“Sihirli Şehir’e hoşgeldiniz. Bu toplumun değerli bir üyesi olarak insanoğlunun ışığını sürdürmek için seçildiniz. İnsan ırkı ancak sizin sayenizde uzun ve refah dolu bir geleceği ümit edebilecektir.”
FİLM OLMADAN ÖNCE KİTAPTI
Jeanne DuPrau, 2003’te yayınlanan ilk kurgu romanı “The City of Ember”in konusunun 1980’li yıllardan beri hep aklında olduğunu belirterek, “Benim çocukluğum 50’li yıllarda geçti. Bu nedenle aklımda hala nükleer savaş korkusunun güçlü anıları vardır. İnsanlar o yıllarda nükleer savaş çıkarsa neler olabileceği üzerinde konuşurlardı. Bomba sığınakları inşa ediyorlardı. Bütün bunların bende derin etki bırakması kaçınılmazdı” diyor.
Çocukluk döneminden aklında kalanlardan yola çıkan Jeanne DuPrau kendi kendisine şu soruyu sordu: Günün birinde tüm toplumlar dünya üzerinde bir yere mülteci olarak sığınmak zorunda kalırsa ne olur? İnsan ırkını müthiş bir tehlikeden korumak için inşa edilen Sihirli Şehir işte böyle doğdu.
Romanın el yazımı müsvettelerini okuma fırsatını bulan yönetmen Gil Kenan, yapmak istediği filmin asıl starının Sihirli Şehrin kendisi olacağını hemen fark etti. “Bu öyküde şehir başlıbaşına bir karakterdir” diyen yönetmen, bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle dile getiriyor:
“Sihirli Şehir tıpkı insan gibi sürekli atan kalbiyle ve sinir sistemine benzer yapısıyla romanın ve filmin baş karakteridir. İnsanoğlunu içinden geçtiği karanlık dönemlerin tehlikesinden korumak için inşa edilmiştir. Dolayısyal anlatılan öykünün odak noktasındaki tüm karakterleri birleştiren gizem, Sihirli Şehrin kuruluşundaki sırdır. Şehrin nasıl kurtarılacağı daha en başında belirlenmiş ama kimsenin bilmediği bir sır olarak kalmıştır. Hepimizin gündelik hayatında yaşadığımız şehir ile bizim aramızda duygusal bir bağ vardır. Sihirli Şehir’de şehir halkının birbirleriyle olan karmaşık ve duygusal ilişkisi keşfe çıkılır. Bunun yanısıra vatandaşlar ile şehrin kendisi arasındaki bağlar da gözlemlenir.”
Kısaca UCLA olarak bilinen Los Angeles Üniversitesi Film Okulu’ndan “The Lark” adlı başarılı tez filmiyle mezun olan Gil Kenan, diplomasını aldıktan hemen sonra Tom Hanks ile Gary Goetzman’ın ortak prodüksiyon şirketi Playtone ile iletişime geçme fırsatını elde etti. Hanks ile Goetzman tanışma toplantısında ona “Ember” projesi hakkında bilgi verdiler.
Gil Kenan o gün yapılan toplantıyla ilgili izlenimlerini şu sözlerle aktarıyor: “Toplantıda nasıl bir film yapmak istediğimi anlattım. Kontrollü çevre içerisinde geçen bir aksiyon macera filmi yapmak istediğimi söyledim. Bunun üzerine elime ‘City of Ember’ kitabını tutuşturdular. Kitabı o gece okudum ve ertesi gün geri dönüş yaparak filmi yapmak istediğimi bildirdim. Üç gün sonra yine Playtone’daydım. Bu kez filmin nasıl yapılacağı üzerinde konuşuyorduk.”
Tom Hanks’in bu konudaki yorumu ise şöyle: “Kitabı okuduğumda dopdolu bir içeriğe sahip olduğunu gördüm. Daha önce böyle bir kitabı ne görmüş, ne okumuştum. Uzun zamandan beri böylesine özgün bir öykü ve karakterler sunan bir yapıt arayışındaydım. Bu kitap tam zamanında geldi.”
“City of Ember”in film haklarını opsiyonlayan Playtone yetkilileri, Caroline Thompson’dan senaryoyu yazmasını istediler. Filme çekilmiş ilk senaryosu bol ödüllü “Edward Scissorhands” olan Caroline Thompson, o günden beri kendi çalışmalarının film versiyonlarını yönetmesiyle tanınıyordu. Bu defa bir değişiklik yaparak yönetmenlik koltuğunu Gil Kenan’a bırakmayı kabul etti.
Yönetmen Gil Kenan’ın Caroline Thompson ile ilgili yorumu şöyle: “Caroline’in çalışmalarını her zaman takdirle izlemişimdir. Karakterlere hayat verirken hümanist boyutu asla ihmal etmediğini biliyorum. Filmi yaparken kitapla paralellik taşımasını, ancak ayrı bir yolda ilerlemesini istediğimi kendisine anlattım. Bu düşüncemi dikkate alarak ortaya mükemmel bir senaryo çıkarttı. Böyle durumlara pek sık rastlanmaz. Senaryo ofise geldiğinde hepimiz o eşsiz ışığı hissettik.”
Aradaki dönemde Robert Zemeckis ve Steven Spielberg’den davet alan Gil Kenan, “Monster House” adlı animasyon filminin yönetmenliğini üstlendi. Yapımı üç yıl süren “Monster House” sayesinde 2006 yılında en iyi animasyon filmi kategorisinde Oscar adaylığı aldı.
“Monster House”un yapımının devam ettiği günlerde Playtone yetkilileri de boş durmayıp “City of Ember”ın beyazperdeye uyarlanması çalışmasını sürdürdüler. 2007 yaz aylarına gelindiğinde yönetmen ve prodüksiyon ekipleri tam olarak hazırdı.
SİHİRLİ ŞEHİR: BAŞLANGIÇ MI, SON MU?
Sihirli Şehrin insanları uzun yıllardan beri yeraltında ışıl ışıl yanan büyüleyici bir dünyada gelişimlerini sürdürmüşlerdir. İnsanoğlu için bir sığınak olarak inşa edilen ve güç kaynağını büyük bir jeneratörden alan bu şehir, varlığını sadece 200 yıl sürdürecektir. Ancak jeneratörün bozulmasıyla Sihirli Şehir karanlığa düşmüş, pırıl pırıl ışıklar titreşmeye, giderek solmaya başlamıştır.
Çok sevdikleri şehrin geleceğiyle ilgili endişelerin hızla artmasına rağmen Sihirli Şehrin öğrencileri, yaşamlarının yeni bir aşamasının eşiğindedirler. “Görevlendirme Günü” olarak bilinen ve tüm mezunlar için uygulanan bir tören başlamak üzeredir. Bu çok özel günde Belediye Başkanı, yeni mezun öğrencilerin karşısında durur ve başlayacakları yeni görevleri için kura çekimini izler. Her öğrencinin bundan sonrasında toplumu için hangi branşta çalışacağı kura sonucuna göre belirlenecektir.
Kurada habercilik (messenger) görevi çıkması için dua eden Lina, kentin altında “Pipeworks” olarak adlandırılan boru hatları şebekesine tayin edilince donakalır. Jeneratör bölümünde çalışmak için yanıp tutuşan sınıf arkadaşı Doon Harrow’a ise kurada habercilik görevini çekince paniğe kapılmıştır. Pipeworks ile Jeneratör aynı bölümler değildir ama en azından birbirine yakın görevler olduğu için Lina’ya görevlerini karşılıklı olarak takas etmeyi önerir. Bu teklif karşısında çok heyecanlanan Lina, görev değişimini kabul eder. Böylece ikisi arasında sıradışı bir dostluk oluşurken Sihirli Şehir’de yaşayan herkesin kaderini etkileyecek değişimler de başlayacaktır.
Habercilik görevine istekle sarılan Lina, Sihirli Şehrin her yanını dolaşarak tüm enerjisini bu iş için harcamaya başlar. Önemli mektupları başta Belediye Başkanı’nın kendisi olmak üzere önemli insanlara dağıtmaktadır. Evdeyken de yaşlı ve unutkan babaannesi ile bebek kardeşi Poppy’nin bakımını yapar. Evdeki gömme dolapta eski bir metal kutu keşfedilince Lina’nın büyükannesinin çok hoşuna gider. Metal kutunun içindekilerin çok önemli olduğundan kesinlikle emindir ama hafızası zayıfladığı için neden önemli olduğunu unutmuştur.
Kilitli kutuyu açmayı başaran Lina, içerisinde bazı şifreli yıpranmış kağıtlar olduğunu keşfeder. Kağıtları bir araya getirmeyi başaramayınca şifrelerin anlamını çözmek için çözümü Doon’un yardımına başvurmakta bulur.
Şehirdeki elektrik kesintileri giderek sıklaşırken Lina ile Doon, kutunun içindeki bilgiler sayesinde şehir ve insanların kurtulabileceğinin farkına varırlar. Saate karşı yarışa başlayan iki arkadaş, elde ettikleri ipuçlarının izini sürerken kendilerini hedeften uzaklaştırmaya çalışan yozlaşmış politikacılar ve kötü karakterlerin kurduğu komplolara karşı zekice manevralar yaparlar. İkisinin tek hedefi vardır: Sihirli Şehrin ışıklandırma sistemini tamir etmek…
Walden Media’nın sunduğu bir Playtone prodüksiyonu olan “City of Ember – Sihirli Şehir”in yönetmenliğini “Monster House”daki çalışmasıyla Oscar adaylığı alan Gil Kenan üstlendi. Jeanne Duprau’nun aynı adlı çok-satan romanından uyarlanan filmin senaryosunu “Edward Scissorhands”ten tanıdığımız Caroline Thompson yazdı. Yapımcılığını Playtone’un ortakları Tom Hanks ile Gary Goetzman gerçekleştirdi.
Filmin genç ve deneyimli oyuncuları bir araya getiren kadrosunda şu isimler yer aldı:
Lina rolünde “Atonement” adlı filmdeki rolüyle küçük yaşta Oscar adaylığı alan Saoirse Ronan;
Sihirli Şehir Belediye Başkanı Cole rolünde Oscar adayı aktör Bill Murray
Doon rolünde Harry Treadway;
Clary rolünde Oscar adayı Marianne Jean-Baptiste;
Sihirli Şehir Belediye Başkanının sağ kolu Barton Snode rolünde Toby Jones;
Doon’un babası Loris Harrow rolünde Oscar ödüllü aktör Tim Robbins;
Pipeworks Ölçüm Merkezi Koruyucusu Sul rolünde Oscar ödüllü aktör Martin Landau.
Çok sevdikleri şehrin geleceğiyle ilgili endişelerin hızla artmasına rağmen Sihirli Şehrin öğrencileri, yaşamlarının yeni bir aşamasının eşiğindedirler. “Görevlendirme Günü” olarak bilinen ve tüm mezunlar için uygulanan bir tören başlamak üzeredir. Bu çok özel günde Belediye Başkanı, yeni mezun öğrencilerin karşısında durur ve başlayacakları yeni görevleri için kura çekimini izler. Her öğrencinin bundan sonrasında toplumu için hangi branşta çalışacağı kura sonucuna göre belirlenecektir.
Kurada habercilik (messenger) görevi çıkması için dua eden Lina, kentin altında “Pipeworks” olarak adlandırılan boru hatları şebekesine tayin edilince donakalır. Jeneratör bölümünde çalışmak için yanıp tutuşan sınıf arkadaşı Doon Harrow’a ise kurada habercilik görevini çekince paniğe kapılmıştır. Pipeworks ile Jeneratör aynı bölümler değildir ama en azından birbirine yakın görevler olduğu için Lina’ya görevlerini karşılıklı olarak takas etmeyi önerir. Bu teklif karşısında çok heyecanlanan Lina, görev değişimini kabul eder. Böylece ikisi arasında sıradışı bir dostluk oluşurken Sihirli Şehir’de yaşayan herkesin kaderini etkileyecek değişimler de başlayacaktır.
Habercilik görevine istekle sarılan Lina, Sihirli Şehrin her yanını dolaşarak tüm enerjisini bu iş için harcamaya başlar. Önemli mektupları başta Belediye Başkanı’nın kendisi olmak üzere önemli insanlara dağıtmaktadır. Evdeyken de yaşlı ve unutkan babaannesi ile bebek kardeşi Poppy’nin bakımını yapar. Evdeki gömme dolapta eski bir metal kutu keşfedilince Lina’nın büyükannesinin çok hoşuna gider. Metal kutunun içindekilerin çok önemli olduğundan kesinlikle emindir ama hafızası zayıfladığı için neden önemli olduğunu unutmuştur.
Kilitli kutuyu açmayı başaran Lina, içerisinde bazı şifreli yıpranmış kağıtlar olduğunu keşfeder. Kağıtları bir araya getirmeyi başaramayınca şifrelerin anlamını çözmek için çözümü Doon’un yardımına başvurmakta bulur.
Şehirdeki elektrik kesintileri giderek sıklaşırken Lina ile Doon, kutunun içindeki bilgiler sayesinde şehir ve insanların kurtulabileceğinin farkına varırlar. Saate karşı yarışa başlayan iki arkadaş, elde ettikleri ipuçlarının izini sürerken kendilerini hedeften uzaklaştırmaya çalışan yozlaşmış politikacılar ve kötü karakterlerin kurduğu komplolara karşı zekice manevralar yaparlar. İkisinin tek hedefi vardır: Sihirli Şehrin ışıklandırma sistemini tamir etmek…
Walden Media’nın sunduğu bir Playtone prodüksiyonu olan “City of Ember – Sihirli Şehir”in yönetmenliğini “Monster House”daki çalışmasıyla Oscar adaylığı alan Gil Kenan üstlendi. Jeanne Duprau’nun aynı adlı çok-satan romanından uyarlanan filmin senaryosunu “Edward Scissorhands”ten tanıdığımız Caroline Thompson yazdı. Yapımcılığını Playtone’un ortakları Tom Hanks ile Gary Goetzman gerçekleştirdi.
Filmin genç ve deneyimli oyuncuları bir araya getiren kadrosunda şu isimler yer aldı:
Lina rolünde “Atonement” adlı filmdeki rolüyle küçük yaşta Oscar adaylığı alan Saoirse Ronan;
Sihirli Şehir Belediye Başkanı Cole rolünde Oscar adayı aktör Bill Murray
Doon rolünde Harry Treadway;
Clary rolünde Oscar adayı Marianne Jean-Baptiste;
Sihirli Şehir Belediye Başkanının sağ kolu Barton Snode rolünde Toby Jones;
Doon’un babası Loris Harrow rolünde Oscar ödüllü aktör Tim Robbins;
Pipeworks Ölçüm Merkezi Koruyucusu Sul rolünde Oscar ödüllü aktör Martin Landau.
CITY OF EMBER – SİHİRLİ ŞEHİR
“CITY OF EMBER – SİHİRLİ ŞEHİR”
24 Ekim’de Sinemalarda
Yönetmen: Gil Kenan
Oyuncular: Saoirse Ronan, Harry Treadaway, Bill Murray, Tim Robbins, Martin Landau, Toby Jones, Mary Kay Place, Marianne Jean-Baptiste
Senaryo: Caroline Thompson (Jeanne DuPrau’nun aynı adlı romanından)
Yapımcılar: Gary Goetzman, Tom Hanks
Görüntü Yönetmeni: Xavier Perez Grobet, Prodüksiyon Tasarımı: Martin Laing
Kostüm Tasarımı: Ruth Myers, Kurgu: Adam P. Scott
Set Dekorasyonu: Celia Bobak, Özgün Müzik: Andrew Lockington
Walden Media - Playtone / UIP Filmcilik
SİHİRLİ ŞEHİR VATANDAŞLARININ SADAKAT YEMİNİ
“Şehrimize ve onu yaratan bilgeliğe sonsuz sadakat yemini ediyoruz. Bu şehri olağanüstü bir özenle inşa eden kurucularımıza sınırsız şükran duygularımızı deklare ediyoruz. Işıl ışıl parlayan ırmağımızın üzerindeki şehrimizde gelişip büyüyoruz. Şehrimizin tam ortasında hepimize hayat veren kalp atışları gibi çalışan Jeneratörümüzün sınırsız kapasitesine teşekkür ediyoruz. Bizler çok sıkı çalışan, yaratıcı insanlarız. Hepimiz yol gösterici birer deniz feneri gibiyiz. Sihirli Şehrin dışarısında her yöne doğru uçsuz bucaksız karanlıklar vardır. Bizim şehrimiz karanlık bir dünyadaki tek ışıktır.”
24 Ekim’de Sinemalarda
Yönetmen: Gil Kenan
Oyuncular: Saoirse Ronan, Harry Treadaway, Bill Murray, Tim Robbins, Martin Landau, Toby Jones, Mary Kay Place, Marianne Jean-Baptiste
Senaryo: Caroline Thompson (Jeanne DuPrau’nun aynı adlı romanından)
Yapımcılar: Gary Goetzman, Tom Hanks
Görüntü Yönetmeni: Xavier Perez Grobet, Prodüksiyon Tasarımı: Martin Laing
Kostüm Tasarımı: Ruth Myers, Kurgu: Adam P. Scott
Set Dekorasyonu: Celia Bobak, Özgün Müzik: Andrew Lockington
Walden Media - Playtone / UIP Filmcilik
SİHİRLİ ŞEHİR VATANDAŞLARININ SADAKAT YEMİNİ
“Şehrimize ve onu yaratan bilgeliğe sonsuz sadakat yemini ediyoruz. Bu şehri olağanüstü bir özenle inşa eden kurucularımıza sınırsız şükran duygularımızı deklare ediyoruz. Işıl ışıl parlayan ırmağımızın üzerindeki şehrimizde gelişip büyüyoruz. Şehrimizin tam ortasında hepimize hayat veren kalp atışları gibi çalışan Jeneratörümüzün sınırsız kapasitesine teşekkür ediyoruz. Bizler çok sıkı çalışan, yaratıcı insanlarız. Hepimiz yol gösterici birer deniz feneri gibiyiz. Sihirli Şehrin dışarısında her yöne doğru uçsuz bucaksız karanlıklar vardır. Bizim şehrimiz karanlık bir dünyadaki tek ışıktır.”
Jason Ritter’den “Beyaz Saray – W” set izlenimleri…
Edinburgh Film Festivali'nde bu yıl biraz tuhaf işler yaptık. Söyleşi serilerimizi Keira Knightley ile başlatıp "Beverly Hills 90210"un yapımcısı ve "Candyman"in yönetmeniyle bir taksinin arka koltuğunda Barack Obama'yı tartışarak kapattık.
Bu yılki festival favorilerimizden birisi, "Good Dick" adlı film oldu. Sıradışı bir İskoç filmi olarak tanımlayabileceğimiz "Good Dick"in starı Jason Ritter ile bir sonraki yeni projesi "W" üzerine sohbet etme fırsatı bulduk. Oliver Stone'un yönettiği "W"de ABD Başkanı George W. Bush'un kardeşi Jeb rolünde oynayan Jason Ritter, filmin setindeki ilginç izlenimlerini bizimle paylaştı.
Filmin çekimlerinin nasıl gittiğini sorunca bize şunları anlattı: "Çok yoğun geçti. Kamera çalışması gerçekten ilginç bir tarzda yapıldı. Kameraman çekimi yaparken sürekli olarak odanın her tarafında hareket halindeydi. George W. Bush'un eve içkili geldiği bir günde onu sımsıkı tutup yere devirmem gereken bir sahne vardı. Onu durduktan sonra anne-babama dönüp onlara da birşeyler söyleyecek, ardından yeniden George'a birşeyler söyleyecektim. George'u yere devirdikten sonra anne-babama dönüp konuştum. Tekrar geri dönüp George'un olması gereken yere baktığımda orada artık kamera vardı. Sanki kameraya direkt bakıyormuşum gibi hissettim. Bu da beni endişelendirdi. Çünkü aklım hemen bundan 3 ay sonrasına kaydı. Oliver Stone'un kurgu odasında 'Neee? Jason kameraya mı baktı? Tanrım, inanmıyorum....' diye sızlanabileceği aklıma geldi."
Gerçi Jason Ritter'in bu filmdeki rolü çok büyük değil... Oynadığı tek sahne bundan ibaret... Ancak film hakkında yazılıp çizilenler bir bütün olarak değerlendirilirse, "Natural Born Killers"tan bu yana yaptığı en akılcı film olduğunu söyleyebiliriz.
Bu yılki festival favorilerimizden birisi, "Good Dick" adlı film oldu. Sıradışı bir İskoç filmi olarak tanımlayabileceğimiz "Good Dick"in starı Jason Ritter ile bir sonraki yeni projesi "W" üzerine sohbet etme fırsatı bulduk. Oliver Stone'un yönettiği "W"de ABD Başkanı George W. Bush'un kardeşi Jeb rolünde oynayan Jason Ritter, filmin setindeki ilginç izlenimlerini bizimle paylaştı.
Filmin çekimlerinin nasıl gittiğini sorunca bize şunları anlattı: "Çok yoğun geçti. Kamera çalışması gerçekten ilginç bir tarzda yapıldı. Kameraman çekimi yaparken sürekli olarak odanın her tarafında hareket halindeydi. George W. Bush'un eve içkili geldiği bir günde onu sımsıkı tutup yere devirmem gereken bir sahne vardı. Onu durduktan sonra anne-babama dönüp onlara da birşeyler söyleyecek, ardından yeniden George'a birşeyler söyleyecektim. George'u yere devirdikten sonra anne-babama dönüp konuştum. Tekrar geri dönüp George'un olması gereken yere baktığımda orada artık kamera vardı. Sanki kameraya direkt bakıyormuşum gibi hissettim. Bu da beni endişelendirdi. Çünkü aklım hemen bundan 3 ay sonrasına kaydı. Oliver Stone'un kurgu odasında 'Neee? Jason kameraya mı baktı? Tanrım, inanmıyorum....' diye sızlanabileceği aklıma geldi."
Gerçi Jason Ritter'in bu filmdeki rolü çok büyük değil... Oynadığı tek sahne bundan ibaret... Ancak film hakkında yazılıp çizilenler bir bütün olarak değerlendirilirse, "Natural Born Killers"tan bu yana yaptığı en akılcı film olduğunu söyleyebiliriz.
Jason Statham yine bildiğimiz gibi…
"Transporter 2" kötü bir filmdi. Jason Statham'ın oynadığı Frank Martin karakterinin arabasının altındaki bir bombayı kaybettiği, bunun üzerine bir rampayı hızla çıkarak arabayı ters çevirdiği ve patlayıcı maddeyi böylece yakaladığı bir sahne vardı. Neo-gerçekçi bir film değildi. Buna rağmen popüler oldu. 32 milyon dolarlık bütçeyle hazırlanan "Transporter 2"nin dünya hasılatının 85 milyon doları aşması üzerine üçüncüsünün gelmesi kaçınılmaz oldu.
Statham? İkinci filmde Florida'dan Paris'e geri dönen Frank Martin, üçüncü filmde de yine sorgusuz sualsiz paket dağıtımına devam ediyor. Ancak bu kez küçük bir fark var. Zaten filmin sloganı da böyle: "Bu kez kurallar yine aynı ama bir farkla..."
Sloganın böyle olmasına rağmen Statham'ın her filmi öyle ya da böyle birbirine benziyor. Her yeni filmi özellikle "Crank" gibi... Kaldı ki "Crank"in de devamı 2009'da "Crank 2: High Voltage" adıyla gelmeye hazır...
Ünlü aktör bir söyleşisinde, "Evet, iki devam filmi. Yapmak istediğim filmleri yapıyorum. Ayrıca insanların benden yapmamı istediği filmleri yapmaya özen gösteriyorum. Sonuçta sırf farklı olsun diye bir film yapmak istemezsiniz. Bazen aynı şeyin tekrarı gibi de olabilir. 'Transporter 3' ile 'Crank 2'nin her ikisinde de izleyicinin hoşuna giden karakterler var. Eleştirmenler beni, 'Zaten bütün yapabileceği bu kadar' şeklinde sınıflandırarak köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Peki onların da yaptığı iş hep aynı değil mi? Sonuçta herkesi birden memnun edemezsiniz."
Ancak son tahlilde "Transporter 3"ün bu serinin hayranlarını keyiflendireceği kesin... Serinin ikinci filmindeki BMW'nin yerini bu kez yine ilk filmdeki Audi alacak. Ayrıca Martin'in düşmanını oynamak için "Prison Break"ten tanıdığımız Robert Knepper sözleşme yaptı. Filmin ateşli pilicini ise Natalya Rudakova oynayacak.
- Total Film
Statham? İkinci filmde Florida'dan Paris'e geri dönen Frank Martin, üçüncü filmde de yine sorgusuz sualsiz paket dağıtımına devam ediyor. Ancak bu kez küçük bir fark var. Zaten filmin sloganı da böyle: "Bu kez kurallar yine aynı ama bir farkla..."
Sloganın böyle olmasına rağmen Statham'ın her filmi öyle ya da böyle birbirine benziyor. Her yeni filmi özellikle "Crank" gibi... Kaldı ki "Crank"in de devamı 2009'da "Crank 2: High Voltage" adıyla gelmeye hazır...
Ünlü aktör bir söyleşisinde, "Evet, iki devam filmi. Yapmak istediğim filmleri yapıyorum. Ayrıca insanların benden yapmamı istediği filmleri yapmaya özen gösteriyorum. Sonuçta sırf farklı olsun diye bir film yapmak istemezsiniz. Bazen aynı şeyin tekrarı gibi de olabilir. 'Transporter 3' ile 'Crank 2'nin her ikisinde de izleyicinin hoşuna giden karakterler var. Eleştirmenler beni, 'Zaten bütün yapabileceği bu kadar' şeklinde sınıflandırarak köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Peki onların da yaptığı iş hep aynı değil mi? Sonuçta herkesi birden memnun edemezsiniz."
Ancak son tahlilde "Transporter 3"ün bu serinin hayranlarını keyiflendireceği kesin... Serinin ikinci filmindeki BMW'nin yerini bu kez yine ilk filmdeki Audi alacak. Ayrıca Martin'in düşmanını oynamak için "Prison Break"ten tanıdığımız Robert Knepper sözleşme yaptı. Filmin ateşli pilicini ise Natalya Rudakova oynayacak.
- Total Film
Sacha Baron Cohen'in yeni kreasyonu "Bruno" geliyor
Sacha Baron Cohen'in ikinci kimliği Bruno'nun, ünlü komedyenin daha önceki ünlü kreasyonları olan aklı karışık Kazak gazeteci Borat gibi geniş izleyici kesimlerini salonlara çekmesi bekleniyor. Peki, Borat'ın 2006'da yaptığı gibi sinema salonlarını tamamen doldurmayı başarabilecek mi? Universal yetkilileri öyle olmasını umuyor olmalılır ki, filmin dünya dağıtım haklarını almak için 42,5 milyon doları gözden çıkarttılar.
Gündemde yeni bir hit olmaya aday dev bir proje olunca Baron Cohen üzerindeki baskının da artması doğal... Ancak bu defa ilave bir zorluk var: Bilindiği gibi "Borat"ın çekimleri "gerilla stili" olarak tanımlanan şekilde gerçekleştirilmişti. Dolayısıyla çekimler medyanın radarına girmeden yapılmıştı. Böyle olunca da "Borat"ın çekim ekipleri medyaya yakalanmadan Amerika'nın her yerinde rahat rahat çalışma fırsatı bulmuştu. Şimdi Baron Cohen'in uluslararası çapta ulaştığı yeni şöhreti nedeniyle eski rahatlığı bulamayacağı ortada... Ancak yine şöhretinin katkıları sayesinde her antikalığının medya gündemine düşecek olması da tanıtım açısından avantaj getirebilir.
Sacha Baron Cohen'in sık sık medyada yer alacak olması nedeniyle gelecek yaza kadar herhangi bir sürpriz kalır mı? Cevabın evet olacağından eminiz ama potansiyel set haberlerinden çok azı da olsa şimdiden medyada yer almaya başladı bile... Örneğin Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger ile tanışması var. Bu karşılaşmada Vali'nin homoseksüellik üzerine sorular karşısında sert tepki verdiği belirtiliyor. Ayrıca Wichita havaalanındaki güvenlik alarmı yüzünden çekimlerin zor koşullar altında geçtiği biliniyor. Bunlara ek olarak Arkansas'ta ucuz bira verileceği reklamlarıyla toplanan kalabalıkların iki erkeğin el kadar mayolarıyla yaptığı güreşi seyretmek zorunda bırakılması üzerine ayaklandığı haberleri geliyor.
Avusturya televizyon kanalı ÖJRF'nin muhabiri olduğunu iddia eden Bruno'nun halkın limitlerini zorlayacak bir karakter şeklinde dizayn edilmiş olmasına bir de bu karakteri Amerika'nın muhafazakarlığıyla bilinen Güney bölgesine gönderirseniz havai fişek benzeri tepkiler şimdiden garanti olur. Bu nedenle Baron Cohen'in sınırları aştığını söyleyenlere biz de Bruno karakterinin sözleriyle karşılık verelim: "Ben böyle düşünmüyorum!"
Sacha Baron Cohen'in "Bruno"su 29 Mayıs 2009'da sinemalarda...
- Empire Magazine
Gündemde yeni bir hit olmaya aday dev bir proje olunca Baron Cohen üzerindeki baskının da artması doğal... Ancak bu defa ilave bir zorluk var: Bilindiği gibi "Borat"ın çekimleri "gerilla stili" olarak tanımlanan şekilde gerçekleştirilmişti. Dolayısıyla çekimler medyanın radarına girmeden yapılmıştı. Böyle olunca da "Borat"ın çekim ekipleri medyaya yakalanmadan Amerika'nın her yerinde rahat rahat çalışma fırsatı bulmuştu. Şimdi Baron Cohen'in uluslararası çapta ulaştığı yeni şöhreti nedeniyle eski rahatlığı bulamayacağı ortada... Ancak yine şöhretinin katkıları sayesinde her antikalığının medya gündemine düşecek olması da tanıtım açısından avantaj getirebilir.
Sacha Baron Cohen'in sık sık medyada yer alacak olması nedeniyle gelecek yaza kadar herhangi bir sürpriz kalır mı? Cevabın evet olacağından eminiz ama potansiyel set haberlerinden çok azı da olsa şimdiden medyada yer almaya başladı bile... Örneğin Kaliforniya Valisi Arnold Schwarzenegger ile tanışması var. Bu karşılaşmada Vali'nin homoseksüellik üzerine sorular karşısında sert tepki verdiği belirtiliyor. Ayrıca Wichita havaalanındaki güvenlik alarmı yüzünden çekimlerin zor koşullar altında geçtiği biliniyor. Bunlara ek olarak Arkansas'ta ucuz bira verileceği reklamlarıyla toplanan kalabalıkların iki erkeğin el kadar mayolarıyla yaptığı güreşi seyretmek zorunda bırakılması üzerine ayaklandığı haberleri geliyor.
Avusturya televizyon kanalı ÖJRF'nin muhabiri olduğunu iddia eden Bruno'nun halkın limitlerini zorlayacak bir karakter şeklinde dizayn edilmiş olmasına bir de bu karakteri Amerika'nın muhafazakarlığıyla bilinen Güney bölgesine gönderirseniz havai fişek benzeri tepkiler şimdiden garanti olur. Bu nedenle Baron Cohen'in sınırları aştığını söyleyenlere biz de Bruno karakterinin sözleriyle karşılık verelim: "Ben böyle düşünmüyorum!"
Sacha Baron Cohen'in "Bruno"su 29 Mayıs 2009'da sinemalarda...
- Empire Magazine
Leonardo DiCaprio - 20. Yüzyılın Son Starı
Sinema... Gençlerin birlikte nefes alıp verdiği, büyük bir sevgiyle, aşkla hayatlarına kabul ettikleri en genç, en dinamik endüstri... O duyguların, tutkuların, isteklerin ve aşkın müzikle birlikte iki anlatım yolundan biri. Belki de en etkilisi...20. yüzyıla damgasını vuran sinema çılgınlığının sadece yüzyıllık bir geçmişi var. Bu kısacık zaman içinde sinema, özellikle Amerikan sineması pekçok starlar yarattı. Rudolph Valentino'lar, James Dean'ler, Tom Cruise'lar, John Travolta'lar... Milyonlarca genç kızı peşlerinden sürükleyen y,akışıklılar... Yüzyıl sona ererken "Acaba 20. yüzyılın starı kimdi?" sorusuna yanıt vermek için zamanın henüz çok erken olduğu ortaya çıktı. Çünkü Leonardo Di Caprio geldi.
Sinema endüstrisi en büyük sürprizini en sona saklamıştı adeta. 90'lı yılların son yarısında aniden parlayan bu yeni star 21. yüzyıl gençliğinin beğenisinin, zevkinin ve seçiminin işaretlerini de veriyordu.Kimdi bu Leonardo DiCaprio? Ya da hayranlarının ona seslenişiyle "Leo". Belki bunu kelimelerle ifade etmek imkansız...Çünkü o bir tutku, o bir aşk, o kalbin hızlı bir şekilde çarpmaya başlaması...
Yada Amerikalı bir hayranının anlatımıyla:
L: LOVE - AŞK
E: EMOTION - DUYGU
O: ONE AND ONLY - BİR BAŞKASI YOK
Leo'yu "Demir Maskeli Adam"ın Casting Yönetmeni Amanda Mackey şöyle tanımlıyor: "Bugün Hollywood'da hemen şimdi sayabileceğim en az on yakışıklı aktör var. Ama hiçbirinde Leo'daki canlı ruh yok. Bakışlannda çok hassas, savunmasız bir ifade var. Bu bakışlar karşı cinse ona annelik yapma hissi veriyor." "Titanic"in koreogratı Lynne Hockney ise şöyle diyor: "Ben yıllardır bu işi yapıyorum. Her zaman yeni yüzler olacak. Ama hiçbir zaman Leonardo gibisi gelmeyecek. O kimseyi etkilerneye çalışmıyor. Belki de onun en etkileyici yanı bu..... Hockney şunlan da ekliyor: "Leo'nun fast-foodu çok sevdiğini, en çok sevdiği restorantın ise Mc Donald's olduğunu keşfettim. O günden beri devamlı Mc Donald's'dayım."
20. yüzyıl İtalyan kökenli bir starla Rudolf Valentino ile açılmıştı. Ve işte karşınızda 20. yüzyılın İtalyan kökenli son starı Leonardo DiCaprio...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)