan yardımcısı Cemil ile yıllardır bu işi yürütmektedir. Zaman zaman eski kabadayı ve hapishane arkadaşları Haco, Beyto, Turhan, Hasan, Talat ve Battal ile halı sahada maç yapmak ve akşamları meyhanede geçmiş günleri yadetmek en büyük eğlencesidir. Ali Osman’ın hayatında evini ve kendisini çekip çeviren Atiye Hanım dışında kimsesi yoktur. Karısı ve oğlu yıllar önce ölmüştür. Tek sorun Ali Osman’ın hastalığı nedeniyle zaman zaman yaşadığı unutma nöbetleridir.

Hiç beklenmedik bir telefon üzerine soluğu hastanede alan Ali Osman yıllardır izini bulamadığı, hayatının aşkı Afet’i ölüm döşeğinde bulur. Arayan kişi ise Ali Osman’ın zamanında hayatını kurtardığı ve Afet’in yanına can yoldaşı olarak verdiği Sürmeli Birol’dur. Hayatının aşkına kavuştuğunu sandığı anda onu yine kaybedeceğini anlayan Ali Osman Afet’ten bir oğlu olduğu haberiyle sarsılır. Oğlu Murat yıllarca Sürmeli’yi babası olarak bilmiştir.

Murat ve sevgilisi Karaca bir barda çalışmaktadırlar. Ali Osman Murat’a annesinin ölüm döşeğinde olduğunu söylemek için Murat’ın DJ’lik yaptığı bara gider. Murat hem annesine hem de yıllar sonra aniden karşısına çıkan babasına tepkilidir. Murat’ın sevgilisi Karaca ise İstanbul’un karanlık yüzünde maşa olarak kullanılan psikopat ruhlu mafya üyesi Devran’ın eski sevgilisi ve halen vazgeçemediği kadındır. Devran ne pahasına olursa olsun kızı geri istemektedir.

Ali Osman oğlunu ve sevgilisini Devran'dan korumak zorundadır. Polis, mafya, Devran, Murat, Karaca ve Ali Osman arasında hiç beklenmeyen olaylar gelişirken aralarındaki çatışma kaçınılmaz olmuş ve tehlikeli bir boyut almaya başlamıştır.

Kababayı Oyuncu Kadrosu

KABADAYI

OYUNCU KADROSU

Ali Osman: Şener Şen
Devran: Kenan İmirzalıoğlu
Murat: İsmail Hacıoğlu
Karaca: Aslı Tandoğan
Sürmeli: Rasim Öztekin
Cemil: Süleyman Turan
Piç Selim: Ruhi Sarı
Haco: Rana Cabbar
Beyto: Kemal İnci
Turhan: Dursun Ali Sarıoğlu
Hasan: Ayberk Atilla
Talat: Ferdi Akarnur
Battal: Atilla Pekdemir
Gölge: Tarık Ünlüoğlu
Patron: Ulgar Manzakoğlu
Atiye: Candan Sabuncu
Afet: Selma Kutluğ
Komiser: Tuncay Bayezit
Teoman: Samim Bak

KÜNYE

Yönetmen: Ömer Vargı
Senaryo: Yavuz Turgul
Yapım: Filmacass & Fida Film
Yapımcı: Mine Vargı, Ömer Vargı, Murat Akdilek
Görüntü Yönetmeni: Ferenc Pap
Müzik: Benjamin W. Beladi
Yapım Koordinatörü: Pelin Ekinci Kaya
Uygulayıcı Yapımcı: Gökhan Sözeri
Sanat Yönetmeni: Tolunay Türköz
Yardımcı Yönetmen: Tolgay Ziyal, Ayhan Özen, Yeşim Ataman Yazıcı
Kurgu: Bülent Taşar
Ses: Tamas Csaba
Gösterim Tarihi: 14 Aralık 2007
Türkiye Dağıtım: UIP
Yurtdışı Dağıtım: Maxximum

Beowulf nedir, neyi anlatıyor?


3.000 dizelik tek bir şiir olan Beowulf'taki olaylar M.S. 6. yüzyılda geçmekte, ve doğrulayacak kanıtların bulunduğu, sözü edilen bir savaşa dayanmaktadır. Hikayenin büyük bir bölümü Danimarka'da yaşandığı halde, olayların üzerinden iki yüzyıl geçmesinden sonra, kuzey İngiltere'deki Anglo-Saksonlar tarafından anlatılmıştır. Anglo-Saksonlar kendilerini İngiliz değil, Viking olarak görmüşlerdir ve tüm kahramanları İskandinavya'dandır.

Beowulf'un gerçek yazarı bilinmemektedir. Orijinal şiir, tıraşlanmış on deri tabaka üzerine yazılmıştır. Sonraki iki yüzyıl içinde bu yazma tekrar tekrar kopyalanmıştır. 900'lere gelindiğinde, San Christopher'ın hikayesi, Uzak Doğu'ya ilişkin egzotik bir gezi yazısı derlemesi, sözde Büyük İskender'in yazdığı bir mektup ve İncil'deki kadın kahramanlardan Judith'in bir şiiriyle aynı ciltte toplanmıştır.

Bu cilt, dünyanın Ortaçağ'dan kalma en büyük edebiyat koleksiyonunun bulunduğu Cotton Library'de 23 Ekim 1731'de çıkan yangında kısmen zarar görmüştür. Belgenin kömür olması bir yana, şiirin ünü de sonraki yıllarda yıpranmıştır. Eski İngilizce olarak yazılan şiir, Pagan ve Hıristiyan temaları birbirine harmanladığı için kafa karıştırıcı olarak küçümsenmiştir. Yapısal olarak da küçük görülmüştür çünkü bir yerine üç kötü karakteri vardır ve bunlardan biri diğer ikisinden 50 yıllık bir zaman dilimiyle ayrılmıştır.

Ayrıca, Beowulf kafiyesiz bir şiirdir; bunun yerine aliterasyonlarla (aynı sesin tekrarı) yazılmıştır. Beşli ölçüye de uymaz çünkü Anglo-Sakson hikaye anlatıcılar için, bir dizede kaç hece olduğu önemli değildir; önemli olan dizenin kısa olması ve üç aliterasyon barındırmasıdır. Homer'in Odyssey'si ve Virgil'in Aeneid'iyle karşılaştırıldığında, Beowulf tek kelimeyle kötü bir şiir gibi görünmektedir. Daha da kötüsü, içerdiği kahramanlık ve ahlak anlayışı, canavarlarla savaşan bir adamın üzerine kurulmuştur. Edebiyat uzmanları troller ve ejderhalar hakkındaki bu şiiri pek de ciddiye alamamışlardır.

Beowulf ancak 20. yüzyılda tekrar değerlendirilecektir. Bunu yapacak kişi The Hobbit ve The Lord of the Rings'in yazarı J.R.R. Tolkien'dan başkası değildir. Tolkien, 1936 yılında yazdığı “Beowulf: Canavar ve Eleştirmenler” başlıklı bir denemesinde, insanların Beowulf'la sorun yaşmasının şiirin kalitesiyle ilgisi olmadığını, haksız yere Homer ve Virgil'le karşılaştırılmasından kaynaklandığını söylemektedir. Beowulf eski Yunanlar ve Romalılar tarafından yaratılmış destansı şiir kurallarına uymaz çünkü kendi belirli ölçütleri olan bir İskandinav öyküsüdür; daha iyi, daha kötü değil, sadece farklıdır. Tolkien, ayrıca, kendinden önceki pek çok edebiyat uzmanının aksine, Grendel'ın annesiyle yapılan savaş ile ejderhayla yapılan savaş arasındaki elli yıllık farkın bu şiiri esas büyük yapan şey olduğunu iddia etmiştir. Ünlü yazara göre, Beowulf, canavarlara karşı zafer elde eden genç bir kahramanın, ya da bir ejderhayı öldürmeye çalışırken ölen yaşlı bir kralın hikayesi değildir; bir zamanlar genç ve nasihatlere kulak tıkayan bir adamın bile bile kendi trajik ölümüne gitmesini konu alan bileşik bir hikayedir ve işte hikayenin başarısını sağlayan da bu iki ayrı yarısıdır.

Tolkien yeniden değerlendirmese, Beowulf sadece Eski İngiliz edebiyatı doktorası yapanların okuyacağı karışık bir metin olarak kalacaktı. Günümüzde ise, ülkenin dört bir yanındaki liselerde yaygın olarak okunmaktadır. Tolkien şiirin ününü yeniden canlandırmakla kalmamış, kendi çalışmasında da onu taklit etmiştir. Two Towers'ın "The King of the Golden Hall" bölümü Beowulf'un başından alınmıştır. Beowulf'un bir hırsız tarafından hazinesinin çalınması üzerine öfkeye kapılan ateş üfleyen ejderhası The Hobbit”in finalinde kullanılmıştır.

Başka yazarlar da şiire kendi eserlerinde yer vermişlerdir. Yazar John Gardner 1971'de yazdığı Grendel'da felsefi bir şekilde canavar Grendel'ı hayatın tesadüfiliğine benzetmiştir. Jurassic Park'la ünlenen Michael Crichton ise hikayedeki tüm canavarları almış ve Eaters of the Dead adlı tarihi aksiyon-fantezi eserinde bir araya getirmiştir.

Sıfır Dediğimde

Yönetmen: Gökhan Yorgancıgil
Oyuncular: Oktay Kaynarca, Damla Tokel, Görkem Yeltan, Hazım Körmükçü, Özge Özder, Semih Sergen
Senaryo: Gökhan Yorgancıgil
Yapım: Sekans
Dağıtım: Best Line Pictures
Gösterim Tarihi: 9 Kasım 2007

Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir. Okulun sonlarına doğru bir gün çok sevdiği bir hocasından antika değerinde eski tarihli orijinal bir kitap ödünç alır. Kitabın da içinde olduğu çantasını o gün kaybeder. Ancak çantasını nerede ve nasıl kaybetmiş olabileceği hakkında en ufak birşey hatırlamamaktadır.

En yakın arkadaşı, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi Nevin, kitabı nasıl kaybettiğini hatırlamaya çalışırken gittikçe bunalıma sürüklenen Aslı’yı bir psikiyatriste götürür. Psikiyatrist Dr. Melih rijit bilimsel fikirleri olan bir bilimadamıdır. Aslı’yı görür görmez teşhisini yapar: Dissosiyatif Amnezi. Ve bu tanıya en iyi cevap veren tedaviyi uygulamak ister. Hipnoz…

Aslı başlangıçta çekinse de hipnoz olmayı kabul eder.Melih, böylece Aslı’yı hipnoz seansı içinde, kitabı kaybettiği güne geri gönderir. Aslı o gün yaşadıklarını, zihninde tekrar yaşar. Kitabı bir telefon kulübesinde kaybettiği ortaya çıkar. Gizemli konulara meraklı olan Nevin’in ısrarları ve Melih’in, Aslı’nın bir başka psikiyatrik rahatsızlığı olup olmadığını anlamak istemesi, Melih’in hipnoz senasına değişik bir yön vermesine sebep olur: Aslı’yı telefon kulübesinin önünde bekletir ve çantasını kimin aldığını gözlemlemesini ister.

Telefon kulübesinde bekleyen Aslı, kısa bir süre sonra yaşlı bir kadının çantayı farkedip, alıp ve uzaklaştığını görür. Melih, Aslı’ya telkin eder: “Yaşlı kadını takip et”. Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin’e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Dehşet içinde kalan Aslı, aceleyle uyandırılır.

Reel dünyadan hipnoz dünyasına geçişlerle, gizemli karakterler ve gizemli olaylar gün yüzüne çıkacaktır. Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada’ya, gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.

Aslı, hayata karşı farklı bir bakış açısını keşfetmeye başlamıştır. Nevin, bilimsel düşünceyle mistik düşünceler arasında gelgitler yaşar, Melih ise olayların sonuçlanmasıyla kendisini Karl R.Popper ve Paul K.Feyerabend’in fikirlerinin öğrenmeye çalışırken bulur. Belki de psikiyatri literatürüne girecek bir “vaka” sayesinde, bilimsellik üzerindeki fikirleri düzey atlamıştır.