Oliver Stone gibi üç aktör de, bu filmi yaparken Bush ailesini karikatürize etmek veya aşağılamak gibi bir niyetleri olmadığını özellikle vurguluyorlar. Oliver Stone ayrıca George W. Bush’un toplumda çok iyi bilinen potlar kırdığını, bunların bazılarına yakından tanık olduğuna işaret ederek şöyle konuşuyor:
“Josh özellikle Bush’un gençliğini oynarken bu özelliklerini de vurguladı ama taklidini yapmak gibi bir amacımız olmadı. Biz sadece bir erkeğin ruhunu bulmaya çalıştık. Bush’un konuşurken sözcükleri yanlış kullanması elbette ünlüdür. Genel olarak George Bush’un John Wayne stilinde bir başkan olduğunu söyleyebilirim. Yürüyüş tarzı ve konuşma biçimiyle kovboy gibidir. Politikalarından bağımsız olarak çoğu zaman komik, beceriksiz, sakar, biraz da ahmak gibidir. Bulunduğunuz odaya girip de size odaklandığı zaman bu adamdan çok fazla etkilenirsiniz. Bu açıdan bakarsak, mükemmel bir politikacı ve vücut dili okuyucusudur. Bu konuda babasından daha iyidir. Kalabalıkları nasıl idare edeceğini bilir.”
Oliver Stone yorumuna şu sözlerle devam ediyor: “Sabırsız bir kişiliği sahip olması ise ironiktir. Olağanüstü sabırlı bir insan olan, tüm insanları sevdiği izlenimini veren, iyi bir Güneyli çocuk portresi çizen Clinton’dan farklıdır. Olaya sabır açısından bakarsak Bush asla bir Güneyli çocuk olamadı. Hayatının Washington döneminde ise genellikle sinirli ve gergin birisi olup çıktı. Onda anlık doğaçlama konuşmaları sürdürecek yetenek yoktur.
YouTube sitesine bakarsanız, özellikle hazır olmadığı anlarda halk önünde kırdığı potlardan eğlenceli videolar bulabilirsiniz. Öte yandan Bush hayranları onu tam da bu nedenle sevdiklerini söylediler. Bush’un sahte, kaypak, aşırı ciddi, sadece kameralara gülümseyen birisi olmadığını düşünüyorlar. Kovboy imajını yeniden geri getirdiğine inanıyorlar.”
Laura Bush rolünde Elizabeth Banks
George W. Bush’un sadık karısı Laura Bush rolünde Elizabeth Banks kamera karşısına geçti. Elizabeth Banks rolü için hazırlık yaparken Laura Bush’un kamu önünde bir figür olmasına rağmen çok özel bir insan olarak kalmayı başarabildiğini söyleyerek düşüncelerini şu sözlerle anlatıyor:
“Laura Bush’u tanıyabilmek epeyce zordur. En yakın dostları ve biyografi yazarları bile öncelikle bu özelliğini söylerler. Onunla çok kişisel anları paylaşmış insanları bulmaya ve söyleşilerini okumaya çalıştım. Bunlardan birisi Charlie Rose ile yaptığı bir söyleşiydi. Yazıyı okurken Charlie Rose ile arkadaş olduklarını hissediyorsunuz. Kızı Jenna’nın o günlerdeki evliliği üzerine konuşuyorlardı. Söyleşi sırasında gardını bir miktar indirmiş olmalı ki, bazı yerlerinde espriler yaptığını görmek ilginçti. Söyleşinin bir noktasında Charlie Rose, ondan Başkan Bush’un başarılarını ve hatalarını özetlemesini isteyince Laura Bush, “Sadece başarılarını özetleyebilir miyim?” diye esprili bir cevap veriyordu. Laura Bush’un doğaçlama konuştuğu o anlar, bu insanın nasıl birisi olduğunu bulmama yardımcı oldu.”
Elizabeth Banks’e göre Laura Bush’un en belirgin yönü George W. Bush ile olan evliliğiydi. Bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Yaptığımız araştırmalar sonucunda Bush çiftinin birbirini çok sevdiği kararına vardık. Onlarla ilgili yaklaşımımız, bu çiftin birbirine çok tatlı, çok destekleyici davrandığı şeklinde oldu. Filmdeki sahneleri oynarken verdiğimiz kararlarda elimizdeki en önemli veri buydu. Bush çiftini bir arada gördüğüm, birbirleriyle konuşurken duyduğum zamanlarda Laura Bush’un kocasına karşı sevgi dolu ve destekleyici bir eş olduğuna kesinlikle inandım. İşin güzel yanı Bush’un da bunu takdir ediyor olmasıydı.”
“Laura Bush’u tanıyabilmek epeyce zordur. En yakın dostları ve biyografi yazarları bile öncelikle bu özelliğini söylerler. Onunla çok kişisel anları paylaşmış insanları bulmaya ve söyleşilerini okumaya çalıştım. Bunlardan birisi Charlie Rose ile yaptığı bir söyleşiydi. Yazıyı okurken Charlie Rose ile arkadaş olduklarını hissediyorsunuz. Kızı Jenna’nın o günlerdeki evliliği üzerine konuşuyorlardı. Söyleşi sırasında gardını bir miktar indirmiş olmalı ki, bazı yerlerinde espriler yaptığını görmek ilginçti. Söyleşinin bir noktasında Charlie Rose, ondan Başkan Bush’un başarılarını ve hatalarını özetlemesini isteyince Laura Bush, “Sadece başarılarını özetleyebilir miyim?” diye esprili bir cevap veriyordu. Laura Bush’un doğaçlama konuştuğu o anlar, bu insanın nasıl birisi olduğunu bulmama yardımcı oldu.”
Elizabeth Banks’e göre Laura Bush’un en belirgin yönü George W. Bush ile olan evliliğiydi. Bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Yaptığımız araştırmalar sonucunda Bush çiftinin birbirini çok sevdiği kararına vardık. Onlarla ilgili yaklaşımımız, bu çiftin birbirine çok tatlı, çok destekleyici davrandığı şeklinde oldu. Filmdeki sahneleri oynarken verdiğimiz kararlarda elimizdeki en önemli veri buydu. Bush çiftini bir arada gördüğüm, birbirleriyle konuşurken duyduğum zamanlarda Laura Bush’un kocasına karşı sevgi dolu ve destekleyici bir eş olduğuna kesinlikle inandım. İşin güzel yanı Bush’un da bunu takdir ediyor olmasıydı.”
James Cromwell - Beyaz Saray
James Cromwell filmde en çok baba/oğul ilişkisine ve iki erkek arasındaki politik ve kişisel farklılıklara ilgi duyduğunu belirterek düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Burada bir hanedan vardır. Oynadığım karakter filmin bir noktasında oğlunu bu hanedanı yıkmaya çalışmakla suçlar. Bu ailenin yarattığı hanedanın yıkılmasının ne kadar acı verici olduğunu tahmin etmek zor değil… Büyük yatırım yapmışlar. Aileye özgü davranış biçimleri, ahlaki kodlar var. Karmaşık ilişkiler ve davranışlar sözkonusu… Bunların hepsi bana ilginç geldi. Oliver iki başkan arasındaki ton ve stil farklılıklarına önem veriyordu. Benim oynadığım “Baba Bush” tek dönem için seçilmiş. Bence kökleri çok derinlerde olan aşağılık ve güvensizlik duyguları var. Genç Bush’a göre hayli soğuk ve mesafeli birisi… Baba Bush’ta zamanla bir miktar acelecilik, tutarsızlık, haşin davranışlar ve inanılmaz bir özgüven oluştuğunu görürüz. Bu inanılmaz özgüvenle iktidarı alınca yansımaları Beyaz Saray’ın yönetiminde ortaya çıkar. Buradaki tehlike, Beyaz Saray’da emperyal bir başkanlık yaratılmasıdır. Adımlarını dikkatli atar gibi gözüken bir adamın iktidara gelince ne kadar çubuk değiştiğini, birinci Körfez Savaşı sırasında Ortadoğu’da meydana gelen olaylara beklenmedik tepkiler verdiğini görürüz.”
Portresini çizdiği Baba Bush’un politikalarına “Yüzde 100 katılmadığını” açıkça söyleyen Cromwell, buna rağmen kendisine yakın hissettiği bazı yönler bulduğunu belirterek şöyle konuşuyor:
“Birçok açıdan çok benzer yönlerimiz var. O, Greenwich’te büyümüş, bin Westchester County’de büyüdüm. O çok özel bir okula gitmiş. Ben de öyle yaptım ama benimki onun kadar prestijli değildi. Yale Üniversitesine gitmedim ama orada okuyan birçok arkadaşım var. Gerçek anlamda özdeşleştiğim yönü ise, ondaki aile sevgisidir. Kendisine yakın insanlara çok samimi davrandığını düşünüyorum.”
Baba Bush’da güçlü aile duyguları olduğu düşüncesine katıldığını söyleyen Oliver Stone, oğul Bush’un babasıyla olan çatışmalı ilişkisinin temelinde aile değerlerinin yer aldığını; oğul Bush’un kişilik yapısıyla politikalarında aile değerlerinin anahtar konumda olduğuna dikkat çekerek şöyle konuşuyor:
“Filmi Güney eyaletlerinde çektik. Orada tanıştığım insanların çoğu Bush taraftarıydı. Bush’ta ne bulduklarını, neden ona oy verdiklerini sorduğumda üç hususa dikkat çektiler: İnanç, aile ve dostluk… George W. Bush’un kendi ailesiyle, özellikle de karısıyla ilişkisinin belirleyici unsuru aile kavramıydı. Bush’a oy verenler onun iyi bir koca olduğunu, bunun çok önemli olduğunu söylüyorlardı. Özellikle de 90’lı yılların sonlarındaki Clinton skandallarıyla kıyaslanınca…”
“Burada bir hanedan vardır. Oynadığım karakter filmin bir noktasında oğlunu bu hanedanı yıkmaya çalışmakla suçlar. Bu ailenin yarattığı hanedanın yıkılmasının ne kadar acı verici olduğunu tahmin etmek zor değil… Büyük yatırım yapmışlar. Aileye özgü davranış biçimleri, ahlaki kodlar var. Karmaşık ilişkiler ve davranışlar sözkonusu… Bunların hepsi bana ilginç geldi. Oliver iki başkan arasındaki ton ve stil farklılıklarına önem veriyordu. Benim oynadığım “Baba Bush” tek dönem için seçilmiş. Bence kökleri çok derinlerde olan aşağılık ve güvensizlik duyguları var. Genç Bush’a göre hayli soğuk ve mesafeli birisi… Baba Bush’ta zamanla bir miktar acelecilik, tutarsızlık, haşin davranışlar ve inanılmaz bir özgüven oluştuğunu görürüz. Bu inanılmaz özgüvenle iktidarı alınca yansımaları Beyaz Saray’ın yönetiminde ortaya çıkar. Buradaki tehlike, Beyaz Saray’da emperyal bir başkanlık yaratılmasıdır. Adımlarını dikkatli atar gibi gözüken bir adamın iktidara gelince ne kadar çubuk değiştiğini, birinci Körfez Savaşı sırasında Ortadoğu’da meydana gelen olaylara beklenmedik tepkiler verdiğini görürüz.”
Portresini çizdiği Baba Bush’un politikalarına “Yüzde 100 katılmadığını” açıkça söyleyen Cromwell, buna rağmen kendisine yakın hissettiği bazı yönler bulduğunu belirterek şöyle konuşuyor:
“Birçok açıdan çok benzer yönlerimiz var. O, Greenwich’te büyümüş, bin Westchester County’de büyüdüm. O çok özel bir okula gitmiş. Ben de öyle yaptım ama benimki onun kadar prestijli değildi. Yale Üniversitesine gitmedim ama orada okuyan birçok arkadaşım var. Gerçek anlamda özdeşleştiğim yönü ise, ondaki aile sevgisidir. Kendisine yakın insanlara çok samimi davrandığını düşünüyorum.”
Baba Bush’da güçlü aile duyguları olduğu düşüncesine katıldığını söyleyen Oliver Stone, oğul Bush’un babasıyla olan çatışmalı ilişkisinin temelinde aile değerlerinin yer aldığını; oğul Bush’un kişilik yapısıyla politikalarında aile değerlerinin anahtar konumda olduğuna dikkat çekerek şöyle konuşuyor:
“Filmi Güney eyaletlerinde çektik. Orada tanıştığım insanların çoğu Bush taraftarıydı. Bush’ta ne bulduklarını, neden ona oy verdiklerini sorduğumda üç hususa dikkat çektiler: İnanç, aile ve dostluk… George W. Bush’un kendi ailesiyle, özellikle de karısıyla ilişkisinin belirleyici unsuru aile kavramıydı. Bush’a oy verenler onun iyi bir koca olduğunu, bunun çok önemli olduğunu söylüyorlardı. Özellikle de 90’lı yılların sonlarındaki Clinton skandallarıyla kıyaslanınca…”
Josh Brolin - Beyaz Saray
“W”nin dağıtımını büyük stüdyolardan hiçbirisi üstlenmediği halde projeye Bill Block’un sahibi olduğu QED adlı prodüksiyon, finans ve satış şirketi sahip çıktı.
“Film piyasasına çıktık ve, ‘Elimizde şu kadar bütçe var. Bu filmi yapmak için bize katılır mısınız?’ diye sorduk. Çok sayıda aktör ve teknik ekipten geri dönüş aldık” diyor Stone…
Filmin başrolünde Josh Brolin’in oynamasını isteyen Oliver Stone bu tercihinin sebebini şu sözlerle açıklıyor: “Josh Brolin yakın zaman öncesine kadar çok fazla tanınmayan bir karakter oyuncusuydu. 2007 yılında oynadığı ‘No Country for Old Men’, ‘In the Valley of Elah’ ve ‘American Gangster’ ile bir anda başrollere sıçramayı başardı. Onu yıllardır tanıyordum. Onunla George W. Bush karakteri arasında ilginç paralellikler vardı. Bir Hollywood yıldızının oğlu olan Josh’un çalkantılı bir hayatı olduğu için George W. Bush’un karşılaştığı krizlerin benzerini mutlaka yaşamıştı. Filmi çektiğimiz sırada 40 yaşında olması da, Bush’un dönüşüm geçirdiği döneme denk geliyordu. Tıpkı Bush gibi tüm toplumun ilgi odağı olan güçlü bir babanın gölgesinde büyümüştü. Ayrıca Hollywood’a Kaliforniya’daki bir çiftlikten gelmişti. Bu durum bana, Bush’un Teksas’ın Crawford bölgesindeki çiftlikten gelişini çağrıştırdı.”
Oliver Stone’un çok istemesine rağmen Brolin başlangıçta bu teklifi geri çevirdi. Ünlü aktör neden böyle yaptığını şu sözlerle açıklıyor:
“Bush ve yönetim tarzı hakkında bilmem gereken herşeyi bildiğimi hissediyordum. Ayrıca Bush ile Oliver’in her ikisi de muhalif kamplardaydı. Bu nedenle böyle bir filmin yapımının kesinlikle hata olduğunu düşünüyordum ki, bunun bir önyargı olduğu sonradan ortaya çıktı. Başlangıçta bu teklife hayır dedim. Kendisiyle çalışmayı çok istediğimi ama böyle bir filme ilgi duymadığımı söyledim. Ayrıca Oliver’ın, Bush ile benim aramda benzerlikler olduğunu görmesi de bana biraz hakaret gibi gelmişti. Ancak Oliver geri çekilmeyip son derece ısrarcı davrandı. Senaryoyu bana vererek, “Sadece oku” dedi. Sonunda dediğini yaptım. Senaryoyu okuyunca şaşırdım, etkilendim, heyecanlandım, coştum. Çünkü Bush’un durumuna biraz da üzüldüm. Hepsinden önemlisi onunla özdeşleştim.”
Josh Brolin’in sözleşmeyi imzalamasından sonra kadronun geri kalan kısmı hızla tamamlandı. Kamuoyunda “Baba Bush” olarak tanınan George Herbert Walker Bush rolünde James Cromwell’in oynaması önerisi de Brolin’den geldi.
Brolin bu önerisinin gerekçesini şöyle açıklıyor: “James Cromwell’in büyük hayranıydım. Asil görünüme sahip olan büyük bir aktördür. Tiyatro kökenlidir. İsmini uzun zamandır duyardım ama hiç tanışmamıştık. Ancak bu rol için mükemmel olduğunu düşündüm. Oliver de öyle düşündü sanırım.”
“Film piyasasına çıktık ve, ‘Elimizde şu kadar bütçe var. Bu filmi yapmak için bize katılır mısınız?’ diye sorduk. Çok sayıda aktör ve teknik ekipten geri dönüş aldık” diyor Stone…
Filmin başrolünde Josh Brolin’in oynamasını isteyen Oliver Stone bu tercihinin sebebini şu sözlerle açıklıyor: “Josh Brolin yakın zaman öncesine kadar çok fazla tanınmayan bir karakter oyuncusuydu. 2007 yılında oynadığı ‘No Country for Old Men’, ‘In the Valley of Elah’ ve ‘American Gangster’ ile bir anda başrollere sıçramayı başardı. Onu yıllardır tanıyordum. Onunla George W. Bush karakteri arasında ilginç paralellikler vardı. Bir Hollywood yıldızının oğlu olan Josh’un çalkantılı bir hayatı olduğu için George W. Bush’un karşılaştığı krizlerin benzerini mutlaka yaşamıştı. Filmi çektiğimiz sırada 40 yaşında olması da, Bush’un dönüşüm geçirdiği döneme denk geliyordu. Tıpkı Bush gibi tüm toplumun ilgi odağı olan güçlü bir babanın gölgesinde büyümüştü. Ayrıca Hollywood’a Kaliforniya’daki bir çiftlikten gelmişti. Bu durum bana, Bush’un Teksas’ın Crawford bölgesindeki çiftlikten gelişini çağrıştırdı.”
Oliver Stone’un çok istemesine rağmen Brolin başlangıçta bu teklifi geri çevirdi. Ünlü aktör neden böyle yaptığını şu sözlerle açıklıyor:
“Bush ve yönetim tarzı hakkında bilmem gereken herşeyi bildiğimi hissediyordum. Ayrıca Bush ile Oliver’in her ikisi de muhalif kamplardaydı. Bu nedenle böyle bir filmin yapımının kesinlikle hata olduğunu düşünüyordum ki, bunun bir önyargı olduğu sonradan ortaya çıktı. Başlangıçta bu teklife hayır dedim. Kendisiyle çalışmayı çok istediğimi ama böyle bir filme ilgi duymadığımı söyledim. Ayrıca Oliver’ın, Bush ile benim aramda benzerlikler olduğunu görmesi de bana biraz hakaret gibi gelmişti. Ancak Oliver geri çekilmeyip son derece ısrarcı davrandı. Senaryoyu bana vererek, “Sadece oku” dedi. Sonunda dediğini yaptım. Senaryoyu okuyunca şaşırdım, etkilendim, heyecanlandım, coştum. Çünkü Bush’un durumuna biraz da üzüldüm. Hepsinden önemlisi onunla özdeşleştim.”
Josh Brolin’in sözleşmeyi imzalamasından sonra kadronun geri kalan kısmı hızla tamamlandı. Kamuoyunda “Baba Bush” olarak tanınan George Herbert Walker Bush rolünde James Cromwell’in oynaması önerisi de Brolin’den geldi.
Brolin bu önerisinin gerekçesini şöyle açıklıyor: “James Cromwell’in büyük hayranıydım. Asil görünüme sahip olan büyük bir aktördür. Tiyatro kökenlidir. İsmini uzun zamandır duyardım ama hiç tanışmamıştık. Ancak bu rol için mükemmel olduğunu düşündüm. Oliver de öyle düşündü sanırım.”
Oliver Stone’un “W” projesi
Oliver Stone’un “W” projesi, yönetmenin bir başka projesi olan “Pinkville”in külleri üzerinde doğdu. Stone o filmi çekebilseydi Amerikalılar’ın Vietnam’da yaptığı My Lai katliamını anlatacaktı. Ancak 2007 Noel’ine kadar finansör bir türlü bulunamadı. Daha önce “Wall Street” (1987) adlı filmde beraber çalışmış olan Oliver Stone ile senaryo yazarı Stanley Weiser, bir yandan “Pinkville” için finansör ararken bir yandan da Bush üzerine bir film geliştirmek için çalışmalarını sürdürmüşlerdi. Sonra “Pinkville” için finansör bulunamayacağı kesinleşince tüm dikkatlerini “W”nin senaryosuna verdiler.
Oliver Stone’un bu konudaki yorumu şöyle: “Bush’u anlatan bir filmi hemen şu an yapmadığımız takdirde bir daha uzun süre yapılmayacağını düşündüm. Özellikle tarihin bu döneminde bu konu henüz raf ömrü dolmamış taze meyve gibiyken ve tüm dikkatler Bush’a yönelmişken seçimlerden önce böyle bir filmi yapabilmemiz için hala şans vardı.”
Konu üzerindeki araştırmayı derinleştiren Oliver Stone ile Stanley Weiser, anlatılacak öyküyü üç parçaya böldüler ve aralara birtakım kurgusal unsurlar da katarak çalışmalarını sürdürdüler.
Oliver Stone’un üç parçalı yaklaşım konusundaki yorumu şöyle: “Amacımızı asla gizlemedik. Gerçeğe daima sadık kaldık ama bazı bölümleri sıkıştırıp dramatize ettik. Filmin birinci bölümünde genç, isyankar ruhlu ve tüm girişimlerinde başarısız olan bir adamın kökleri vardır.
40 yaşına gelinceye kadar böyle devam eder. İkinci bölümde Evangelizme geçişini görürüz. Bu dönüşüm onun tüm kişisel alışkanlıklarını değiştirmiş, özellikle alkole karşı güçlü irade kazanmasını sağlamıştır. Beyzbol takımı sahibi olur, iki dönem Teksas valiliği yapar. Bu dönemde iki partiye de (Cumhuriyetçilere ve Demokratlara) sıcak bakan bir görüntü çizer. Sonuç bölümünü oluşturan üçüncü bölümde ise, Bush’un başkanlık dönemini anlattık. Ancak sekiz yıllık başkanlık süresinin hepsini anlatmak yerine başlangıç dönemi üzerinde odaklandık. Sözünü ettiğim bu dönem, 2001 yılı Ekim ayı ile 2003 Mart ayı arasındaki hayati önem taşıyan ve Bush’un sonunda Irak’a savaş açtığı dönemdir.”
Oliver Stone’un bu konudaki yorumu şöyle: “Bush’u anlatan bir filmi hemen şu an yapmadığımız takdirde bir daha uzun süre yapılmayacağını düşündüm. Özellikle tarihin bu döneminde bu konu henüz raf ömrü dolmamış taze meyve gibiyken ve tüm dikkatler Bush’a yönelmişken seçimlerden önce böyle bir filmi yapabilmemiz için hala şans vardı.”
Konu üzerindeki araştırmayı derinleştiren Oliver Stone ile Stanley Weiser, anlatılacak öyküyü üç parçaya böldüler ve aralara birtakım kurgusal unsurlar da katarak çalışmalarını sürdürdüler.
Oliver Stone’un üç parçalı yaklaşım konusundaki yorumu şöyle: “Amacımızı asla gizlemedik. Gerçeğe daima sadık kaldık ama bazı bölümleri sıkıştırıp dramatize ettik. Filmin birinci bölümünde genç, isyankar ruhlu ve tüm girişimlerinde başarısız olan bir adamın kökleri vardır.
40 yaşına gelinceye kadar böyle devam eder. İkinci bölümde Evangelizme geçişini görürüz. Bu dönüşüm onun tüm kişisel alışkanlıklarını değiştirmiş, özellikle alkole karşı güçlü irade kazanmasını sağlamıştır. Beyzbol takımı sahibi olur, iki dönem Teksas valiliği yapar. Bu dönemde iki partiye de (Cumhuriyetçilere ve Demokratlara) sıcak bakan bir görüntü çizer. Sonuç bölümünü oluşturan üçüncü bölümde ise, Bush’un başkanlık dönemini anlattık. Ancak sekiz yıllık başkanlık süresinin hepsini anlatmak yerine başlangıç dönemi üzerinde odaklandık. Sözünü ettiğim bu dönem, 2001 yılı Ekim ayı ile 2003 Mart ayı arasındaki hayati önem taşıyan ve Bush’un sonunda Irak’a savaş açtığı dönemdir.”
Beyaz Saray Filminin Karakterleri
Filmin ana temasını baba-oğul ilişkisi oluştururken George W. Bush’un içsel gücünde, kendine güveninde, hatta dikbaşlılığında annesi Barbara Bush’un etkisi olduğunu görürüz. Filmde Barbara Bush rolünde Ellen Burstyn kamera karşısına geçti.
Bush ailesinde güvenilir danışmanlarının ve aile dostlarının da hayati önemi vardır. Bu rollerde kamera karşısına geçen oyuncular şöyle sıralanıyor:
George W. Bush’un uzun yıllardır danışmanlığını yapan Karl Rove rolünde Toby Jones;
Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleeza Rice rolünde Thandie Newton;
Savunma Bakanı Donald Rumsfeld rolünde c;
Basın Danışmanı Ari Fleischer rolünde c;
Dışişleri Bakanı Colin Powell rolünde Jeffrey Wright;
Başkan Yardımcısı Dick Cheney rolünde Richard Dreyfuss;
CIA Direktörü George Tenet rolünde Bruce McGill;
Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz rolünde Dennis Boutsikaris;
İngiltere Başbakanı Tony Blair rolünde Ioan Gruffud.
Bush ailesinde güvenilir danışmanlarının ve aile dostlarının da hayati önemi vardır. Bu rollerde kamera karşısına geçen oyuncular şöyle sıralanıyor:
George W. Bush’un uzun yıllardır danışmanlığını yapan Karl Rove rolünde Toby Jones;
Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleeza Rice rolünde Thandie Newton;
Savunma Bakanı Donald Rumsfeld rolünde c;
Basın Danışmanı Ari Fleischer rolünde c;
Dışişleri Bakanı Colin Powell rolünde Jeffrey Wright;
Başkan Yardımcısı Dick Cheney rolünde Richard Dreyfuss;
CIA Direktörü George Tenet rolünde Bruce McGill;
Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz rolünde Dennis Boutsikaris;
İngiltere Başbakanı Tony Blair rolünde Ioan Gruffud.
Oliver Stone’un yönettiği “W”, Beyaz Saray
Oliver Stone’un yönettiği “W”, Amerika Birleşik Devletleri’nin 42. Başkanı George W. Bush’un Yale Üniversitesi’nde öğrenim gördüğü günlerde kaldığı öğrenci evinden başlayarak Teksas’taki petrol tarlalarında devam eder; ileride ABD Başkanı olacak bir adamın mücadelelerini, başarılarını ve her ikisinin de sonuçlarını anlatır.
“W” filmi, yönetmen Oliver Stone’un ABD başkanlarını anlattığı ilk biyografi çalışması değildir. Daha önce de Richard M. Nixon’ın hayatını ve başkanlık dönemini ele alan bir film çekmişti. “Nixon” adını taşıyan o filmiyle dört dalda Oscar adaylığı aldı.
Nixon’ın politik görüşlerini paylaşmadığı için onu olduğundan küçük gösteren bir film yapma riski vardı ama objektif davranarak bir erkeğin empati ağırlıklı dengeli portresini sunmayı başardı. “W”yi çekerken hedefi yine aynı oldu. Fotoğraf malzemesini, sözleri ve politikaları arka plana almak suretiyle bir erkeği tüm kusurları ve güçlü yönleriyle gözler önüne sermeyi amaçladı.
Politik açıdan Bush ile aynı düşüncede olmadığını açık açık söyleyen Oliver Stone, portresini çizdiği başkan ile ilgili şu yorumu yapıyor:
“Bush’un tüm dünya üzerinde olağanüstü büyük etkisi oldu. ABD Başkanlık makamının güç kullanım düzeyi hiç bu kadar üst düzeyde olmamıştı. Bu film güncel bir çalışma olduğu için elbette bazıları şiddetle karşı çıkacak ama bazıları da neyi anlattığımızı çok iyi anlayacak. Bizim filmimizin Bush’u şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir açıdan ele aldığını düşünüyorum. İzleyiciler bu sıradışı başkana perde arkasından bakma şansı bulacak. Hepimiz onu yakından tanıdığımızı zannedebiliriz ama aslında gerçek kimliğini bilmiyoruz. Çünkü ortada imajları hep kendisine bağlı ekipler tarafından yapay olarak yaratılan bir başkan var. Bence bu öykünün en büyüleyici yanı, filmin özünde yer alan baba-oğul öyküsüdür. Yıllardır Bush ailesinde anne-oğul faktörünün önemli olduğu düşüncesindeydim ama araştırmalarımı derinleştirdikçe baba faktörünün düşündüğümden daha büyük rolü olduğunu keşfettim.”
Oliver Stone, baba ile oğul arasındaki karmaşık ilişkinin George W. Bush üzerinde aşırı yüksek etkisi olduğunu, sonuçta bu durumun Birleşik Amerika ve tüm dünya üzerinde etki yaptığını sözlerine ekliyor. Bu konunun irdelenmesinin Bush ailesinin hoşuna gitmediğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor:
“Erkek çocuklar babalarıyla birçok şekilde rekabet halindedir. Psikolojide buna Odipus kompleksi adı verilir. Bush ailesi bu konuda konuşmaktan hoşlanmaz. Anlamsız bir terim olduğunu iddia ederler. Ancak Yunan ve Elizabeth dönemine kadar inersek, dramalarda bu ilişkinin son derece zengin ve bereketli bir kaynak olduğunu görebiliriz. Babanın eksik yönleri, yarım kalmış işleri hep oğlunda ortaya çıkar ve sonuçta oğlunun günahları haline gelirler.”
Stone sözlerini şöyle noktalıyor: “Bu filmin özünde başkanlık dönemiyle ilgili sorular gündeme getirilir. Bush’un başkanlığı sırasında neler olduğu irdelenirken ‘Kim bu adam?’ sorusu sorulur. Bush’un nasıl başkan olduğu konusu zaten başlıbaşına büyüleyici bir öyküdür. Başlangıçta ailesinin seçkin yapısına karşı çıkan bir adamken nasıl geri döndüğü anlatılır. Ardından başkanlık döneminde yaptıkları da bambaşka bir büyüleyici öyküdür.”
“W” filmi, yönetmen Oliver Stone’un ABD başkanlarını anlattığı ilk biyografi çalışması değildir. Daha önce de Richard M. Nixon’ın hayatını ve başkanlık dönemini ele alan bir film çekmişti. “Nixon” adını taşıyan o filmiyle dört dalda Oscar adaylığı aldı.
Nixon’ın politik görüşlerini paylaşmadığı için onu olduğundan küçük gösteren bir film yapma riski vardı ama objektif davranarak bir erkeğin empati ağırlıklı dengeli portresini sunmayı başardı. “W”yi çekerken hedefi yine aynı oldu. Fotoğraf malzemesini, sözleri ve politikaları arka plana almak suretiyle bir erkeği tüm kusurları ve güçlü yönleriyle gözler önüne sermeyi amaçladı.
Politik açıdan Bush ile aynı düşüncede olmadığını açık açık söyleyen Oliver Stone, portresini çizdiği başkan ile ilgili şu yorumu yapıyor:
“Bush’un tüm dünya üzerinde olağanüstü büyük etkisi oldu. ABD Başkanlık makamının güç kullanım düzeyi hiç bu kadar üst düzeyde olmamıştı. Bu film güncel bir çalışma olduğu için elbette bazıları şiddetle karşı çıkacak ama bazıları da neyi anlattığımızı çok iyi anlayacak. Bizim filmimizin Bush’u şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir açıdan ele aldığını düşünüyorum. İzleyiciler bu sıradışı başkana perde arkasından bakma şansı bulacak. Hepimiz onu yakından tanıdığımızı zannedebiliriz ama aslında gerçek kimliğini bilmiyoruz. Çünkü ortada imajları hep kendisine bağlı ekipler tarafından yapay olarak yaratılan bir başkan var. Bence bu öykünün en büyüleyici yanı, filmin özünde yer alan baba-oğul öyküsüdür. Yıllardır Bush ailesinde anne-oğul faktörünün önemli olduğu düşüncesindeydim ama araştırmalarımı derinleştirdikçe baba faktörünün düşündüğümden daha büyük rolü olduğunu keşfettim.”
Oliver Stone, baba ile oğul arasındaki karmaşık ilişkinin George W. Bush üzerinde aşırı yüksek etkisi olduğunu, sonuçta bu durumun Birleşik Amerika ve tüm dünya üzerinde etki yaptığını sözlerine ekliyor. Bu konunun irdelenmesinin Bush ailesinin hoşuna gitmediğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor:
“Erkek çocuklar babalarıyla birçok şekilde rekabet halindedir. Psikolojide buna Odipus kompleksi adı verilir. Bush ailesi bu konuda konuşmaktan hoşlanmaz. Anlamsız bir terim olduğunu iddia ederler. Ancak Yunan ve Elizabeth dönemine kadar inersek, dramalarda bu ilişkinin son derece zengin ve bereketli bir kaynak olduğunu görebiliriz. Babanın eksik yönleri, yarım kalmış işleri hep oğlunda ortaya çıkar ve sonuçta oğlunun günahları haline gelirler.”
Stone sözlerini şöyle noktalıyor: “Bu filmin özünde başkanlık dönemiyle ilgili sorular gündeme getirilir. Bush’un başkanlığı sırasında neler olduğu irdelenirken ‘Kim bu adam?’ sorusu sorulur. Bush’un nasıl başkan olduğu konusu zaten başlıbaşına büyüleyici bir öyküdür. Başlangıçta ailesinin seçkin yapısına karşı çıkan bir adamken nasıl geri döndüğü anlatılır. Ardından başkanlık döneminde yaptıkları da bambaşka bir büyüleyici öyküdür.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)